Bir mucizenin öyküsü: Darüşşafaka

Benim izlediğim ve hakkında yazıp çizdiğim bu turnuva; EuroCup 2017-2018 sezonu, sıradan bir turnuva değildi. Mucizevi bir başarı öyküsüne canlı tanıklıktı. Bu hikayeyi Darüşşafaka yazdı.

Bir mucizenin öyküsü: Darüşşafaka
13 Nisan 2021 - 16:51
Bertan ERMAN

Aslında her şey 2016-2017 sezonunda, EuroLeague’deki henüz 2. sezonunu geçiren bir takımın mükemmel bir kimya ile zoru başarma çabasıyla başladı. Şu an NBA’in yürürlüğe soktuğu Play-In tadında bir Darüşşafaka-Kızılyıldız maçı oynandı ve Yeşil-Siyahlılar, Avrupa’nın ekol takımlarından birini geride bırakarak Real Madrid ile eşleşti. İhtiyaç duyulan oyuncular yüzde yüz sağlıklı olsaydı, işin rengi daha farklı olabilirdi ama İspanya’da turnuvanın favorisi bir takımı Playoff’ta yenmek de önemli bir iştir. Neticesinde kendini kanıtlayan Brad Wanamaker, Will Clyburn, Adrien Moerman gibi isimler, gelecek sezon EuroLeague’de olmayacak Darüşşafaka’dan ayrıldı. Kupa 2’ye giden Daçka’nın bu oyuncuları elinde tutması da çok çok zordu. Yani daha mütevazı bir kadro oluşturulması zorunluydu. David Blatt gibi bir deneyimin Daçka’nın başında olmaya devam etmesi de önemliydi. EuroLeague ve EuroBasket’te şampiyonluklar yaşamış, NBA finali görmüş bir antrenörün EuroCup’ta bir takım çalıştırması pek alışık olmadığımız bir durumdur. Kimyanın bozulmayacağı, mütevazı bir kadro kuruldu. Yabancılardan sadece Scottie Wilbekin kalmıştı. Alt yapılarda kendilerini kanıtlayan genç isimler, başarıya aç, yeteneklerini sergileyecekleri platformu bulan yabancı kadrosu oluşturulmuş; bunların birleşiminde, Daçka’nın mantalitesini anlayabilecek bir oyuncu topluluğu meydana çıkmıştı.

David Blatt faktörü, Darüşşafaka’yı iddialı bir takım yapıyordu ama EuroCup’ı iyi takip edenler bilir; genellikle İspanyol ve Rus takımlarının hakimiyet kurduğu bir turnuvadan bahsediyoruz. Galatasaray 2016’da mutlu sona ulaşırken en çok Gran Canaria karşısında zorlanmıştı ve finalde Fransız Strasborug’u Abdi İpekçi’de geçip bu kupayı Türkiye’ye getiren ilk takım olmuştu. Ama o dönemki sistem ile Daçka’nın oynadığı EuroCup çok farklıydı. Daçka grup aşamalarında sorun yaşamadı. İki grup aşamasında da sadece 3 yenilgi aldı ve kendini rahat bir şekilde Playoff’a attı. Son 8’e kalan tek Türk takımıydı ve herkes kupayı kaldıracak takımın renginin yeşil-siyah olmasını istiyordu. Ben de bir totem yaptım ve maçlara Carolina Panthers formamla gittim. Çeyrek final serisi ilk maçında Buducnost Voli Podgorica ile karşı karşıya gelen Darüşşafaka, Scottie Wilbekin-JaJuan Johnson ikilisinin önderliğinde ve James Bell’in de katkılarıyla 57-54’lük galibiyete uzanmıştı. Maç sonu basın toplantısında Buducnost Baş Antrenörü Aleksandar Dzikic benim totemi çakmış olmalı ki, odadan çıkarken bana “Yanlış formayı giyiyorsun” gibilerinden bir şeyler söylemişti :) Karadağ’da da 78-71’lik galibiyete uzanan Kara Panterler yarı finaldeydi ve artık iş ciddiye binmişti. Rakip, son yıllarda yaptığı yatırımlarla dikkatleri üzerine çeken Bayern Münih’ti.

Yine totemim olan forma ile sahadaydım. Maç öncesi 2015-2016 sezonunda, Bayern’den Reggie Redding ile selamlaştık, eski günleri konuştuk vs. Redding’in eski takımına karşı bayağı etkili bir oyunu vardı ve 15 sayı kaydetmişti. Maçın başlangıcı herkesi şaşırtmıştı. Yani, bizim için kötü bir şaşkınlıktı; Daçka devre arasına 47-30 geride girmişti. İşin ciddiye bindiği o an anlaşılmıştı. Daçka ne yapsa nafile idi. Ancak devre arasında, öyle bir şey oldu ki… Bunu daha önce bize anlatmıştı o geri dönüşün kahramanı Doğuş Özdemiroğlu. Devre arasında süre almayan Doğuş, üçüncü çeyrekte Baş Antrenör David Blatt’in hamlesiyle sahadaydı. İçine Kawhi Leonard ile Gary Payton kaçan Doğuş, bir anda binlerce kişinin umutlarını yeşertmişti. Kara Panterler arayı kapatmış ve maça ortak olmuştu. İş son topa kalmıştı ve mucize dediğimiz kavram, Stanton Kidd’in üçlüğü ile pekişmişti. Maçın genelinde 8 sayı kaydeden Kidd, 8 sayıdan daha değerli bir üçlük atmıştı ve Darüşşafaka’ya 76-74’lük galibiyeti getirmişti. Seride 1-0 öne geçen temsilcimiz, Almanya’da da kıran kırana bir maçı 87-83 galip gelerek tamamlamış ve artık kupaya iki galibiyet uzaklıktaydı.

Finalde rakip, buraya gelene kadar hiç yenilmeyen Lokomotiv Kuban idi. Yani, bu turnuvayı domine eden iki ülkeden biri olan Rusya’nın takımı ve namağlup. İşin ne kadar zorlu olduğunu siz düşünün. Rocky’nin karşısına Ivan Drago çıkmıştı. Rocky 4’teki Rocky-Drago maçını bilenler bilir; Daçka-Loko serisi de öyle bir seriydi. Serinin ilk maçı Rusya’da ve ben de evimde laptopımı açmış, heyecan içinde maçı izliyordum. Üstünlük Lokomotiv Kuban’da ve Darüşşafaka zor anlar yaşıyor. Her aklıma geldiğinde gözümün önünde canlanan o sahneyi izledim. Maçın bitimine 23 saniye kala fark 5 sayıya çıkmıştı. 72-67 gerideydi Daçka. Daha sonra fark 3 sayıya inmişti ama 11 saniye kala hücum sırası Lokomotiv Kuban’da olacaktı. Kara Panterler için gereken tek bir şey vardı; biri topu kenardan çıkarken çalacak ve sonra üçlük atılacak. Tek çare buydu ve o oldu. Top kenardan çıkarken Howard Sant-Roos araya girdi ve topu kaptı. Eli sıcak olan Scottie Wilbekin’i gördü ve Sant-Roos topu Wilbekin’e verdi. Wilbekin de tepeden üçlüğü gönderdi ve skor 72-72. Akabinde saniyeler içinde Mardy Collins’e istediği şutu attırmayan Daçka işi uzatmaya götürmüştü. Yakaladığı ivme ile 5 dakikayı daha oynayan David Blatt’in öğrencileri, yenilmeyen Loko’yu 81-78 yenmişti. Artık nakavt yumruğunu Volkswagen Arena’da atmak kalmıştı.
Takvimler 13 Nisan 2018 tarihini gösteriyordu. Maslak-Ayazağa’da hakim olan iki renk vardı; yeşil ve siyah. Totem forma yine üzerimdeydi. Artık o bitirici vuruşu izlemek ve kupanın kaldırılışını görmek vardı. Baştan Scottie Wilbekin olmak üzere, Daçka dışarıdan üçlükleri gönderiyordu. İkinci çeyrekte Kartal Özmızrak’ın dip çizgiden attığı son saniye üçlüğü, devre sonucunu tayin etmişti; 39-33. Kıran kırana rekabet sürüyordu ve Kara Panterler çok iyi bir defansla, Loko’nun zorlamalarına rağmen oyunu kendi istediği gibi yönlendiriyordu. Artık iş bitmişti ve 40 dakikanın sonunda Oğulcan Berk’in maç sonu anonsu yine kulaklarımda çınlamaya devam ediyor:



“MAÇ SONUCU! DARÜŞŞAFAKA 67, LOKOMOTIV KUBAN 59. ŞAMPİYON DARÜŞŞAFAKA!”

Bir asrı geçen tarihe sahip, annesi veya babası hayatta olmayan çocuklara sevgiyi, bilgiyi aşılayan, onları eğitip Türkiye’ye kazandıran Darüşşafaka Eğitim Kurumu’nun içinde kurulan Darüşşafaka Spor Kulübü, Avrupa’da mucizeye imza atmıştı ve EuroCup kupasını bu topraklarda kaldırmıştı. Aradan üç yıl geçti ve şimdi Darüşşafaka Tekfen, yeniden başarılı olacağı yılların temellerini atmaya devam ediyor.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum