HÜCUM RİBAUNDU| Mamba dönemi bir başkaydı!

Hücum Ribaundu'nun bu bölümünde Murat Murathanoğlu ve Bilgin Gökberk, aramızdan erken ayrılan NBA efsanesi Kobe Bryant, Pınar Karşıyaka’nın çıkışı, antrenörleri ve daha fazlasını konuştu.

HÜCUM RİBAUNDU| Mamba dönemi bir başkaydı!
15 Mart 2020 - 16:15

NBA'den birçok yıldızın geçtiği dönemde Kobe Bryant'ın farklı bir sınıfta olduğunu dillendiren Murat Murathanoğlu: "Kobe’nin farkı, şuydu; ana dili gibi İtalyanca konuşuyor, ana diline yakın İspanyolca konuşuyor. Çin’de çok sevildiği için Çince öğrenmişti. Sosyal medyayı ve globalleşmeyi en iyi şekilde kullandı. Black Mamba dönemi hoşuna gitti. LeBron ise, bunu son yıllarda  başarmaya başladı."  

Hücum Ribaundu'nun bu bölümünde Murat Murathanoğlu ve Bilgin Gökberk, aramızdan erken ayrılan NBA efsanesi Kobe Bryant, Pınar Karşıyaka’nın çıkışı, antrenörleri ve daha fazlasını konuştu.

Geçtiğimiz ay Kobe Bryant’ı bir helikopter kazasında kaybettik. Sizce Kobe Bryant’ın diğer basketbolculardan farkı neydi?

M.M.: Bir kere çok büyük bir oyuncuydu. Ama diyeceksin ki, Michael Jordan da çok büyük bir oyuncuydu, LeBron James de çok büyük bir oyuncuydu. 

B.G.:Yaptığın en iyi 5’te var mıydı Kobe Bryant? 



M.M.:Vardı. 

B.G.: Kimdi onlar, bir merak ettim. Magic vardı, LeBron James vardı.

M.M.: Wilt (Chamberlain), Michael Jordan, Magic Johnson, LeBron James ve Kobe Bryant vardı. Ya LeBron ya da Tim Duncan demiştik. Nasıl oynamak istediğime göre… 


B.G.: LeBron James’i de koyalım oraya. 

M.M.: Koyduk işte… 

B.G.: Sen farklı söyleyince başka bir oyuncu gibi oluyor. (O sırada bir gülüşme) 

M.M.: Kobe’nin farkı, David Stern’ün globalleşme projesi meyve vermeye başladığı zaman, Kobe’ye denk geldi. Başka oyunculara da denk geldi ama avantajı şuydu; ana dili gibi İtalyanca konuşuyor, ana diline yakın İspanyolca konuşuyor. Çin’de çok sevildiği için Çince öğrenmişti. Sosyal medyayı ve globalleşmeyi en iyi şekilde kullandı. Türkiye’ye geldi birkaç kere, Twitter’dan Soma faciasındaki madencilerin durumunu soruyor. 

B.G.: Sempatik bir adamdı. 

M.M.: Herkes sahip çıktı. Black Mamba dönemi hoşuna gitti. LeBron, son yıllarda bunu başarmaya başladı. Halbuki en iyi oyuncu olduğu dönemlerde, sinemada ve televizyonda bir film izler gibiydi. Kobe, hem izliyorsun hem de yanında oturuyordu. Öyleydi bence.

B.G.: Buna ilave olarak, çok sempatik ve cana yakın bir oyuncuydu. Aynı şeyleri söylemeye gerek yok.


EFES BAŞARIYI NASIL GÖSTERDİ? 

Avrupa’ya geçiş yapalım. Anadolu Efes’in çıkışı sürüyor ve rekor kırdı. Birçok maçını 100 sayının üzerinde atarak kazandı. Bu başarılı çıkışını devam ettirebilir mi? 

B.G.: Devam ettiriyor şu an. Geleceğini diyorsak, onun için kahin olmak lazım. 

M.M.: Kritik bir döneme giriyor. Larkin’in olmadığı bir dönem yaşayacaklar. Gerçi Moerman döndü; form tuttu. Dunston dönüyor. Oradaki önemli husus, iki büyük guard. 

B.G.: Bence Efes’in başardığı, bu kadar büyük paraya gerek olmadığını göstermesi. Futbolda da, basketbolda da büyük kontratlar, takımları bozuyor. Mesela futbolda insanlar Paris Saint-Germain’den nefret ediyor. 250 milyon dolara oyuncu transfer olmaz. Manchester City de öyle. Antipatikler. Basketbolda da böyle olmamalı. O ligin getirisi yoksa, bir takım 50 milyon Euro’ya kurulmamalı. Ergin Ataman, Olimpia Milano'yu, Barcelona'yı çöpe attı. Maccabi'yi de aynı şekilde. Çok büyük bir bütçesi yok. 

M.M.: Maccabi’de Amerika’dan yabancıların paralarını ödeyen Yahudiler var. Bu sene en yüksek bütçe, uzak ara Barcelona. İkinci CSKA, üçüncü, Milano. Maccabi beşinci, Fenerbahçe ile Khimki altıncı sırada yer değiştiriyor. Efes de hemen arkasında ama şunu gösterdiler; Alba ile oynadıkları maçları izliyorsun değil mi? 12 kişilik rotasyonunu 3 kişiyi sakat vereceğim dercesine kullanıyor. 

Fenerbahçe Beko, yaşadığı zorluklara rağmen Türkiye Kupası’nı kazandı. Bu başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

B.G.: O kupayı kazanması çok normal bence. Nasıl ki bu sene Fenerbahçe’nin eksi gidişini fazla irdelememek lazım; bunda da önemli bir şey yok. Türkiye Kupası’nı alsın Fenerbahçe. Onu da alsın yani… 

M.M.: Türkiye Kupası ile İspanya Kupası birbirine benziyordu. İspanya Kupası’nı Real Madrid kazandı; ne Baskonia ile ne de Barcelona ile oynadı. Fenerbahçe kupayı kazandı; ne Efes ile oynadı ne de Karşıyaka ile oynadı. Kendisinin yanında şu an ligin en iyi iki takımı. Real Madrid’e bakıyorsun, üç maçı farkla kazandı. Güle oynaya. Fenerbahçe’ye bakıyorsun, zor kazandı.

B.G.: “Sene başında hangi kupa olmasa olur?” diye sorsalar, Türkiye Kupası derlerdi. Önemli olan bir kupa değil. Basketbol Süper Ligi de geç… Nasıl olsa A lisansı var diye EuroLeague’e giriyor. Asıl hedefleri EuroLeague’dir. Obradovic’in de hedefi EuroLeague’dir. Galatasaray çok iyi olsa, Türkiye Ligi o rekabetten dolayı çok iyi gelir. Efes ile Fener arasındaki rekabetin önemli olmasının sebebi de, Ergin Hoca’nın Efes’in başında olmasıdır. Çünkü onun Galatasaray ile gönül bağı var.

KARŞIYAKA BİR BAŞKA 

Karşıyaka da tekrardan canlandı. Ufuk Sarıca yönetiminde bir geri dönüşü oldu. Karşıyaka’nın İstanbul’dan farkını anlatır mısınız? 

B.G.: Orası Karşıyaka yani. Adamlar kendilerine 35 buçuk diyorlar. Karşıyaka zaten öyle bir takım çıkartıyor. Orada 3.5 – 4 milyon dolarla 15 milyon dolara tekabül ediyorsun. Karşıyaka’da sokağın havası (Salon demiyorum; sokak diyorum), Karşıyaka’nın duruşunu koyuyorsun… Hakikaten farklı bir yer orası. İzmir’e baktığın zaman, bu Göztepe için de geçerli. 
Oraların ruhları, o takıma yansıyor. 3 milyon dolara takım kuruyorsun. Başkası olsa küme düşer, Karşıyaka şampiyon oluyor. Ufuk Hoca da orasıyla uyuşuyor. Basketbol açısından da Karşıyaka’nın hep olması lazım. Eskiden 4 tane takım vardı. Ankara’dan Kolej vardı. Karşıyaka vardı, Altınordu vardı, İTÜ vardı… Bunlar hep olması gereken takımlar yani. 

M.M.: Eczacıbaşı vardı. 

B.G.: Eczacıbaşı’nın bir şampiyonluğu var mesela. Orhun Ene 20 yaşındaydı. Batur Ağabey’in takımı. Hayatımda gördüğüm en tuhaf şampiyonluktu. En anlamlı şampiyonluktu. Nur Gencer vardı yönetiminde; Allah rahmet eylesin. 

M.M.: Orhun Ene, Serdar Susmuş, Yusuf Erboy, Tamer Oyguç, Larry Richard
 
B.G.: Karşıyaka’da öyle bir havaya giriyorsun ki, maçtan önce sokaklarda insanlar marşlarla bir havaya giriyorsun ki zaten orada... 

M.M.: Yabancılar için de geçerli. Jon Diebler kaç sene oynadı, şimdi emekli oldu. Bobby Dixon Fenerbahçe’den kaç para kazandı? D.J. Strawberry belki tutunamadı ama Olympiakos’a gitti. Kenny Gabriel kaç EuroLeague takımında oynadı. Bir tek Palacios kendine bir şey koyamadı. Düşük fiyatlı, başarıya aç oyuncuları seçiyorlar. Ufuk Sarıca da orada aile ortamını ve rekabet ortamını iyi yaratıyor. 

B.G.: Becerikli ve işi bilen başkanları var; Turgay Büyükkarcı. Bu işi acayip iyi bilen bir başkan yani. Hep bunların Turgay Büyükkarcı döneminde olması tesadüf mü yani? Bir kere şampiyon oldular. Geri geldi, tekrardan iyi gidiyorlar. Başkan da ne olduğunu iyi biliyor. Bir de Karşıyaka da maçtan sonra her şeyi hissediyorsun. Burası; İstanbul öyle değil. Efes zaten öyle değil. Fener desen, Kadıköy zaten 3 milyondan daha fazla. Ama Karşıyaka’da öyle değil. Akşam maçtan sonra kahve içerken görüyorsun oradaki galibiyet sevgisini, insanların paylaşımını… Güzel bir yer orası yaşamak için. Oyuncu da orada motive oluyor.

İçeriklerimizde birçok oyuncu, antrenör ya da yönetici, en zorlu deplasmanın Karşıyaka olduğunu söylüyor. Sizce bunun nedeni nedir? 

M.M.: Bilgin’in anlattığı gibi işte… Çok büyük bir salonu yok ama tıklım tıklım doluyor. O ambiyans… Zaten orada büyük bir maç olduğu sırada, bakkalından kasabına, herkes bütün hafta o maça odaklanmış oluyor. İstanbul çok büyük bir yer. İzmir, özellikle Amerikalılar’ın çok sevdiği bir şehir. Farklı İstanbul’lar var ki, Kadıköy bambaşka. Karşısı başka. Beylikdüzü’ne gittiğin zaman bambaşka. İzmir’de yabancıların mutlu olduğu bir ortam sağlamak daha kolay. O da çok önemli. 

B.G.: Daha düzgün bir şehir. 


Peki, İzmir haricinde farklı şehirleri söyleyebilir miyiz basketbol için? 


B.G.: İzmir’de farklı şartlar da var. İnsanlar daha farklı, oyunculara daha sempatik geliyor. Hepsi iç içe giriyor. Bursa’da şu anda şahane bir salon var. Sanayisi de var, para da var. Bir de bir sürü imkan da var ama olmuyor. Başka bir konu. 

M.M.: Karşıyaka’daki basketbol birikimi ve kültürü, öyle 3-5 günde oluşacak bir şey değil. Bu dededen babaya, babadan oğula geçmiş bir şey bu. 

B.G.: İsmi güzel bir kere. Karşıyaka. Karşıyaka iddialı bir isim. Mesela futbolda, Göztepe’de de o ruh var. Ufacık bir stadları var, dolduruyorlar orayı.

Göztepe de bir basketbol takımı kursa, sizce nasıl bir rekabet olur? 

M.M.: Basketbola gireceksen, Bilgin’in dediği gibi… Paris Saint-Germain gibi girmeyeceksin. Ya da Trabzonspor gibi girmeyeceksin. Sessiz gireceksin. Önce altyapısını kuracaksın. O altyapıdan destek almadan olmaz. Şimdi ucuz Amerikalı alıyorsun. İyi bir koç alıyorsun, paraları zamanında veriyorsun. Amerikalılar belli bir seviyeye gelince, onları zaten tutamıyorsun. Her 2-3 yılda bir ucuz ama kaliteli Amerikalı bulmak kolay bir şey değil. Onları bulsan bile uyum sağlaması, takım olması kolay değil. Bunu bir arada tutacak olan zamk, altyapıdan yetiştirdiğin oyuncular. Real Madrid ve Barcelona örneklerini görebiliyorsun. 


AYDAN SİYAVUŞ İLE HER ŞEY DEĞİŞTİ 

Son olarak, bu ay için koçlara ağırlık verdik. Sizin için son 30 yılın en iyi antrenörleri kimlerdir?

B.G.: 90’larda Chicago Bulls’un efsane bir koçu vardı. Kimdi o? 

M.M.: Phil Jackson. NBA olarak baktığın zaman Phil Jackson, Gregg Popovich, Pat Riley, Jerry Sloan… Aklıma gelenler bunlar. ABD’de üniversite koçunun görevi farklı, NBA koçunun görevi farklı. O açıdan ben John Wooden’ı hep bir numaraya koyarım. Bobby Knight’ı ikiye koyarım. 

B.G.: Ben de Türkiye’den Aydan Ağabey’den (Siyavuş) bahsederim. Allah rahmet eylesin. Aydan Ağabey Türkiye’de koç olmasaydı, hiçbir koç para kazanamazdı, koçluk profesyonel bir şey olmazdı. Aydan Ağabey ile beraber koçlar para kazandı. Aydın Örs’e ayrı bir parantez açmak lazım. Aydın Örs ile başka bir yere gitti. Sistem takımının Avrupa’da oynayabileceğini gösterdi. Bunlardan önce de, hayatları basketbol olan Batur Ağabey... (Mehmet Baturalp), Yalçın Granit ve Cavit Altunay. Bu üçünü ayrı bir yere koyacaksın. Aydan Siyavuş’un yeri daha ayrı. Onunla profesyonelleşti. 

M.M.: Yalçın Granit, Cavit Altunay, Aydan Siyavuş, Batur Ağabey ve Rüştü Yüce. Bu beşinin yeri ayrıdır. Aydan Siyavuş ile işin içine para girdikten sonra Aydın Örs, Murat Didin, Halil Üner, Ercüment Sunter. Şimdi ise, Ufuk Sarıca ve Ergin Ataman’ın dışında var mı? Orhun Ene de oraya yakın. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum