Ernak Kardeşler

ING Basketbol Süper Ligi’nde eşi benzerine pek de sık rastlanmayan bir durum… Bir tarafta Darüşşafaka Tekfen’de deneyimli çalıştırıcı Selçuk Ernak, diğer tarafta Bahçeşehir Koleji’nde ilk A takım başantrenörlük deneyimini yaşayan Erhan Ernak. İki kardeş, gelecek sezon da birbirine rakip olmaya devam edecek…

Ernak Kardeşler
01 Temmuz 2021 - 12:24
SÖYLEŞİ: BERTAN ERMAN
 
Aslında resmi olarak geçen sezon, geçici bir süre olsa da iki sezon önce, Türkiye’de eş benzeri zor görülen bir basketbol olayına şahit olduk. Darüşşafaka Tekfen’de ağabey Selçuk Ernak, Bahçeşehir Koleji’ndeki kardeşi Erhan Ernak’a karşı... Ve bu durum gelecek sezon da devam edecek. Aynı evde büyüyen, yetişen ve hayatlarının merkezinde basketbol olan iki kardeşin antrenör olarak rakip olmaları, tatlı bir rekabeti de beraberinde getiriyor. Ernak Kardeşler ile basketbol dolu keyifli bir sohbetin içinde buldum kendimi.
 
MAHALLE-EV-BASKETBOL ÜÇGENİNDE BAŞLAYAN HİKÂYE

 
- Basketbol maceranız nasıl başladı?

- Selçuk Ernak: Biz, basketbol seven gençlerin olduğu bir mahallede büyüdük. Bizden önce orada basketbol oynamaya başlamış abiler vardı. Onlar sayesinde başladık. Erhan’ınki de evin içinde, ben olduğum için başladı. (Gülerek)
 
Erhan Ernak: Ben kronolojik olarak hatırlıyorum. 1988 senesiydi. Ortaköy’de Kabataş Lisesi’nin yanında Feriye Sineması vardır. Orası eskiden basketbol sahasıydı. Bir sabah abim, “Aşağı gidiyoruz” dedi. Kapı açıldı. İlk defa öyle bir binaya adım attık. Toplar falan derken, hayatımızın bir parçası oldu.



AĞABEY HEYECANLI, KARDEŞ İSE SAKİN
 
- Açıkçası saha kenarında çok farklı iki kişi görüyorum. Selçuk Hocam, sizin kenardaki heyecanınız daha yüksek; Erhan Hocam siz de daha sakin gözüküyorsunuz. Bu farklılık saha içine de yansıyor sanırım?
 
S.E.:
Bir kere farklı karakterlerde insanız. Olaylara yaklaşımlarımız, tepkilerimiz farklı. Aynı evin içinde büyüyüp aynı terbiyeyi almış olmamıza rağmen, temeller birbiri ile aynı bile olsa, kendi kişilik ve özelliklerimizin getirdiği farklılıklar var. Ben şöyle görüyorum; şimdi kapasite olarak belli bir noktada olan ve ilerlemesi gerektiğini düşündüğümüz genç oyuncularla iş yaptığımız için böyle bir etiket de üstümüze yapıştı.
 
O takımları mümkün olduğu kadar agresif, mücadeleci, savaşçı kılabilmek, dikkatlerini ve mücadele güçlerini yukarıda tutabilmek için koçun dilinin takıma çok yansıdığını düşünüyorum. Sen kenarda agresif ve canlı olmazsan, bunlar da olmaz demek değil; ama koçun o tavrının bu tarz oyunculara çok yardımcı olduğunu, pozitif bir baskı oluşturduğunu düşünüyorum. Biraz o yüzden oturdu bana o kenardaki hareketlilik.
 
Tabii ki ben de isterim, çok akıllı, sahada ne yapacağını bilen, tecrübeli oyuncularla çalışmak. Bir sürü Krunoslav Simon olsun o takımda, ben de ayak ayak üstüne atayım ve maçı izleyim. Çok isterim; ama herkes o seviyede olmuyor. Tabii ki bu da biraz senelerin birikimi ile oluyor.
 
Bu tarzda mücadele etmek daha hoşuma gidiyor. Eskiye göre biraz daha az bu kenardaki aksiyon; ama önümüzdeki sezon ne olur bilmiyorum. Belki daha tecrübesiz, daha ihtiyaç duyacak bir takım olur; o zaman bir vites büyütürüz ya da ihtiyaç olmaz vites küçültürüz. Bakacağız ona.
 
E.E.: Aslında takım da gerçekten buna biraz yön veriyor oyuncu yapısıyla. Geçen sezon ortasında takımı devraldım ve içimizde bir panik vardı. Çok iyi oyunculardan oluşuyor; ama olmak istediği yerde değil. Dolayısıyla da rahatlıkla kazanılabilecek maçlar bile bizim için bir gergin geçiyordu. Ben biraz onu dengelemeye çalıştım.
 
Bizim tansiyonumuzu düşürmemiz gerekiyordu geçen sene. “Biz de bir oyuncuyuz, bizim bir özgüvenimiz olmalı” bunu aşılamaya çalışıyordum. Adım adım maçı kazanacağız zaten; ama herkes bir anda paniklediği zaman takım içerisinde, maalesef istemediğimiz yerlere gidiyordu sonuç. Tabii ki bu maçın stresine göre değişiyordu.
 
Ben anlamaya, daha çok detayı görmeye çalışıyorum. Biraz sakin görünmemin nedeni o. Daha çok okumaya ihtiyacım var benim. Tecrübe ile alakalı ağabeyim ile çok ciddi bir farkımız olduğu için ben sakin kalıp orada daha doğru bir değerlendirmeyi yapmaya çalışıyorum.
 
Normalde altyapılarda çalışırken ben de daha fazla ısırıyordum sporcuları. Antrenör de, elindeki malzemeye göre performans sergiliyor aslında.
 
S.E.: Bir sonraki soruya geçmeden önce söylemem lazım; Erhan’ın kenardaki duruşu, olaya sakin yaklaşımı, oyuncunun nabzı 220 atarken onun o girdaba girmemesini çok beğeniyorum. Ama dediğim gibi, öyle durabilmek için de biraz takımdan aldığın elektriği, takımının nelere cevap verdiğini çok iyi süzmek lazım. Belki Erhan’ın sakin duruşunun içinde bir iki patlama yaptığı zaman onun oyuncusu da ona cevap veriyor. Dolayısıyla onu doğru yerde kullanmak çok önemli. Ya da benim gibi normalde kenarda agresif olan birinin geriye doğru adım atıp biraz oyuncuyu kendi halinde bırakması doğru tepkiyi alabilir.
 
Aslında her sene doğru düğmeleri bulmak üzere yapman gereken bir düzenleme o. Yani ben 25 sene boyunca böyle koçluk yaptım; o zaman bence bazı yerlerde doğru yapmamışım demektir.


 
O GÜN BASKETBOLDAN BAHSETMEK 3. SIRADA GELİR
 
- İlk karşılaşmanız, 2019-2021 sezonunda, Dedas’ın ayrılığı sonrasında, Zafer Hoca’nın (Aktaş) gelmeden önceki maçtı ve Ayhan Şahenk Spor Salonu’ndaydı. İlk karşılaşmanızın hikâyesini bize anlatır mısınız?
 
E.E.:
Aslında Zafer Hoca gelmişti, tribündeydi sadece. Evrak işleri ile alakalı durumları vardı ve takımla henüz antrenman yapmamıştı. O günkü maçı ben yönetmek durumunda kaldım. Tabii ki koç değişimi takımlarda bir reaksiyon yaratıyor. Bu değişimde oyuncular, hatanın kendi tarafında olmadığını göstermek için çok gayretli davranıyorlar.
 
S.E.: O maçın neredeyse 3-3 buçuk periyodunu skor olarak önde götürmüştük. Ama sadece arzu kısmı. Teknik olarak doğru gitmeyen işlerimiz vardı. Derleyecek, toplayacak bir periyodumuz olmamıştı. Nitekim oralardan Darüşşafaka bizi oradan
vurmayı başarmıştı. Sertlikleriyle, skorer oyuncumuzu maçın içinde takımla bağlarını keserek, akılcı bir taktikle... O maçı kazanamadık. Ayrıca heyecanlı bir maç oldu. Hiç unutmayacağımız bir gün oldu bizim için.
 
KARŞI BENÇTE KİM VAR UNUTUYORUM
 
Zaten maç başladığı zaman duvarları çekip bambaşka bir dünyaya giriyorsun. O zamanın içinde kayboluyorsun bir nevi. Mesela Erhan maçın detaylarını hatırlıyor. Ben sadece kazandığımızı hatırlıyorum. Nasıl kazandığımızı hatırlamıyorum.
 
E.E.:
Sinan’ın (Güler) ve Doğuş’un (Özdemiroğlu) agresif defansıyla bizim yarı sahada kaybettiğimiz toplarla elimizden kaydı o maç benim gözümde.
 
S.E.: Evet, gardın orta saha civarında iki top kaybı yaptığı… Yani kopuk kopuk bende… Geçen sezon, Erhan’ın kötü giden bir sezonda gemiyi limana yanaştırmak gibi bir görevi vardı. Şimdi kendi basketbol inanışına göre bir takım kurarak, farklı hedefler için yarışan bir kulüp olacaklar. Bizim için çok özel. Ben antrenörlüğü bırakana kadar inşallah bu rekabetimiz devam eder.
 
TATLI BİR REKABETİMİZ VAR
 
- Keyifli maçlar da olur. Kurumsal kimliği olan iki takım var.
 
S.E.:
Tabii ki. Biz eğitim kökenli kulüplerde antrenörlük yapıyoruz. Dolayısıyla basketbol dışında bu markaların, Türk gençliğine yaptıkları hizmetin bambaşka amaçları ve faydaları var. O ayrıca bir gurur. Biz aile olarak eğitime kafayı takmış bir aileyiz. Sadece büyüklerimizin bizi yetiştirme tarzı değil, bizim de çocuklarımızı yetiştirirken eğitim vazgeçilmez bir yerdi.
 
Bu takımlarda rakip olmak da ayrı bir güzel. Tamam, Fenerbahçe-Galatasaray rekabeti çok büyük olabilir. Şimdi son senelerde Fenerbahçe-Anadolu Efes rekabeti çok güzel olabilir; ama eğitimcilerin kulüpleri içinde de bizim de böyle tatlı bir rekabetimiz var.
 
- İkinci maç da Akatlar’da idi. O da sezonda sadece bir kere oldu.
 
S.E.:
Zafer Hoca varken, bizi kendi sahamızda yenmişlerdi. İkinci maçta Erhan vardı takımın başında, o maçı biz kazanmıştık.
 
- O maçı nasıl yorumlarsınız? Biriniz için galibiyet, diğeriniz için mağlubiyet…

E.E.:
O maçı da hikâye olarak net hatırlıyorum. Artık elimizdeki mevcut kadroyla daha ilerisini yapamayacağımızın belli olduğu maçlardan bir tanesiydi. Artık oyuncuların da ufak ufak çözülmeye başladığını hissettiğim maçlardan birydi. Defansif anlamda kusurlarımız vardı.
 
O zaman Thomas Robinson oynuyordu bizde 5 numara olarak. Onun adaptasyonu için çok sabrettik. Kötü bir oyuncu diyemem; ama oyun tarzı, bizim ihtiyacımızı karşılamıyordu. Zaten o maçın bir hafta sonrasında onunla yollarımızı ayırdık ve Stimac’ı getirdik. Biraz tıkandığımız bir döneme denk geldi o maç. Çok kolay sayılar yedik. İstediğimiz savunma sertliğine hiç yaklaşamadık. Ondan sonra da takım içerisinde revizyona gitmek zorunda kaldık.
 
S.E.: Bizim için de o maçın şöyle bir önemi vardı; biz sezona başlarken üç tane oyuncumuzu ameliyatlık seviyelerde sakatlıklarla kaybettik. Türk Telekom’un da Şampiyonlar Ligi’nde Final 8’i olduğu için, biz onlara yardımcı olabilmek üzere maçımızın ertelenmesini kabul etmiştik. Böyle bir önemli turnuvada böyle bir fırsat gelmişken biz kendi menfaatimiz için ayak diremeyi doğru bulmadık.
 
O zaman başımıza şöyle bir şey geldi; biz ilk üç maçımızı yedi günde oynadık. Üç oyuncumuz ameliyat olduğunda… Ve 3’te 0 ile başladık, ondan sonra toparlamaya gayret ettik. Erhanlar ile oynadığımız maç da ikinci yarının ikinci maçıydı. İlk yarıda, ilk yarının ilk maçıydı; çünkü Telekom maçı ertelenmişti. Biz prensip olarak ilk yarıda kaybettiğimiz bir takıma, ikinci yarıda kaybetmek istemiyoruz. Bunun bizi play-off resminin dışında bırakacağını düşünüyoruz. Bunu  empoze etmeye çalışıyoruz oyuncularımıza.
 
İkinci yarı, ilk maçımızı kazandık Telekom’a karşı. Daha iyi bir ikinci yarı için üst üste maç kazanmak çok önemli. Telekom maçından sonra aynı şehirde de olsa, Akatlar’da bir deplasman maçına gitmiş olduk. Bunu empoze ederek, bu ciddiyetle maça hazırlandık. Ve Erhan’ın dediği gibi, onların birtakım zorlukları vardı.
 
Geçen sene kimlerden rakamsal olarak ne kadar katkı aldığımız netti. O güne kadar çok katkı vermeyen iki oyuncu, o maçta çok iyi oynadı ve bu sayede bence o maçı kazanabildik. Sonra bir Büyükçekmece maçımız vardı. Ligin başında kaybettiğimiz üç maçtan biri. Telekom’u, Bahçeşehir’i ve Büyükçekmece’yi yenerek, ilk yarısına 3’te 0 ile başladığımız ligin ikinci yarısına 3’te 3 ile giriş yaptık. Bizim için o açıdan önemliydi.


 
AĞABEYİMİN MAÇLARI KILAVUZ OLDU
 
- Mesela, Avrupa’da veya Türkiye’de farklı takımlara karşı maçlara çıkıyorsunuz, o maç sonrasında birbirinizi arayıp maç analizi yaptığınız oluyor mu?
 
S.E.:
Yani, aradığımız da, mesajlaştığımız da oluyor. Bizim her gün bir iletişimimiz oluyor zaten. Ama maçlardan sonra, özellikle karşılaşmaları seyretme fırsatımız oluyorsa, mutlaka bir fikir alışverişinde bulunuyoruz.
 
E.E.: Güzel bir destek bu. Herkes ile arkadaşız ama canı gönülden sana yardım edecek, objektif bir şekilde fikrini söyleyecek ayrı bir göze sahip olmak çok kıymetli.
 
S.E.: Ve bu fikri söylerken gizli bir ajandası olmadığına emin olduğun birinden… (Kahkaha tufanı)
 
E.E.: Bizim için geçen sene şöyle oldu. Geçen sene konuşmasak bile, Selçuk Hoca’nın oyun tarzını, takım yapısını iyi biliyoruz ve bir hafta ilerisinden onların maçlarını takip ettik biz fikstür olarak. Onlar oynadı; ne yapmış, hangisi yürümüş, hangisi yürümemiş? Bizim oyuncuları onların yerine koysak, nasıl olur diye kopya aldığımız kılavuz bir sene oldu aslında.
 
BASKETBOLUN YANINDA MOTORSİKLET TUTKUSU

- Biraz da basketbol dışında konuşalım. Erhan Hocam, sizin bir motorsiklet tutkunuz var gördüğüm kadarıyla.
 
E.E.:
Evdeki herkesin var.
 
DISCOVERY'DE PROGRAM ÇEKECEĞİZ
 
- Peki, o motorsiklet tutkusu nasıl doğdu?
 
S.E:
Aslında ilk ortanca kardeşimiz Serhan'ın motoru oldu. Benim gençken basit motorlara bindiğim oldu; ama motoru hayatının bir parçası yapan Serhan'dı. O da aktördür, sporla alakası yoktur; ama eğlenceli iş yapan biridir. Ondan sonra biz kendi motorlarımızı aldık; ama Erhan için 'motor aldı demek' bir başka. Erhan, Türkiye’nin her yerinde üstü kapanmış, saklanmış, ihmal edilmiş bir motor bulursa alır, getirir, tamir eder, hayata döndürür vs. Onunkisi motora binmekten başka bir boyutta.
 
E.E.: Bende bisikletçilik vardı eskiden. Hatta şehirler arası turlar yapardık daha genç yaşlarımızda. Ağabeyimizin motoru olması ve hatta benim ilk kullandığım motor, Selçuk Ağabey’in ilk kullandığı scooter'dı. Tabii ki sonra biraz mekanik işlere de meraklı olduğum için, bu iş bambaşka bir aşk boyutunu aldı bende. Dokuz tane var şu an, dört tanesi evin içinde duruyor; klasikler.
 
S.E.: Evin içinde motorları duruyorken, duvarında da bisikletleri asılı.
 
E.E.: Bizim tabirle, onları çuvalla alıyorum. Yürüyen şeyler değil, üzerinde ya motoru yok ya da parçaları… İnsanların gözden çıkardığı, çöpe attığı ama klasik değeri olan şeyleri alıp ufak ufak kafayı da dağıtıyoruz.
 
S.E.: Erhan’a Discovery’de program çekeceğiz.
 
Basketbol sadece topla oynanan bir spor mudur? Basketbolda hayatın farklı tatlarını, renklerini görebilirsiniz ve hissedersiniz. Ernak Kardeşler buna en güzel örnek. Gerek saha içinde gerekse saha dışında birbirileri ile ve kendi takımlarıyla kurdukları bağ, büyük bir değer. Ben de buna canlı şahit olduğum için kendilerine müteşekkirim. Gelecek sezon da kardeşler tarafından yönetilen Kara Panterler ile Kırmızı Ejderhalar’ın rekabeti, ayrı bir heyecan içinde olacak.
 
SELÇUK ERNAK
TİPLEME
- En beğendiğiniz oyuncu' 

- Drazen Petrovic
- En beğendiğiniz koç?
-  Zeljko Obradovic
- En iyi 5'iniz?
- Drazen Petrovic, Sarunas Marciulionis, Arturas Karnisovas, Jorge Garbajosa, Arvydas Sabonis
- En zorlu deplasman?
- Karşıyaka
- Tek kelime ile Darüşşafaka Tekfen... 
- Sadakat
 
ERHAN ERNAK
TİPLEME
- En beğendiğiniz oyuncu?

- Dejan Bodiroga
- En beğendiğiniz koç?
- Ergin Ataman
- En iyi ilk 5'iniz? 
- David Rivers, Drazen Petrovic, Hidayet Türkoğlu, Dejan Bodiroga, Mirko Milicevic
- En zorlu deplasman? 
- Karşıyaka
- Tek kelime ile Bahçeşehir Koleji... 
- Gelecek
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum