Amerikan rüyası

Bir dönem NBA'in tozunu atmış yıldızlar, zaman zaman Avrupa sahnesinde de ışıldadı. Avrupalı basketbolseverler de önemli birçok yıldızı bu vesileyle Yaşlı Kıta'da izleme fırsatı buldu, kiminin yolu da ülkemize düştü... Dahil oldukları organizasyonların seyrini değiştiren bu efsane isimlerden Dominique Wilkins, Deron Williams, Bob McAdoo, Mahmoud Abdul-Rauf ve Allen Iverson'ı yazarlarımız kaleme aldı. Bonus olarak Iverson'ın 'Yılnızca Güçlüler Ayakta Kalır' kitabını da hatırlattık.

Amerikan rüyası
06 Nisan 2021 - 09:43

BÜYÜK OLAY
DOMINIQUE WILKINS

 
"Dominique Wilkins, herhalde NBA'den Avrupa’ya gelen en büyük isimdir. Wilkins’in Avrupa’ya gelmesi çok acayip bir transferdi. Avrupa basketbol tarihinin en önemli olaylarından biridir. Hatta o kadar büyük bir bütçe gerekiyordu ki; Giannakopoulos biraderler, onun parasını kendi ceplerinden ödedi."
 
MURAT MURATHANOĞLU
 
NBA tarihinin en önemli oyuncularından Dominique Wilkins'in Avrupa’ya gelmesi büyük ses getirdi. Wilkins öyle bir isimdi ki, aşil tendonu kopmuş olmasaydı, 1992 yılındaki gerçek Rüya Takım kadrosunda yer alabilecek bir yıldızdı. Atlanta Hawks’ta oynadığı için hiçbir zaman Larry Bird ve Magic Johnson’ın domine ettiği ve birçok iyi takımın olduğu NBA’de en azından takım başarısı açısından hiçbir zaman hak ettiği yere gelemedi.
 
Şimdi Wilkins neden Panathinaikos’a gitti? Gelin bunu masaya yatıralım. Bu nedenlerden ilki, ABD'de kazandığı paraların büyük bir bölümünü yatırımlarda kaybettiği için paraya ihtiyacı vardı. PANA ona 2 yıllık net 7 milyon dolarlık teklif sundu. Panathinaikos bütün vergilerini ödeyecekti, 4 katlı bir villası olacaktı, 2 araba, 1 uşak, çocukları için öğretmenler… Cebinden para çıkmadan Yunanistan’da yaşayacaktı. Bir neden bundan kabul etti denir.
 
Bir diğer nedenin de, NBA’de hiçbir zaman bulamadığı şampiyonluğu, Panathinaikos ile EuroLeague’de yaşayacağını düşündüğü için olduğu söylenir. Hangisi daha doğru, tam olarak bilemiyorum... Yanlış hatırlamıyorsam, o zamanlar Atlanta gazetelerinde Wilkins’in 'Avrupa’ya gidip kolay para kazanacağım' dediği yönünde haberler çıkmıştı; ama bu macera da kolay olmadı. Çünkü koç Bozidar Maljkovic ile hiç anlaşamadı. En azından ilk başta...
 
Bir de şöyle talihsiz bir dönem yaşamıştı; annesi ameliyat oluyordu, babası da şeker komasına girdi. Hafızam beni yanıltmıyorsa, 2 haftalığına Amerika’ya gitmek durumunda kaldı. Böyle olunca Majkovic ile arası daha da açıldı. Para dışında çok iyi bir tecrübe olmadı Atina. Tabii ki, şampiyonluğu kazandığı zaman birçok şey değişti. Final Four MVP’si seçildi, Wilkins, EuroLeague’de genelde çok iyi maçlar çıkardı. Özellikle CSKA karşısında, yarı finalde 35 sayı atmıştı! Ama Barcelona finali, Vrankovic’in bloğu ile akıllarda kalmıştı. Hatta EuroLeague’in ULEB tarafından kurulmasına neden olan pozisyonların en önemlilerinden biriydi.
 
Nereden bakarsan bak, Dominique Wilkins’in Avrupa’ya gelmesi çok acayip bir olaydı. Çok enteresandı ve iyi de dayandı. Çünkü o seviyede bir NBA oyuncusu, koçun o türlü yaklaşımlarına karşı bir tepki gösterirdi. Şöyle özetleyebiliriz; yakın çevresine de bunu sık sık söylemişti. Transferin yapıldığı ilk dönemde onu hiç istemeyen bir koç ile ona tapan bir Panathinaikos taraftar kitlesi arasında kaldı. Ki ne Amerika’da Georgia Üniversitesi’nde ne de NBA’de böyle bir sevgi görmedi. Böyle bir desteği ilk kez Atina'da gördü.
 
Enteresan olan şeylerden bir tanesi de, Final Four 1996'da Wilkins'in doğduğu şehir Paris’te idi. Dominique Wilkins’in babası asker olduğu için ve Paris'te üste görevli olduğu için orada doğmuştu. Doğduğu şehirde ama dilini bilmediği bir ülkede; Fransa’da kupa kazandı. Bu tabii ki Avrupa basketbol tarihinin en önemli olaylarından biridir. Hatta ABD'li yıldızın gelmesi için o kadar büyük bir bütçe gerekiyordu ki, Giannakopoulos biraderler, onun parasını kendi ceplerinden ödedi. Çünkü kulübün onaylanmış bütçesinde -Panathinaikos'un o dönem dev bütçesi vardı- öyle bir para yoktu.
 
Dominique Wilkins’i çok severim. Ama biraz şanssızlıklar, biraz da kandırılması ile hiçbir zaman basketbolda hak ettiği yere gelmedi. Herhangi bir şampiyonluğun adil olması çok önemli; fakat Barcelona karşısında alınan şampiyonluk adil değildi. Ama bu şampiyonluğa Wilkins adına sevindiğimi söyleyebilirim.
 
DOMINIQUE WILKINS
Doğum Tarihi: 12 Ocak 1960
Boy: 2.01 metre
Pozisyon: Kısa Forvet
Ülkesi: ABD 
KARİYERİ
1982-94 Atlanta Hawks
1994 Los Angeles Clippers
1994-95 Boston Celtics 
1995-96 Panathinaikos
1996-97 San Antonio Spurs
1997-98 TeamSystem Fortitudo Bologna
1999 Orlando Magic
 

 
DEVRİM
DERON WILLIAMS

"Beşiktaş'a çağ atlatan transfer, D-Will, siyah beyazlılara geldiğinde ABD'deki yıllık kontratı 18 milyon dolar civarındaydı ve Chris Paul ile birlikte NBA’in en iyi iki oyun kurucusundan biriydi. Bu açıdan bakıldığında sadece Türkiye’de değil, Avrupa’ya gelen en pahalı yıldız Deron Williams'tır."
 
KEMAL ILIKKAN
 
NBA’de 2011-12 sezonu öncesi Derek Fisher’ın liderlik ettiği oyuncular sendikası ve NBA takım sahipleri arasında çeşitli başlıklarda anlaşmazlık doğmuş ve 98’den sonra, bizim jenerasyon bir kez daha 'lokavt' görmüştü.
 
Tam 23 NBA yıldızı lokavt dönemini Avrupa’da geçirdi. Yıldız yağmurundan Beşiktaş’ın payına Deron Williams düştü. Tabii ki kendiliğinden değil. Sadece 7 maç oynadı ve 5 milyon dolar alıp gitti. Üstelik, her ne kadar Amerikan basınında alaya alınsa da forması emekli edildi.
 
D-Will, Beşiktaş’a (ya da Beşiktaş Milangaz’a) geldiğinde yıllık kontratı 18 milyon dolar civarındaydı ve Chris Paul ile birlikte NBA’in en iyi iki oyun kurucusundan biriydi. Bu açıdan bakıldığında sadece Türkiye’de değil, Avrupa’ya gelen en büyük yıldız Deron Williams desek çok da iddialı olmaz.
 
O sezon Ersan İlyasova, Efes’e; Zaza Pachulia da EuroLeauge oynayan Galatasaray’a gelmişti. Bu iki isim de tıpkı Deron Willams gibi kariyerlerinin zirvesindeydi. Fenerbahçe’de oynayan Oklahoma City Thunderlı Thabo Sefolosha’yı unutmadan…
 
Tony Parker’ı sahibi olduğu ASVEL’de, Goran Dragic’i Baskonia’da, Nicolas Batum’u da EuroLeague’de mücadele eden Fransa’nın Nancy takımında -bugün nerede?- izlemiştik. Hatta yanlış hatırlamıyorsam Batum ilk maçına Abdi İpekçi’de çıkmıştı. Kısacası fantastik bir sezondu. Rüya pek çok takım için kısa sürdü; ama Beşiktaş için sezon sonuna kadar devam edecekti.
 
Beşiktaş’a gelmeden önce, New Jersey Nets formasıyla 2010-11 sezonunda 65 maçta 20.1 sayı, 10.3 asist gibi harika istatistiklerle oynamış bir NBA yıldızının, basketbola 'amatör şube' gözüyle bakan bir kulüpte oynaması Türkiye’de sadece basketbolu takip edenleri değil, Beşiktaşlı babamı bile heyecanlandırmıştı!
 
Dahası, erkek voleybol takımı küme düşmüş, basketbol takımında ise oyuncular maaşlar ödenmediği için antrenmanları boykot etmesiyle gündeme gelmişti. İşte böyle bir ortamda gerçekleşen transfere pek çok insan Deron Williams’ın şu sözlerini Twitter’da okuduktan sonra inanabildi:
 
“NBA yönetimi bizim oturmamızı istiyor. Bizi salonlara sokmuyorlar, antrenman yapmamızı istemiyorlar. Biz de oyuncular olarak kendimize başka bir yol çizmeliyiz. Onların dayattığını yapmak zorunda değilim. Organize idmanlar yapacak ve ciddi rekabetçi maçlara çıkacağım. Böylelikle lokavt biterse lige hazır bir şekilde gireceğim."
 
Anlaşılacağı üzere NBA takım sahipleri hem oyuncuların haklarını gasp ediyor, onların taleplerini geri çeviriyor, kendilerine daha çok pay istiyor hem de basketbolsuz geçen dönemde yıldız isimleri salonlara sokmadıkları gibi geçici transfer yapıp sakatlanmalarını da istemiyordu. 27 yaşındaki D-Will’de “Madem her şey hüküm sürmekle ilgili, bırakın isyan hüküm sürsün” deyip Beşiktaş Milangaz macerasına başladı.
 
50 sayılık Göttingen maçı daha çok hatırlanır; ama ben Can Akın’a basketbol öğrettiği Sinan Erdem’deki Fenerbahçe maçını daha net hatırlıyorum. Akatlar’da oynanması gereken karşılaşmayı yönetim Sinan Erdem’e aldırmış ve tıklım tıklım dolu tribünler önünde nefis bir pazar öğleden sonra maçı izlemiştik.
 
Ergin Ataman’ın takımı, Deron Williams’lı kadrosuyla 7 lig maçının 6’sını kazanıp sadece Erdemir deplasmanında mağlup oldu. Yıldız isim 19.7 sayı, 6.4 asist ortalamalarıyla oynadı. Daha da önemlisi kulübün büyümesine ve artık basketbola daha ciddi gözle bakmasına yardımcı oldu. 
 
O geldikten sonra hedefler de büyüdü çünkü... Sezon sonunda 37 yıllık şampiyonluk hasreti dindi. Direksiyonda ise yolu Utah Jazz’dan geçmiş bir başka yıldız, Carlos Arroyo vardı. Üstelik Türkiye Kupası ve Avrupa’da kupa kazanıldı.
Lokavt bitmeseydi Lamar Odom da gelecekti. Hatta Kobe Bryant’ın menajeriyle bile görüşmeler sürüyordu. Bu bir şehir efsanesi değil. Deron Williams’ı Beşiktaş’ta daha fazla izlemek için NBA’in o yıl oynanmamasına bile razıydım; ama rüya kısa sürdü.
 
Beşiktaş basketbol şubesine uzun yıllar emek veren insanlar bir çiçek bile alamadan kulüpten ayrılmıştır. Deron Williams’ın ise forması emekli edildi. Çünkü Amerika’da bile Milangaz’ın ismi duyulacaktı. Her neyse, işte böyle… NBA’in en iyi oyun kurucusunu Beşiktaş formasıyla izlemiş insanlarız. Avrupa’da oynayan en değerli NBA oyuncusu bu adamdır.

DERON WILLIAMS
Doğum tarihi: 26 Haziran 1984
Boy: 1.91 m.
Pozisyon: Oyun kurucu
KARİYERİ
2005-11 Utah Jazz
2011 Beşiktaş
2011-15 New Jersey/Brooklyn Nets
2015-17 Dallas Mavericks
2017 Cleveland Cavaliers


 
ZAFER TİMSALİ
BOB MCADOO

 
“Bob McAdoo, 14 yıl süren NBA kariyerine 5 All-Star ve 2 şampiyonluk yüzüğü sıkıştırmasının yanı sıra Olimpia Milano forması altında 2 EuroLeague zaferine imza atarken; belki de tarihte ilk 'şutör pivot' tabirinin zikredilmesine sebep olmuştu...”
 
OĞULCAN ÇOKSAYAR

 
21 yıllık basketbol kariyerine hem NBA hem de Avrupa zaferi sıkıştırmayı başaran Bob McAdoo, basketbol tarihinin tozlu sayfalarına adını yazdırabilecek kadar etkili bir isimdi. Lise döneminde yalnızca basketbol hünerleri ile değil saksafon enstrümanındaki yeteneğiyle de ön plana çıkan McAdoo, ilerleyen yıllarda oyun tarzını da bir müzikale çevirecekti. 
 
1972 NBA Draft'ında ilk turda 2. sıradan bugünlerin Los Angeles Clippers'ı o dönemki adıyla Buffalo Braves tarafından seçilen 2.06'lık yıldızın, tarihi serüveni başlamıştı.
 
Çaylak sezonunda takım olarak çok kötü bir sezonun altına imza atarlarken Bob McAdoo'nun ikinci yılı, onu vitrine iten unsurdu. İkinci sezonu olan 1973-74'te, pivot olarak görev yapan McAdoo, o yıl 74 maçta 30.6 sayı, 15.1 ribaund, 2.2 asist ve 3.3 blok ortalamaları tuttururken nasıl bir potansiyele sahip olduğunu da gözler önüne sermişti. 
 
McAdoo ayrıca söz konusu sezonda ilk kez All-Star olarak seçildi. Belki de tarihe 'şutör pivot' kavramını ilk kez sokan basketbolcu olma özelliğine sahip olan Bob McAdoo, NBA kariyerinin ilk 6 yılının 5'inde sayı ve ribaund anlamında sezon ortalamalarında double-double'ı bularak parke içinde ne kadar etkili bir isim olduğunu kanıtlamıştı.
 
McAdoo, 14 yıl süren NBA kariyerinde sırasıyla New York Knicks, Boston Celtics, Detroit Pistons, New Jersey Nets, Los Angeles Lakers ve Philadelphia 76ers formaları giyerken kariyerindeki 2 şampiyonluğu 1982 ve 1985 yıllarında Los Angeles Lakers ile kazandı. NBA kariyerinde 5 kez All-Star seçilmeyi de başaran deneyimli oyuncunun performansı parmak ısırtan türdendi. Nitekim 852 maçta ortalama 22.1 sayı, 9.4 ribaund, 2.3 asist, 1.5 blok ve 1 top çalma ortalamaları elde etti.
 
1987 yılının başında NBA kariyerine nokta koyan efsanevi pivot, Avrupa semalarına yelken açtı. Rotasını İtalya'ya çeviren McAdoo, Olimpia Milano ile el sıkışarak bambaşka bir kariyer adımı attı. Avrupa'da şampiyonluk dengelerini yeniden tasarlayacak olan McAdoo, şutör özelliği ile bambaşka bir pivot tarzını parkeye yansıtıyordu.
 
Parlak basketbol kariyerini Avrupa'da da sürdüren Bob McAdoo, Olimpia Milano'yu bambaşka bir seviyeye çekti. İtalyan devi ile 2 kez EuroLeague şampiyonluğu yaşayan yıldız pivot, 2 defa olmak üzere de lig zaferinin altına imza attı. İtalya'da bir de İtalya Kupası sevinci yaşayan McAdoo, takımının EuroLeague'de elde ettiği başarılarda büyük rol üstlendi. 
 
Özellikle 1988 yılındaki EuroLeague şampiyonluğunda yaptığı katkı küçümsenmeyecek kadar büyüktü. Finallerin en skorer ismi olmayı başaran deneyimli pivot, aynı yıl Final Four MVP'si olarak muhteşem performansının ödülünü aldı.

İlerleyen yaşına rağmen Milano'dan sonra Filanto Forlì ve Teamsystem Fabriano takımlarında basketbol oynayan Bob McAdoo, aktif basketbol hayatını 1992 yılında 41 yaşındayken sonlandırdı. 
 
İtalyan Ligi'nde yedi sezonda 201 maça çıkan McAdoo, maç başına 27 sayı ve 8.9 ribaund ortalamaları ile oynadı. EuroLeague'de Olimpia Milano forması ile üç sezonda maç başına 25.8 sayı ortalaması, 1986-87'de maç başına 21.8 sayı, 1987-88'de maç başına 29.1 sayı ve maç başına 25.5 sayı ortalamasını elde etti. Hem NBA'de hem de Avrupa'da zaferler yaşayan efsanevi pivot, 2008 yılında Hall of Fame üyeliğine dahil edildi.
 
BOB MCADOO
Doğum tarihi: 25 Ekim 1951
Boyu: 2.06 m.
Ülkesi: ABD
Pozisyon: Pivot, uzun forvet
 
KARİYERİ

1972–1976 Buffalo Braves
1976–1979 New York Knicks
1979 Boston Celtics
1979–1981 Detroit Pistons
1981 New Jersey Nets
1981–1985 Los Angeles Lakers
1986 Philadelphia 76ers
1986-1990 Olimpia Milano
1990-1992 Filanto Forlì
1992 Teamsystem Fabriano


 
SIRADIŞI 
MAHMOUD ABDUL-RAUF

 
“Hayatta birçok zorluğun üstesinden gelen Mahmoud Abdul-Rauf, politik olaylara girmeseydi ve sadece basketbola odaklansaydı, bambaşka bir yıldızdan bahsedebilirdik. Ama bazı isimler saha içinde olduğu kadar saha dışıyla da öne çıkar. O da bunu seçti.”
 
BERTAN ERMAN
 
Mahmoud Abdul-Rauf ismini ilk olarak NBA 2K oyununda, 1994 yılındaki Denver Nuggets kadrosunda görmüştüm. Üçlük seviyesi iyi olan bir isim ve meraklı biri olarak hemen araştırmaya koyuldum. Hikâyesi trajedi dolu; ama büyük bir başarıyı öyküsünü okuyacaksınız.
 
İslamiyet’i seçmeden önce adı Chris Jackson olan Mahmoud Abdul-Rauf, Mississippi’de, babasını bilmeden, annesi ve iki kardeşi ile açlık ve sefalet içinde zorluklarla dolu bir çocukluk yaşamış. Tabii ki Abdul-Rauf’un zorlukları sadece bununla sınırlı değil. Tourette Sendromu olan bir basketbolcudan bahsediyoruz. 
 
Shaq’in otobiyografisinde Mahmoud Abdul-Rauf’tan da bahsediliyor. Shaquille O’Neal ile Abdul-Rauf, LSU’dan (Louisiana Devlet Üniversitesi) takım arkadaşı. O zaman Chris Jackson adını taşıyan ve NBA’e damgasını vuracak isimlerden birinin oynadığı basketbolda ne yapacağı belli olmadığı anlatılıyor. Takım arkadaşı müsait olmasına rağmen kendisinin şut kullanması, tikler vs. Arkadaşları bu durumdan rahatsız ve tam da bu noktada LSU koçu Dale Brown, Jackson’ın durumunun anlaşılması için diğer oyunculara Tourette Sendromu ile ilgili bir video izletiyor. Dikkatimi çekmişti kitaptaki bu bölüm. İnsanları anlamak önemli.
 
Jackson, 1991 yılında din değiştiriyor ve İslamiyet’i seçiyor. Müslüman olan Chris Jackson, artık Mahmoud Abdul-Rauf’tur. Batı’da yavaş yavaş yükselen, kadrosunda Dikembe Mutombo gibi bir savunma canavarına sahip Denver Nuggets’ın hücumda etkili olan bir oyun kurucusu için şu söz söylenir: "Stephen Curry'den önce o vardı."
 
Videolarını izledim ve gerçekten tarzı günümüzdeki Steph Curry niteliğinde. Eğer şu an NBA’de oynuyor olsaydı, Curry ile en çok kıyaslanacak kişi olurdu. (Bu sözü günümüz çerçevesinde düşünün) Ama Mahmoud Abdul-Rauf’u Mahmoud Abdul-Rauf yapan şey oyunu değil, basketbol dışındaki politik duruşuydu. NFL’de herkes yakın zamanca Colin Kapernick’in ABD Marşı protestosunu bilir.
 
Lakin yıllar önce; 1995-1996 sezonunda Abdul-Rauf’un marş protestosu, gündeme bomba gibi düşmüştü. Bunun neticesinde Abdul-Rauf’a verilen cezalar, NBA kariyerinin birden tepetaklak olması… Sonunda ise Nuggets’tan ayrılması ve Sacramento Kings’te yeni bir sayfa açması… Fakat Abdul-Rauf’un Kings dönemi iyi değildi.
 
1998 yılına geldiğimizde, lokavt zamanında kendine yeni bir sayfa açmak isteyen Mahmoud Abdul-Rauf’un istikameti, Müslüman bir ülke olur; Türkiye’ye gelir. O dönem Rüya Takım olarak adlandırılan Fenerbahçe’nin bir parçası olur. Ancak Abdul-Rauf’un Fenerbahçe kariyeri ilginç ve kısa sürer. 
 
Birrivayete göre Abdul-Rauf, camiden alınıp antrenmana götürülür. Takımda sorunlar yaşar. Türkiye Ligi’nde sadece 5 maça çıkan NBA yıldızı, Türkiye’den erken ayrılır. Kariyerinde daha sonra bir NBA denemesi daha yapar ama o da olmaz. 
 
Kendisini son olarak ünlü RAP sanatçısı Ice Cube’un düzenlediği BIG 3 turnuvasında izleme şansı bulduk. Kendine iyi bakıyor, fiziksel olarak formda ve şutu da körelmemişti.
 
Hayatta birçok zorluğun üstesinden gelen Mahmoud Abdul-Rauf, politik olaylara girmeseydi ve sadece basketbola odaklansaydı, bambaşka bir yıldızdan bahsedebilirdik. Ama bazı isimler saha içinde olduğu kadar saha dışıyla da öne çıkar. O da bunu seçti.

MAHMOUD ABDUL-RAUF
Doğum tarihi: 9 Mart 1969
Boyu: 1.85 metre
Ülkesi: ABD
Pozisyon: Oyun kurucu
 
KARİYERİ
1990-96 Denver Nuggets
1996-98 Sacramento Kings
1998-99 Fenerbahçe
2000-01 Vancouver Grizzlies
2003-04 Ural Great (Rusya)
2004-05 Sedima Roseto (İtalya)
2006-07 Aris (Yunanistan)
2007-08 Al-Ittihad (Suudi Arabistan)
2009-11 Kyoto Hannaryz (Japonya)
 

 
İKON
ALLEN IVERSON

"Magic, Bird, Jordan, Kobe, Shaq, LeBron… NBA’in kaderini değiştirmiş oyunculardan söz edildiğinde akla gelen ilk isimler bunlar. Ancak konu ikon olmaya geldiğinde, Iverson herkesin bir adım önünde."
 
LEVENT LEVENTÇİ
 
Günümüzde 25-40 yaş aralığında olan çoğu basketbolseverin ilk idollerinden biri kuvvetle muhtemel Allen Iverson’dır. Çok zorlu ve yoksulluk dolu bir çocukluk geçiren 1.83’lük ele avuca sığmayan ‘The Answer’; hızlı yükseldi, kitlelere ilham verdi ve olması gerekenden çok daha erken ayrıldı sahneden.
 
Iverson’ın yoksulluk içinde geçen çocukluğunu, karıştığı bar kavgası sebebiyle adeta uçurumun ucundan geri döndüğünü, annesinin onun kariyerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu ve kariyeri boyunca kazandığı başarıları yine uzun uzun anlatmaya gerek yok. Iverson’ı özel kılan ve birçok küçük çocuğun odasını posteriyle kaplamasını sağlayan yegâne şey onun benzersiz karakteri ve oyun tarzı.
 
1996 NBA Draft’ında ilk sırada Sixers tarafından seçilen ‘The Answer’, Jordan sonrası dönem için NBA’i sırtlayabilecek en önemli oyunculardan biri olarak gösteriliyordu. Fizikli, güçlü oyuncuların hüküm sürdüğü dönemde Isiah Thomas ile birlikte ufak tefek fiziğiyle başarılı olabilen ve kitlelere ilham veren az örnekten biri olmuştu. Çok çabuk ve çok çevikti. Crossover’a yeni bir anlam katmıştı.
 
Ancak Iverson’ın NBA’deki varlığı ve etkisi basketbolseverlerin keyiflerini arttırmasına rağmen dönemin NBA Komisyoneri David Stern için hep bir tehlike konumundaydı. Magic-Bird rekabeti sonrası Michael Jordan ile iyice ivme kazanan ve kitlelere yayılan NBA’in saygınlığı, Stern için Iverson’ın varlığıyla tehlikeye girmişti. 1980 öncesi NBA, adeta kötü çocukların ligi olarak görülüyordu.
 
Iverson ile Stern arasında gerginlik neredeyse hiç bitmedi. ‘The Answer’ hip hop kültürüne yakın giyinip maçlara geliyordu ve bu sebeple NBA genelinde Dress Code yani giyim kuralına uygulamaya soktu Stern. Iverson’ın müstehcen ifadeler barından rap şarkıları yapması, Stern’in sert tepkilerine yol açıyordu. Ama sokaklardaki popülerlik göz önüne alındığında AI, herkesten ayrı bir noktadaydı.
 
Sırf dirseğindeki eklem iltihabından daha az etkilenmek için taktığı uzun kolluk, dünya genelinde moda oldu ve günümüzde bile yaygın olarak kullanılıyor. Taktığı parmaklık, örgülü saçları, hip hop kültürünü NBA’e taşıması… Hâlâ etkilerini gördüğümüz Iverson davranışlarından sadece birkaçı.
 
‘The Answer’ özellikle 2000-2005 arası NBA’in unutulmaz anlarının birçoğunda sahnede yer aldı. 2001 konferans yarı finalinde Carter ile düellosu, 2001 Finalleri ilk maçında Lakers’a karşı aldıkları galibiyet ve soktuğu acayip şut sonrası Lue’nun üstünden attığı adım, 2001 All Star maçında Marbury ile takımını sırtlayarak son çeyrekte yaklaşık 20 sayıdan dönerek maçı kazandırmaları ve daha niceleri…
 
Sixers’taki efsane koçu Larry Brown ile çalkantılı ilişkisi, disiplinsiz davranışları ve saha dışında çok geniş bir arkadaş çevresine bakması, Iverson’ın kariyerini çok kötü etkiledi. Henüz 33 yaşındayken NBA coğrafyasında istenmeyen oyuncu pozisyonuna düştü AI.
 
35 yaşında ülkemizde Beşiktaş yolunu tutan ‘The Answer’, birçoğumuzun hayalini bile kuramayacağı bir şeyin gerçekleşmesini sağladı. Her hafta onu canlı izleme fırsatı doğdu bizlere. Ancak Beşiktaş’taki kısa performansı beklentilerin altındaydı. Etiler’i sevmişti ama basketbolu artık pek sevmiyor gibiydi…
 
Tabiri caizse yıllarca taşıdığı arkadaş grubunun har vurup harman savurmasının da etkisiyle maddi olarak sıkıntıya düşen Iverson, 2030 yılında uzun zaman marka yüzü olduğu Reebok’tan alacağı yaklaşık 30 milyon dolar ile rahatlayacak. Hızlı yükselen AI, hızlı dibe vurdu. Ancak lakabına uygun olarak içinde bulunduğu duruma da bir cevap üretebilir. Kim bilir belki yine herkese ilham verir…
 
ALLEN IVERSON

Doğum tarihi: 7 Haziran 1975
Boyu: 1.83 m.
Ülkesi: ABD
Pozisyon: Şutör gard

KARİYERİ
1996-2006 Philadelphia 76ers
2006-2008 Denver Nuggets
2008-2009 Detroit Pistons
2009 Memphis Grizzlies
2009-2010 Philadelphia 76ers
2010-2011 Beşiktaş Cola Turka



YALNIZCA GÜÇLÜLER AYAKTA KALIR

 "İmajı ve davranışları hep farklı göründüğü için ‘’Amerikalı Anti kahraman’’ olarak ilan edilen Allen Iverson, kitaplara dahi konu oldu. Bunların içinde 'Yalnızca Güçlüler Ayakta Kalır' kitabı da bir neslin idolü olan yıldızın hayatına ışık tutan nadir eserlerden..."  

HÜSEYİN DEMİR

Allen Iverson; düşük bol pantolon, dövmeler, zincirler, örgülü saçları, Hip Hop kültürüne özgü olan imajı ile isyankârlığını, asiliğini saha içinde ve dışında yansıtan bir oyuncu olmuştur. Allen, kollarından bileklerine kadar uzanan dirseklikler takıyordu.

Ameliyat olduğu için tüm sezonu dirsekliği kullanarak geçirdi. Fakat Iverson, dirsekliği kullandıktan sonra bir stil haline geldi. NBA oyuncuları ve genç basketbolcular Iverson’ın sleeve tarzına özeniyordu. Farklı kuşaklar Iverson’ın sleeve ve aksesuarlarını örnek almıştır. Onun basketbol tarzı, davranışları insanların ilgisini çekiyor. Onun gibi olmaya çalışıyorlardı.

‘’Allen Iverson Efsanesi, Yalnızca Güçlüler Ayakta Kalır’’ kitabı, Larry Platt tarafından 2010 yılında yazılmıştır. Maviağaç yayınevi tarafından Türkçe çevirisini Özgür Deva yaptı. Kitabı ilk olarak üniversite yıllarımda okumuştum, tekrardan okuma fırsatı buldum. Çeşitli röportajlardan oluşan eser, Iverson’ın basketbol serüvenini, yaşam mücadelesini ve karanlık yaşamını aydınlatıyor.

Allen, yoksulluk içinde büyüyen, kenar mahalleden gelen, NBA’de oynama hayaliyle büyüyen oyuncu, annesi ve ailesi için her türlü fedakârlığı yapıyordu. Kalıplara ve kurallara pek sığmadı, tipik Amerikan örnek sporcu modeline uymadı. İmajı ve davranışları hep farklı göründüğü için ‘’Amerikalı Anti kahraman’’ olarak ilan edildi. O hep kenar mahallenin sorunlu çocuğu olmayı tercih etti.

Amerikan spor dünyası: medya, koçlar ve sporcuların sürekli düzgün davranış göstermesini bekler. Rap yapanların, aktörlerin ve hatta spor yorumcuların aksine, sporcular örnek insan, rol model olarak benimsenmiştir. Allen Iverson bu kalıplara uymadığı için farklı göründü. Takım elbise giymek yerine bol pantolonu tercih etti. Karanlık yaşamı, eğlence kültürü hep aksiyon içerisinde kaldı. Medya, koç ve takım arkadaşları ile olan ilişkilerinde açık sözlü oldu.

Iverson, tutum ve davranış tarzı olarak tenis oyuncusu John McEnroe ile çok benzetilir. Agresif yönü, rekabetçiliği benzese de Iverson imajı ile başlı başına bir farklılık gösterir. Allen, suç dünyası ile alakalı olan siyahiler arasında popüler ’cornrow’ şeklinde saçlarını örüyordu. Daha sonra Snopp Dogg gibi rapçiler de ‘cornrow’ yaparak saç stili moda haline geldi. 1997 yılında Iverson, NBA’de saçını ören ilk oyunculardan biridir. Örgülü saçlar Afro Amerikalılar için tarihsel ve etnik açıdan önemli bir figürü temsil ediyor.

Allen, Hip Hop müziğinin isyankârlığını, aykırı ruhunu taşıyarak cesur ve dürüst cevaplar verdi. Kendisine takılan ‘’The Answer’’ lakabı sahip olduğu ilk dövmedir. Vücudundaki dövmelerde de kendi hayatına dair izler vardır.

Her zaman kaos ve karmaşadan beslenen Iverson, basketbolu kendini ifade etmek için kullandığı bir sanat olduğunu anladı. Her şeyden kaçabildiği, uzaklaşabildiği yer hep basketbol oldu. Basketbol oynarken endişe ve tedirginlikten uzaklaşır. Kendini sahaya, oyunun akışına bırakır.

Smaç denilince akla Dr. J, Vince Carter geliyorsa, crossover dediğimizde ilk Iverson’ı düşünüyoruz. Answer’ın top sürüşü, topu saklaması doğal bir yetenek. Allen, her zaman hızlı bir oyuncuydu. Ondan top çalabilmek neredeyse imkânsız. Çabukluğu, zıplama yeteneği, yere yakın top sürme stili sayesinde durdurulamaz bir oyuncu oldu.

Crossover uzmanı, topu o kadar alçaktan sektiriyor ki savunmayı tamamen ’hipnotize’ ediyor. Hızlı yer ve yön değiştirmeleri ile rakibini eksilterek hemen çembere gidebiliyor. O dönemin çocukları, sokakta basketbol oynayan gençler, hep Iverson’a özenmiştir. Çocuklar hep çabuk olmak ister, havada uçmak, dokunulmaz olmak ister. Benim de ortaokul döneminde çocukluk kahramanlarımdan biri Iverson olmuştur. Altıncı sınıfa geçtiğimde 3X3 sokak basketbol turnuvasına katıldık, takımın ismini ‘’Answer’’ olarak belirledik, tüm takım Iverson formasını giyerek sahaya çıkmıştık.

1980’lerde NBA’de oynamaya başlayan Michael Jordan, halka küpeleri ve gösterişli takım elbiseleri ile popüler kültürün eğlencesini değiştirdi. Jordan imajı, insanlara hot dog, gözlük, çamaşır ve binlerce ürün pazarladı. Jordan, tüketim toplumunun bir figürü haline geldi.

Iverson, lige dâhil olduktan sonra herkes siyahi sporcular için yeni bir dönemin başladığını anladı. Michael Jordan’ın apolitik duruşu, sosyal adalet ve sosyal eşitlik konularındaki duyarsızlığı siyahileri rahatsız ediyordu. Allen’ın imajı ise sokaktan gelen, her türlü zorlukları yaşayan ve ailesi için savaşan biriydi. Iverson, Jordan’a göre daha açık sözlü ve siyahi hak savunuculuğunu yapan biri oldu.

Spor yıldızı, Hip Hop ikonu olan Allen Iverson’ın yaşamı sürekli tartışılmış ve konuşulmuştur. ‘’Yalnızca Güçlüler Ayakta Kalır" kitabı, Iverson efsanesini tüm yönleriyle anlatarak yakın çevresindeki insanların katılımıyla farklı detaylarla inceliyor.


YORUMLAR

  • 0 Yorum