EFSANELERE SAYGI

Bu sezon başında kadro mühendisliği açısından bazı soru işaretleri barındırsa da, kenarda her gördüğümüzde ister istemez saygı ve mutluluk duyduğumuz Ettore Messina ve Zeljko Obradoviç, aldıkları ani kararlarla takımlarından ayrıldı. Yıllardır Avrupa basketbolunun kenar çizgisinde birer referans noktası olan bu iki isim, bu kez sahneden erken indi.

EFSANELERE SAYGI
21 Ocak 2026 - 11:34 - Güncelleme: 21 Ocak 2026 - 11:59
ALİ BARUTÇUOĞLU

Bologna ve CSKA Moskova ile kazanılan 4 Avrupa Ligi ve 1 Saporta Kupası şampiyonluğu, kurulan süper kadrolar ve oynanan tutkulu basketbolla eski Dörtlü Final organizasyonlarının unutulmaz isimlerinden biri hâline gelen Ettore Messina, aktif koçluk kariyerine nokta koydu. Avrupa’da bir noktada ikinci plana düşmesinin en önemli nedenlerinden biri kuşkusuz Real Madrid deneyimi oldu. Obradoviç sonrası yeniden yapılanmaya çalışan Real Madrid, inanılmaz bir kadronun anahtarını Messina’ya teslim etmişti. Ancak Avrupa şampiyonluğu gelmeyen iki sezonun ardından Messina, kariyerinde yeni bir sayfa açarak rotasını başka bir kıtaya çevirdi.

Los Angeles Lakers’ta geçirdiği bir sezonluk yardımcı koçluk deneyiminin ardından CSKA Moskova ile yeniden Avrupa Ligi sahnesine dönen İtalyan koç, iki sezon sonra bu kez Gregg Popoviç’in San Antonio Spurs’ünde beş sezon boyunca yardımcı koçluk yaptı. Bu süreçte İtalya Millî Takımı’na da geri dönen Messina, ilk dönemindeki Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası madalyalarından uzak bir performans sergiledi.

2019 yılında Olimpia Milano ile anlaşan Messina, her sezon “90’ların Milano’sunu geri getirmek” sloganıyla yola çıktı. Kurulan kadrolar, oyun içi müdahaleleri ya da zaman zaman müdahale etmeme tercihleri nedeniyle sürekli eleştiriler alsa da her sezon yeni bir başlangıç umuduyla lige girdi. Sezon başında kaleme aldığımız yazılarda da özellikle Marko Guduriç ve Bryant Dunston gibi Avrupa Ligi kazanmayı bilen oyuncuların atlet profillerle birleşmesi hâlinde iyi bir hikâye yazılabileceğini vurgulamıştık. Ancak zihinsel yorgunluk mu, ağır tempo mu bilinmez; Ettore Messina istifa ederek kulüpte yalnızca yönetici rolüyle devam edeceğini açıkladı.

Akdeniz cephesinde durum böyleyken Balkanlar’da da hepimizi sarsan bir gelişme yaşandı. Messina ile birlikte Avrupa Ligi’nin iki yaşayan efsanesinden biri olan Zeljko Obradoviç, sezon içinde aldığı ani bir kararla istifa etti. Panathinaikos ve Fenerbahçe Beko’da sezon sonunu bekleyerek görevinden ayrılan efsane koç, kariyerinde ilk kez sezon ortasında bir takımdan ayrılmış oldu.



Panathinaikos ve Fenerbahçe Beko sonrası bir sezon dinlenen Obradoviç, “Bazen çılgın şeyler yapmak gerekir” diyerek efsane olarak doğduğu Partizan’a geri dönmüştü. Kızılyıldız ile yerel lig, Adriyatik Ligi ve Avrupa Ligi rekabeti bambaşka bir boyuta taşınmış, doğru bir kadro mühendisliğiyle Dörtlü Final’in kapısından dönülmüştü. Eğer o sezon Dörtlü Final gelmiş olsaydı, bu inanılmaz bir başarı olarak tarihe geçecekti. Ancak devam eden yıllarda kadro mühendisliği ve oyuncu profilleri, alıştığımız Obradoviç takımlarına benzememeye başladı.

“Eğer Obradoviç sana bağırıyorsa bu iyi bir şeydir” felsefesi, son dönemdeki takımlara tam olarak yansımadı. Takımın çimentosu olarak görülebilecek Avramoviç gibi profillerin yokluğu, takım ile taraftar arasındaki bağın kurulmasını zorlaştırdı. Zamanında Fenerbahçe Beko ile adı anılan yıldız adayı Marinkoviç beklentilerin altında kalırken, Amerikan Ligi yıldızı olması beklenen Pokuşevski sahada varlık gösteremedi. Dünya ve Avrupa şampiyonu Almanya’nın önemli isimlerinden Isaac Bonga, Jabari Parker ve 2025 Avrupa Şampiyonası’nın en iyi genç oyuncusu Miikka Muurinen dahi takım seviyesine beklenen katkıyı sunamadı. Sonuç olarak Obradoviç, efsane olduğu sahneden sezonun erken bir döneminde ayrıldı.

Bu iki koç için de yıllar içinde acımasız ve zaman zaman haksız eleştiriler yapıldı. Ettore Messina’nın Milano’daki benzer oyuncu profilleri ya da bazı tercihleri eleştirilebilir; ancak hiç kimse Messina’dan “eski usul” ya da “başarısız” diye söz etmemeli. Bologna’yı Avrupa basketbolunda bir efsane olarak hatırlıyorsak, CSKA Moskova’nın başarıları aklımıza onun dönemiyle geliyorsa, bu değer Messina’nın her zaman Messina olarak anılmasını sağlar.

Obradoviç için ise oyun ve felsefesi hakkında olumsuz bir değerlendirme yapmak dahi anlamsızdır. Setleri, oyuna duyduğu saygı, başarı seviyesi ve 9 Avrupa Ligi kupasıyla Avrupa basketbolunda bir ölçüttür. Ne oyun stili eskidir ne de yaklaşımı çağ dışıdır. 21–22 yaşındaki bir gençle bir Amerikan Ligi yıldızına aynı şekilde davranmadığını, Udoh ve Bogdanoviç ile kurduğu iletişimde defalarca görmüştük. Setleri bugün hâlâ farklı takımlar tarafından uygulanmaktadır. İş disiplini, profesyonelliği ve kurduğu duygusal bağlarla gittiği her yerde sevgi ve saygıyla anılmaktadır. Son dönemdeki kadroları ne kadar kendisi kurdu bilinmez; ancak hâlâ kazanacak vizyona ve enerjiye sahip olduğuna inanıyorum.

Sonuç olarak bu iki koç, Avrupa basketbolunda birden fazla neslin bu sporu sevmesine vesile olmuş birer elçidir. Basketbolun onlara çok şey borçlu olduğu iki büyük değerdir. Öncelikle saygıyı hak ediyorlar. Bu sezonu iyi bir tazelenme yılı olarak geçirmelerini, basketbolun içinde kalarak bize daha çok güzellik izletmelerini diliyorum. Her şey için teşekkürler, efsaneler.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum