WNBA'de Türk antrenör:Cem Şencan Toronto Tempo'da
ABD ve Kanada’da yükselişini sürdüren kadın basketbolunun WNBA’deki yeni takımı Toronto Tempo’nun operasyonunda bir Türk yönetici görev yapıyor. Cem Şencan, Alp Ulagay’ın Ribaund için gerçekleştirdiği röportajda Toronto Tempo’daki görevini, Kanada’daki basketbol ilgisini ve salon operasyonlarının perde arkasını anlattı.
04 Eylül 2026 - 10:53 - Güncelleme: 04 Eylül 2026 - 10:58
RÖPORTAJ/ALP ULAGAY ABD ve Kanada’da kadın basketboluna yönelik ilginin artması, WNBA’de yeni takımların ve yeni organizasyonların ortaya çıkmasını beraberinde getiriyor. Ligin yeni ekiplerinden Toronto Tempo’nun operasyon ekibinde ise Türkiye’den gelen bir isim görev yapıyor. Cem Şencan, takımın arena operasyon direktörü olarak salon içindeki organizasyondan farklı şehirlerdeki maçların saha kurulumuna kadar geniş bir alandan sorumlu. Türkiye’de Türkiye Basketbol Federasyonu, Ülker Arena ve Volkswagen Arena’da görev yapan Şencan, Kanada’ya uzanan kariyerini ve Toronto Tempo’daki çalışma sistemini anlattı. Şencan, kadın basketboluna yönelik seyirci ilgisinden Kuzey Amerika’daki spor tesisi modeline kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

KARİYERİNDEKİ FARKLI DENEYİMLER KUZEY AMERİKA’DA İŞİNE YARADI
Cem Şencan (46) basketbol sahalarına koçluk hayaliyle yanıp tutuşurken adım attı. Ancak 20 yıl önce ABD’de yaptığı spor yönetimi yüksek lisansı, kariyerinde farklı bir yol açtı. Şencan, Türkiye Basketbol Federasyonu’nda görev alarak 2010 Dünya Şampiyonası’nın organizasyonunda çalıştı. Daha sonra Ülker Arena’da etkinlik direktörlüğü yaptı. 2015-2019 yılları arasında ise Volkswagen Arena’nın müdürlüğünü üstlendi. 2019’un sonunda Kanada’nın Toronto şehrine taşınan Şencan, önce York Üniversitesi’nde tesis müdürlüğü görevini yürüttü. Bu yılın mart ayından bu yana ise WNBA’nin yeni takımı Toronto Tempo’nun arena operasyon direktörü olarak görev yapıyor.
Türkiye'de önce dört yıl Ülker Arena’da dört yıl, daha sonra dört yıl Volkswagen Arena’da çalıştınız. Bunlar Fenerbahçe ve Darüşşafaka basketbol takımlarına da ev sahipliği yaptığı gibi çok amaçlı iki tesisti. Kuzey Amerika'ya giderken edindiğiniz en değerli deneyim neydi?
Buraya ilk geldiğimde iş başvurusu yaparken her işi yaptığımı anlatıyordum. Bana pek inanmıyorlardı. Ama hakikaten sorunun kısa cevabı çok yönlülük. Tek bir şey yerine birçok fazla şey yapabiliyorum. Bu çok yönlülüğü de üç büyük kurumda dörder yıl çalışarak edindim. Mesela TBF’deyken 2010 Dünya basketbol şampiyonasında aldığım görev çok bir temel bir katmandı. Bütün organizasyonu ve lojistiği orada öğrendim. Üstüne Ülker Arena’da nasıl değer yaratıldığını gördüm. Mesela orada saha kenarı koltukları satarken kardeş şirket Los Angeles Lakers'a sorduk. Seyircileri tek tek davet ederek anlattık. Bir de müzik tarafı var: Mesela sporun müziğe göre kuvvetli olduğu yerler nereler? Bilet satışında müzik tarafı çok kuvvetli. Pozitif Müzik’te de ustalaştığım döneme gelmiştim. Volkswagen Arena basketbol kimliğini benim dönemimde edindi. Biletlemede müzik organizatörleri yani promoter’ların uyguladığı yöntemleri izlerken, merchandise alanında ise sporun müziğe göre ne kadar ileride olduğunu yaşayarak gördüm.
Kanada'nın Toronto şehrine taşınma kararı verdiniz. O zaman York Üniversitesi'ndeki işiniz belli miydi?
Değildi. Aslında çok yoğun 12-13 yıllık bir dönemden çıkmıştım. Açıkçası küçük bir ara verip kendimi geliştirebileceğim alanlara bakıyordum. Yine de York Üniversitesi’ndeki işe başvurdum. 2019’in ağustos ayında buraya taşındık. 2019 Aralık'ta da işe başladım.
YORK ÜNİVERSİTESİ’NDE GENİŞ BİR TESİS SORUMLULUĞU
Şencan, York Üniversitesi’nde tüm spor tesislerinden sorumlu olarak görev yaptı. İki stadyum, üç çim saha, iki beyzbol sahası, büyük bir rekreasyon merkezi, üç ayrı spor salonu, havuz ve fitness center bulunan tesislerin bakım, onarım, ekipman ve kapital yatırımlarını yönetti.
Anladığım kadarıyla Kanada'nın en büyük üniversitelerinden birisi. Tüm tesislerden sorumlu olarak nasıl bir iş yükünün altında buldunuz kendinizi?
Bütün spor tesislerinin müdürüydüm. İki stadyum, biri küçük üç çim saha, iki beyzbol sahası ve bir de büyük rekreasyon merkezi var. Burada da üç ayrı spor salonu ve havuz ile fitness center vardı. Bütün bu tesislerin bakımı onarımı, ekipmanlarının yapılması, bütün kapital yatırımları işi bendeydi. Mesela 2015'te yapılmış büyük stadını futbol sahasına dönüştürme operasyonu devam ederken işe başladım. Yapay çim olunca çok daha uzun süre kullanabiliyorsun. Üstüne bir de dev tente yaptık. Yaklaşık dört sene üst üste o tenteyi kışın takıp baharda söküyorduk. Üç profesyonel futbol takımı ve bir de ragbi takımı yazın burada oynuyordu. Bu sebeple benimki neredeyse 12 aylık bir işe dönüştü. Çok iyi bir deneyim oldu açıkçası.

TORONTO TEMPO DÖNEMİ MART AYINDA BAŞLADI
Şencan, York Üniversitesi’nde geçirdiği dönemin ardından bu yılın mart ayında Toronto Tempo’ya geçti. Toronto’da Raptors, Maple Leafs ve Blue Jays gibi takımların sahibi olan Maple Leaf Sports and Entertainment’ın spor tesisleri ve organizasyonlarında önemli bir ağırlığı bulunurken, Toronto Tempo farklı bir yapıyla faaliyet gösteriyor.
Altı yılı orada çalıştıktan sonra bu yılın mart ayında WNBA’in yeni takımı Toronto Tempo’da başladınız. O süreci anlatabilir misiniz?
Toronto’da şöyle bir durum var: Bu şehrin takımları Raptors'ın, Maple Leafs ve Blue Jays’in sahibi Maple Leaf Sports and Entertainment (MLSE) dev bir şirket. Aynı zamanda bütün spor tesislerinin de sahibi. Konserler de maçlar da çoğunlukla bu şirketin bünyesinde. Çalışanlarını genelde kendi havuzlarından alıyorlardı. Toronto Tempo biraz bunun dışında kalıyor. Yılbaşı zamanı bana çok uygun bu pozisyona başvurdum. Zaten kadın sporları müthiş bir yükselişte. Ben de bunu çok yakından takip ediyordum. CFO’nun da dahil olduğu beş aşamalı bir görüşmeden geçtim. Şubat sonu teklifi gönderdiler ve anlaştık. Mart başı hiç ara vermeden başladım. Cuma günü üniversiteydim. Pazartesi Tempo’da başladım.
“ARENA İÇİNDE OLAN HER ŞEYDEN SORUMLUYUM”
Toronto Tempo’nun kendi arenası bulunmuyor. Bu nedenle takım farklı salonlarda maçlarını oynarken saha ve salon operasyonlarının organizasyonu Şencan’ın görev alanının önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Venue operations director yani arena operasyon direktörü olarak başladınız öyle mi?
Doğru. Tempo’da salonun değil takımın çalışanıyım. Çünkü Tempo’nun kendi arenası yok. Kanada'da başka salonlarda da oynamamızdan doğan bir ihtiyaç diye düşünüyorum. Parkeyi kendi elimle kurmuyorum ama hakikaten her şeyini ben yapıyorum. Mesela geçen hafta parkemiz buradan iki TIR’la Vancouver'a gitti. Orada sahayı kurmak için gerekli kişilerden forkliftlere, temizlikten parkenin Toronto'ya dönmesine kadar tüm işler bende. Aslında şöyle özetleyebilirim pozisyonu: Arena içinde olan her şeyden doğrudan ya da dolaylı sorumluyum.
COCA-COLA COLISEUM’DA HEM BASKETBOL HEM HOKEY OPERASYONU
Toronto Tempo’nun maçlarını oynadığı Coca-Cola Coliseum 1921 yılında inşa edildi ve 2002’de önemli bir renovasyondan geçti. Salon 8 bin 500 kişilik kapasiteye sahipken localarla birlikte bu sayı yaklaşık 9 bine çıkıyor. Takımın farklı salonlardaki maçları da dahil edildiğinde son seyirci ortalaması 10 bin 247 olarak gerçekleşti.
Toronto’da maçlarınızı oynadığınız Coca-Cola Coliseum 1921'de yapılmış ve 2002'de önemli renovasyon geçirmiş eski bir salon. Nasıl bir tesisle karşılaştınız?
8500 kişi kapasitemiz var. Muhtemelen localarla 9000 kişiye çıkıyoruz. Diğer sahalardaki maçlarla son seyirci ortalamamız 10.247 kişi. Toronto’da Raptors'ın oynadığı Scotiabank Arena'nın tam yarısı gibi. Aslında boyut olarak bize çok uygun bir salon. Tabii eski olması bizi zorluyor. Birçok alanı baştan yapmak zorunda kalıyoruz. Ben gelmeden evvel çok ciddi bir harcamayla yeni soyunma odaları yapılmış mesela. Bir de tabii buz hokeyinin Kanada’da birinci spor olması çok büyük bir gerçek. Çünkü sonuçta iklim buna uygun ve burası bir hokey ülkesi. Bizim salonda gerçek buz kullanılıyor. Konserlerde veya basketbol maçlarında çok sağlam bir yalıtım ve çok iyi bir havalandırma sistemi olması lazım.
WNBA MAÇLARINDA KARIŞIK SEYİRCİ PROFİLİ
Kadın basketbolunun Kuzey Amerika’daki yükselişi, Toronto Tempo’nun seyirci profilinde de karşılık buluyor. Şencan, maçlara farklı yaş gruplarından ve toplumun farklı kesimlerinden basketbolseverlerin geldiğini, özellikle kız çocuklarının tribünlerde dikkat çektiğini belirtti.
Kadın basketbolu Kuzey Amerika'da son derece yükselen bir değer. Nasıl bir seyirciyle ve ortamla karşılaştınız?
Gerçekten beni herhalde en çok etkileyen o oldu. Kadın sporları müthiş ilgi görüyor ve bununla çok gurur duyuyorlar. İşe başladığım zaman bilet satışlarının çok iyi gittiğini anlamıştım. Coca-Cola Coliseum’da hemen hemen her maçta kapalı gişe oynuyoruz. Müthiş karma bir seyircimiz var. Her yaştan ve toplumun her kesiminden basketbolsever geliyor maçlara. Kız çocuklarını daha çok görüyorum. WNBA takımı olmamıza karşın erkek seyirci de çok. Ayrıca bu seyirci takımı müthiş sahipleniyor. WNBA’de ilk senemiz olduğundan maçlar belki bazen istediğimiz gibi bitmiyor. Ne bir ıslık ne bir başka protesto var. Rakibi de izlemeye geliyorlar. Ligin değeri de burada ortaya çıkıyor. Mesela WNBA’deki yıldız oyunculardan Page Bueckers çok büyük alkış aldı buradaki maçlarda. Geçen yılın en değerli oyuncusu A’ja Wilson çok alkışlandı.

SEZON BAŞLAMADAN 8 BİN KİŞİLİK ETKİNLİK
Toronto Tempo’nun ilk sezonunda seyirci ilgisi sezon başlamadan önce gerçekleştirilen etkinlikte de kendisini gösterdi. Takım, 14 Nisan’da henüz oyuncu kadrosu ve saha tasarımı tam olarak bilinmezken “Before the bounce” etkinliği düzenledi.
Tempo’nun henüz ilk sezon olmasına karşın seyirciden memnunsunuz sanırım…
Beni daha çok şaşırtan bir olayı anlatayım: Sezon başlamadan önce 14 Nisan’da portatif sahamızın açılışını yaptık. Henüz kimse parkemizin tasarımını, rengini, neye benzeyeceğini bilinmiyordu. ‘Before the bounce’ yani ‘top sahada sekmeden önce’ diye bir etkinlik yaptık. Hiç oyuncumuz yok, sadece koçlar var. Dans takımı yeni seçilmiş ama henüz maskot yok. Topu topu bir saatlik bir etkinlikti. Dans takımı çıktı dans ettik, kortu açtık, gösterdik, fotoğraflar çekildi. Galiba 8000 kişi geldi. Gerçekten inanamadım!
JAMES CAMERON’UN KATILDIĞI “TITANIC CAM” ETKİNLİĞİ
Toronto Tempo’nun maçlarında saha kenarı koltuklar da sezonluk olarak satılıyor. Ayrıca ünlülere ayrılan koltuklar da bulunuyor. Takımın maçlarından birinde ünlü yönetmen James Cameron da tribünde yer aldı.
Peki saha kenarı koltuklarda durum nedir?
Genelde hepsini sezonluk satıyoruz. Ayrıca ünlülere ayrılmış koltuklarımız da var. Kanada'da da çok ünlü olan birkaç kişi geldi. Benim tanıdıklarımdan ünlü film yönetmeni James Cameron geldi. Hatta çok güzel bir şey yaptı bizim eğlence ekibi. Meşhur Leonardo ile Kate Winslet’ın olduğu sahneyi seyirciyle yapıyorlar: Titanic Cam. En son kamerayı James Cameron'a çevirdiler. Orada bizim takımın küçük ortaklarından influencer Lily Singh, Kate Winslet oldu. James Cameron da arkadan tutan Leonardo…
22 EV MAÇININ 15’İ COCA-COLA COLISEUM’DA
Toronto Tempo’nun normal sezonda kendi sahasında oynadığı 22 maçın 15’i Coca-Cola Coliseum’da gerçekleşiyor. Takım, Toronto’daki Scotiabank Arena’da üç, Montreal’de iki ve Vancouver’da iki karşılaşmaya çıkıyor. Bu organizasyonların saha operasyonları da Şencan tarafından yürütülüyor. Montreal’de oynanan Detroit Wings maçında 20 bin 996 seyirciyle normal sezonda WNBA tarihinin en yüksek seyirci rekoru kırıldı.
Montreal’de oynadığınız Detroit Wings maçında tam 20.996 kişiyle normal sezonda WNBA tarihinin en yüksek seyirci rekorunu kırdınız. Bu örnekteki gibi bazı maçları Toronto dışında oynamak üzerine kurulu bir takviminiz var değil mi?
Şöyle bir kırılım vereyim: Bu sezon ev sahibi olarak oynadığımız 22 maç var. Bunun 15’ini Coca-Cola Coliseum’da oynuyoruz. Üçünü yine Toronto'da Scotiabank Arena'da oynuyoruz. Diğer iki maçımız Montreal'de, iki maçımız da Vancouver'da. Bunların hepsinde saha kısmını ben organize ediyorum. Mesela bunun için de Vancouver’daki arena ekibiyle her gün belki 25 kez mesajlaşıp iki kere de telefonla konuştuk.
BİR MAÇ BİTİYOR, BAŞKA ŞEHİRDE YENİ OPERASYON BAŞLIYOR
Farklı şehirlerde oynanan maçlar, Toronto Tempo’nun operasyon ekibi açısından yoğun bir hazırlık süreci gerektiriyor. Şencan, Toronto’daki bir maçın hemen ardından Vancouver’a geçerek saha, potalar, hakem masaları, medya tribünü ve yayın altyapısının kurulumu dahil olmak üzere birçok aşamayı takip ediyor.
Montreal’da veya Vancouver’da maçlar daha büyük salonlarda oynandı. O maçlar için nasıl bir iş planınız var?
Bir örnekle anlatayım: 25 Ağustos salı günü Toronto'da Caitlin Clark’ın takımı Indiana Fever'la oynadık. 19.300 seyirci geldi maça. O maç akşam saat 7'de başladı. Normalde her maçın sonuna kadar kalıyorum. Hatta saha sökümüne de bakıyorum. Ama bu sefer geceyarısı Vancouver uçağına yetişmek için erken çıktım. Uçuş beş saat sürdü. Çarşamba sabahı Vancouver’daydım. İlk önce buradan gönderdiğim saha, pota ve tüm diğer malzemeleri, hakem masalarını teslim aldım. Perşembe sabahı parkeyi ve potaları kurduk. Saha kenarı koltuklar, hakem masası, yayıncı yerleri, medya tribünü, bütün bununla ilgili teknolojik altyapıyı hazırladık. Perşembe akşama doğru dansçılar ve maskotlar bir prova yaptı. Cuma sabahı da genel temizlik yapıldı, takımlar antrenmana çıktı, yayıncılar hazırlandı. Öğleden sonra birkaç prova daha aldık. Akşama da kapıları açıp 12 bin seyirci önünde maçımızı oynadık.
“TEMPO LIVE” İLE MAÇ DIŞINDA DA BASKETBOL ETKİNLİĞİ
Vancouver’daki maç programı yalnızca karşılaşmayla sınırlı kalmadı. Toronto Tempo, maçtan bir gün önce “Tempo Live” adıyla ücretsiz ancak biletli bir etkinlik düzenledi. Sabah 10.00’dan akşam 18.00’e kadar devam eden etkinlikte oyuncularla imza organizasyonu, koçlarla görüşme, dans etkinlikleri ve kızlar 3’e 3 turnuvası gerçekleştirildi.
Hemen ardından pazar günü Vancouver’da bir maça daha çıktınız değil mi?
Evet, pazar bir maç daha oynadık. O da öğleden sonra maçıydı. Fakat cumartesi de ‘Tempo Live’ diye bedava ama biletli bir etkinlik daha yaptık. Sabah 10’dan akşam 6’ya kadar bir basketbol günü düzenledik: Oyuncularla imza köşesi vardı. İsteyenler koçla konuştu. İsteyenler beraber dans edip video çekti. Sahada 3'e 3 kızlar turnuvası düzenledik. Montreal’de yaptık aynısını ve çok güzel geçti. Pazar günü de maç daha erken bitti. Basın toplantısından ve yayıncıların toplanmasından sonra da tüm malzemeyi yeniden karayoluyla Toronto’ya yolladım. Bunun karayoluyla beş gün sürdüğünü hatırlatayım…
SEZON SONUNDA TEKNİK ŞARTNAME HAZIRLANACAK
Toronto Tempo’nun sezonunun eylül sonunda tamamlanması beklenirken, Şencan’ın sezon sonrasındaki çalışma planında tesis bakımı ve yeni sezon hazırlıkları bulunuyor. Parke ve potaların bakımı ile depo düzenlemesinin yanı sıra takımın farklı salonlarda oynayabilmesi için kapsamlı bir teknik şartname hazırlanması planlanıyor.
Toronto Tempo yeni kurulmuş bir takım. Eylül sonu gibi de takımın sezonu bitecek. Sezon bitiminde nasıl çalışma temponuz olacak?
Sezon sonrası özellikle biraz tesis bakımı var: Parkenin bakımı, potaların bakımı, deponun düzenlenmesi. Ayrıca yeni sezona hazırlıkla ilgili planlama yapmak lazım. Bir de sanatçılardan öğrendiğim bir yöntem var: Her sanatçı bir teknik şartname yollar. Sahnesinin, ışıklarının teknik özelliklerini belirtir. Aslında bir tür teknik uyumluluk belgesidir. Sezon sonu yapacağım ilk işlerden biri Tempo için bir teknik şartname oluşturmak olacak. Yani takımın ihtiyaçları, soyunma odası standartları, yükleme kapasitesi ve WNBA kurallarını kapsayan bir şartname hazırlayıp bunu oynayacağımız yeni pazarlarla ve mevcut pazarlarla paylaşmak ilk amacım olacak. Bir de bu sezon o kadar yoğunum ki hiçbir deplasman maçına gidemedim. Seneye Arena operasyonuna özellikle bakmak için birkaç deplasmana gideceğim.
KUZEY AMERİKA’DA SPONSORLUK MODELİ DİKKAT ÇEKİYOR
Şencan’a göre Kuzey Amerika ile Avrupa basketbolu arasındaki önemli farklardan biri sponsorluk yapısında ortaya çıkıyor. Toronto Tempo’nun sponsorları arasında Kanada’nın büyük bankalarından CIBC’nin yanı sıra Lego, Instacart, Sephora, Canadian Tire, Coca-Cola ve Johnsonville bulunuyor.
Kuzey Amerika ve belki Kanada özelinde seyirci ve gelir açısından Avrupa'ya göre ne farklar görüyorsunuz?
Avrupa basketboluna göre dev bir fark görüyorum: Sponsorlar! Bizim sponsorların hiçbirisi patronun şirketi değil. Ya da hiçbirisi sahiplerden birinin hatırı için gelmiş markalar değil. Sponsorlarımız tamamen organik. Hatta Euroleague’deki bütün takımların organik sponsorluklarını topla bizim takıma denk geliyor mudur emin değilim. Kanada’nın en büyük bankalarından CIBC, Lego, Instacart, Sephora, Canadian Tire, Coca-Cola, Johnsonville sponsorlarımız arasında. Buradan hakikaten müthiş bir gelir akıyor.
KUZEY AMERİKA ARENA MODELİ 1990’LARDA ŞEKİLLENDİ
Şencan, Kuzey Amerika’daki spor tesislerinin tasarımında 1990’lı yıllarda oluşan modelin bugün de büyük ölçüde korunduğunu belirtiyor. Basketbol ve buz hokeyine uygun esnek yapılar, sahaya yakın koltuklar, VIP alanları, localar ve geniş yükleme alanları bu modelin temel parçaları arasında yer alıyor.
Son olarak spor tesisi yatırımlarını bir parça konuşalım. Kuzey Amerika spor tesislerinin tasarımı ve işletmesi konusunda her zaman öncüdür. Burada gözlemlediğiniz yeni bir eğilim var mı?
Kuzey Amerika bu tasarım işini 1990'larda çözdü: Buz hokeyi ve basketbol esnekliğine sahip ve sahaya yakın koltuklara sahip bir stadyum veya arena. Mutlaka VIP'ler için bir ya da birkaç lounge. Çünkü oraya bir koyup belki 10 hatta 100 katıyla alabiliyorsunuz. Alt katın bittiği noktada localar ve üst çanağın altında da bütün fonksiyonel alanlar. Etkinlik katında da çok büyük yükleme alanları. Bu sayede bir gün basketbol maçı alıyorsun, ertesi gün Cirque du Soleil gösterisi yapabiliyorsun. Bunlar hep 1990’larda çözülmüş konular. O yüzden bana hiçbir şey çok büyük bir icat gibi gelmiyor. Bu tasarım fikri bence hâlâ aynı şekilde devam ediyor. Çünkü bu modelle profesyonel takım arenaları çok iyi para kazanıyor.
TEKNOLOJİ GELİŞTİ, ARENA MODELİ DEĞİŞMEDİ
Yeni nesil salonlarda teknolojinin önemli ölçüde ilerlediğini belirten Şencan, temel arena modelinin ise değişmediğini ifade ediyor. Los Angeles’taki Intuit Dome’u ve Lakers’ın salonundaki üç katlı loca uygulamasını örnek gösteren Şencan, yeni yapıların mevcut modelin teknolojik olarak geliştirilmiş örnekleri olduğunu belirtiyor.
O zaman tasarımda büyük bir değişiklik görmüyorsunuz zannedersem?
Mesela Los Angeles’taki Intuit Dome'dan bahsediliyor. Gene 1990’larda o bahsettiğim fikir aynı ama teknolojik anlamda tabii ki çok daha ileri eskilerine göre. ‘The Wall’ dedikleri taraftar bölümü var mesela. Veya Lakers’ın sahasında üç katlı loca var ama mantık aynı. Bunlar çok güzel şeyler ama bana hep yenilik gibi geliyor. Bunların hiçbiri bir icat değil.
“BUNU YAPMAYAN PARA KAYBEDER”
Şencan’a göre spor tesislerinin yalnızca kapasite üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. Çok amaçlı kullanım, taraftarların tesiste geçirdiği zaman ve farklı gelir alanlarının oluşturulması tesislerin ekonomik yapısında belirleyici oluyor.
Stadyumu ya da arenayı böyle tasarlamak bu sektörün olmazsa olmazı o zaman?
Bunu yapmayan para kaybeder. Sadece kapasiteye bakmamak lazım. Mesela Real Madrid’in stadyumu yenilendi ve çok para kazanıyorlar. Tamam kapasiteyi arttırmak tabii ki çok büyük bir çarpan. Ama iş sadece kapasiteyle bitmiyor. Bir stadyum yaptığın zaman taraftarların günü orada geçiriyorsa bunun karşılığını alıyorsun. Mesela Türkiye'de her şehre yeni bir stat yapılmasına çok anlam veremiyorum. Başka kısımlarını çok daha verimli yapabilirsin. Ona üzülüyorum açıkçası.
SPOR TESİSLERİNİN KONSER FONKSİYONU DA BÜYÜDÜ
Kuzey Amerika’daki stadyum ve arenaların önemli kullanım alanlarından biri de müzik etkinlikleri. Şencan, özellikle kapalı salonlarda tavan kapasitesinin konser organizasyonlarında önemli olduğunu ve sahnenin görüş açısından avantaj sağladığını belirtiyor.
Bu tesislerin neredeyse tamamı çok amaçlı kullanılıyor değil mi? Spordan sonra ne geliyor?
Bu stadyumlar müzik için de bir alan açtı. Dev kapasitede konser vermeye şansı buldu sanatçılar. Arenaya artık müzik mekânı gözüyle bakıyorlar. Mesela kapalı alanda tavan kapasitesi çok önemli. Bir stadyum konserinde yerden dikmedir şeyler. Arenadaysa hep tavandan gelmedir. Avantajı şudur. Sen hep tamamen net ve engelsiz görürsün sanatçıyı. Akustik de iyiyse o zaman tadından yenmez. Çünkü iç mekân konseri bence daha güzeldir.

KARİYERİNDEKİ FARKLI DENEYİMLER KUZEY AMERİKA’DA İŞİNE YARADI
Cem Şencan (46) basketbol sahalarına koçluk hayaliyle yanıp tutuşurken adım attı. Ancak 20 yıl önce ABD’de yaptığı spor yönetimi yüksek lisansı, kariyerinde farklı bir yol açtı. Şencan, Türkiye Basketbol Federasyonu’nda görev alarak 2010 Dünya Şampiyonası’nın organizasyonunda çalıştı. Daha sonra Ülker Arena’da etkinlik direktörlüğü yaptı. 2015-2019 yılları arasında ise Volkswagen Arena’nın müdürlüğünü üstlendi. 2019’un sonunda Kanada’nın Toronto şehrine taşınan Şencan, önce York Üniversitesi’nde tesis müdürlüğü görevini yürüttü. Bu yılın mart ayından bu yana ise WNBA’nin yeni takımı Toronto Tempo’nun arena operasyon direktörü olarak görev yapıyor.
Türkiye'de önce dört yıl Ülker Arena’da dört yıl, daha sonra dört yıl Volkswagen Arena’da çalıştınız. Bunlar Fenerbahçe ve Darüşşafaka basketbol takımlarına da ev sahipliği yaptığı gibi çok amaçlı iki tesisti. Kuzey Amerika'ya giderken edindiğiniz en değerli deneyim neydi?
Buraya ilk geldiğimde iş başvurusu yaparken her işi yaptığımı anlatıyordum. Bana pek inanmıyorlardı. Ama hakikaten sorunun kısa cevabı çok yönlülük. Tek bir şey yerine birçok fazla şey yapabiliyorum. Bu çok yönlülüğü de üç büyük kurumda dörder yıl çalışarak edindim. Mesela TBF’deyken 2010 Dünya basketbol şampiyonasında aldığım görev çok bir temel bir katmandı. Bütün organizasyonu ve lojistiği orada öğrendim. Üstüne Ülker Arena’da nasıl değer yaratıldığını gördüm. Mesela orada saha kenarı koltukları satarken kardeş şirket Los Angeles Lakers'a sorduk. Seyircileri tek tek davet ederek anlattık. Bir de müzik tarafı var: Mesela sporun müziğe göre kuvvetli olduğu yerler nereler? Bilet satışında müzik tarafı çok kuvvetli. Pozitif Müzik’te de ustalaştığım döneme gelmiştim. Volkswagen Arena basketbol kimliğini benim dönemimde edindi. Biletlemede müzik organizatörleri yani promoter’ların uyguladığı yöntemleri izlerken, merchandise alanında ise sporun müziğe göre ne kadar ileride olduğunu yaşayarak gördüm.
Kanada'nın Toronto şehrine taşınma kararı verdiniz. O zaman York Üniversitesi'ndeki işiniz belli miydi?
Değildi. Aslında çok yoğun 12-13 yıllık bir dönemden çıkmıştım. Açıkçası küçük bir ara verip kendimi geliştirebileceğim alanlara bakıyordum. Yine de York Üniversitesi’ndeki işe başvurdum. 2019’in ağustos ayında buraya taşındık. 2019 Aralık'ta da işe başladım.
YORK ÜNİVERSİTESİ’NDE GENİŞ BİR TESİS SORUMLULUĞU
Şencan, York Üniversitesi’nde tüm spor tesislerinden sorumlu olarak görev yaptı. İki stadyum, üç çim saha, iki beyzbol sahası, büyük bir rekreasyon merkezi, üç ayrı spor salonu, havuz ve fitness center bulunan tesislerin bakım, onarım, ekipman ve kapital yatırımlarını yönetti.
Anladığım kadarıyla Kanada'nın en büyük üniversitelerinden birisi. Tüm tesislerden sorumlu olarak nasıl bir iş yükünün altında buldunuz kendinizi?
Bütün spor tesislerinin müdürüydüm. İki stadyum, biri küçük üç çim saha, iki beyzbol sahası ve bir de büyük rekreasyon merkezi var. Burada da üç ayrı spor salonu ve havuz ile fitness center vardı. Bütün bu tesislerin bakımı onarımı, ekipmanlarının yapılması, bütün kapital yatırımları işi bendeydi. Mesela 2015'te yapılmış büyük stadını futbol sahasına dönüştürme operasyonu devam ederken işe başladım. Yapay çim olunca çok daha uzun süre kullanabiliyorsun. Üstüne bir de dev tente yaptık. Yaklaşık dört sene üst üste o tenteyi kışın takıp baharda söküyorduk. Üç profesyonel futbol takımı ve bir de ragbi takımı yazın burada oynuyordu. Bu sebeple benimki neredeyse 12 aylık bir işe dönüştü. Çok iyi bir deneyim oldu açıkçası.

TORONTO TEMPO DÖNEMİ MART AYINDA BAŞLADI
Şencan, York Üniversitesi’nde geçirdiği dönemin ardından bu yılın mart ayında Toronto Tempo’ya geçti. Toronto’da Raptors, Maple Leafs ve Blue Jays gibi takımların sahibi olan Maple Leaf Sports and Entertainment’ın spor tesisleri ve organizasyonlarında önemli bir ağırlığı bulunurken, Toronto Tempo farklı bir yapıyla faaliyet gösteriyor.
Altı yılı orada çalıştıktan sonra bu yılın mart ayında WNBA’in yeni takımı Toronto Tempo’da başladınız. O süreci anlatabilir misiniz?
Toronto’da şöyle bir durum var: Bu şehrin takımları Raptors'ın, Maple Leafs ve Blue Jays’in sahibi Maple Leaf Sports and Entertainment (MLSE) dev bir şirket. Aynı zamanda bütün spor tesislerinin de sahibi. Konserler de maçlar da çoğunlukla bu şirketin bünyesinde. Çalışanlarını genelde kendi havuzlarından alıyorlardı. Toronto Tempo biraz bunun dışında kalıyor. Yılbaşı zamanı bana çok uygun bu pozisyona başvurdum. Zaten kadın sporları müthiş bir yükselişte. Ben de bunu çok yakından takip ediyordum. CFO’nun da dahil olduğu beş aşamalı bir görüşmeden geçtim. Şubat sonu teklifi gönderdiler ve anlaştık. Mart başı hiç ara vermeden başladım. Cuma günü üniversiteydim. Pazartesi Tempo’da başladım.
“ARENA İÇİNDE OLAN HER ŞEYDEN SORUMLUYUM”
Toronto Tempo’nun kendi arenası bulunmuyor. Bu nedenle takım farklı salonlarda maçlarını oynarken saha ve salon operasyonlarının organizasyonu Şencan’ın görev alanının önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Venue operations director yani arena operasyon direktörü olarak başladınız öyle mi?
Doğru. Tempo’da salonun değil takımın çalışanıyım. Çünkü Tempo’nun kendi arenası yok. Kanada'da başka salonlarda da oynamamızdan doğan bir ihtiyaç diye düşünüyorum. Parkeyi kendi elimle kurmuyorum ama hakikaten her şeyini ben yapıyorum. Mesela geçen hafta parkemiz buradan iki TIR’la Vancouver'a gitti. Orada sahayı kurmak için gerekli kişilerden forkliftlere, temizlikten parkenin Toronto'ya dönmesine kadar tüm işler bende. Aslında şöyle özetleyebilirim pozisyonu: Arena içinde olan her şeyden doğrudan ya da dolaylı sorumluyum.
COCA-COLA COLISEUM’DA HEM BASKETBOL HEM HOKEY OPERASYONU
Toronto Tempo’nun maçlarını oynadığı Coca-Cola Coliseum 1921 yılında inşa edildi ve 2002’de önemli bir renovasyondan geçti. Salon 8 bin 500 kişilik kapasiteye sahipken localarla birlikte bu sayı yaklaşık 9 bine çıkıyor. Takımın farklı salonlardaki maçları da dahil edildiğinde son seyirci ortalaması 10 bin 247 olarak gerçekleşti.
Toronto’da maçlarınızı oynadığınız Coca-Cola Coliseum 1921'de yapılmış ve 2002'de önemli renovasyon geçirmiş eski bir salon. Nasıl bir tesisle karşılaştınız?
8500 kişi kapasitemiz var. Muhtemelen localarla 9000 kişiye çıkıyoruz. Diğer sahalardaki maçlarla son seyirci ortalamamız 10.247 kişi. Toronto’da Raptors'ın oynadığı Scotiabank Arena'nın tam yarısı gibi. Aslında boyut olarak bize çok uygun bir salon. Tabii eski olması bizi zorluyor. Birçok alanı baştan yapmak zorunda kalıyoruz. Ben gelmeden evvel çok ciddi bir harcamayla yeni soyunma odaları yapılmış mesela. Bir de tabii buz hokeyinin Kanada’da birinci spor olması çok büyük bir gerçek. Çünkü sonuçta iklim buna uygun ve burası bir hokey ülkesi. Bizim salonda gerçek buz kullanılıyor. Konserlerde veya basketbol maçlarında çok sağlam bir yalıtım ve çok iyi bir havalandırma sistemi olması lazım.
WNBA MAÇLARINDA KARIŞIK SEYİRCİ PROFİLİ
Kadın basketbolunun Kuzey Amerika’daki yükselişi, Toronto Tempo’nun seyirci profilinde de karşılık buluyor. Şencan, maçlara farklı yaş gruplarından ve toplumun farklı kesimlerinden basketbolseverlerin geldiğini, özellikle kız çocuklarının tribünlerde dikkat çektiğini belirtti.
Kadın basketbolu Kuzey Amerika'da son derece yükselen bir değer. Nasıl bir seyirciyle ve ortamla karşılaştınız?
Gerçekten beni herhalde en çok etkileyen o oldu. Kadın sporları müthiş ilgi görüyor ve bununla çok gurur duyuyorlar. İşe başladığım zaman bilet satışlarının çok iyi gittiğini anlamıştım. Coca-Cola Coliseum’da hemen hemen her maçta kapalı gişe oynuyoruz. Müthiş karma bir seyircimiz var. Her yaştan ve toplumun her kesiminden basketbolsever geliyor maçlara. Kız çocuklarını daha çok görüyorum. WNBA takımı olmamıza karşın erkek seyirci de çok. Ayrıca bu seyirci takımı müthiş sahipleniyor. WNBA’de ilk senemiz olduğundan maçlar belki bazen istediğimiz gibi bitmiyor. Ne bir ıslık ne bir başka protesto var. Rakibi de izlemeye geliyorlar. Ligin değeri de burada ortaya çıkıyor. Mesela WNBA’deki yıldız oyunculardan Page Bueckers çok büyük alkış aldı buradaki maçlarda. Geçen yılın en değerli oyuncusu A’ja Wilson çok alkışlandı.

SEZON BAŞLAMADAN 8 BİN KİŞİLİK ETKİNLİK
Toronto Tempo’nun ilk sezonunda seyirci ilgisi sezon başlamadan önce gerçekleştirilen etkinlikte de kendisini gösterdi. Takım, 14 Nisan’da henüz oyuncu kadrosu ve saha tasarımı tam olarak bilinmezken “Before the bounce” etkinliği düzenledi.
Tempo’nun henüz ilk sezon olmasına karşın seyirciden memnunsunuz sanırım…
Beni daha çok şaşırtan bir olayı anlatayım: Sezon başlamadan önce 14 Nisan’da portatif sahamızın açılışını yaptık. Henüz kimse parkemizin tasarımını, rengini, neye benzeyeceğini bilinmiyordu. ‘Before the bounce’ yani ‘top sahada sekmeden önce’ diye bir etkinlik yaptık. Hiç oyuncumuz yok, sadece koçlar var. Dans takımı yeni seçilmiş ama henüz maskot yok. Topu topu bir saatlik bir etkinlikti. Dans takımı çıktı dans ettik, kortu açtık, gösterdik, fotoğraflar çekildi. Galiba 8000 kişi geldi. Gerçekten inanamadım!
JAMES CAMERON’UN KATILDIĞI “TITANIC CAM” ETKİNLİĞİ
Toronto Tempo’nun maçlarında saha kenarı koltuklar da sezonluk olarak satılıyor. Ayrıca ünlülere ayrılan koltuklar da bulunuyor. Takımın maçlarından birinde ünlü yönetmen James Cameron da tribünde yer aldı.
Peki saha kenarı koltuklarda durum nedir?
Genelde hepsini sezonluk satıyoruz. Ayrıca ünlülere ayrılmış koltuklarımız da var. Kanada'da da çok ünlü olan birkaç kişi geldi. Benim tanıdıklarımdan ünlü film yönetmeni James Cameron geldi. Hatta çok güzel bir şey yaptı bizim eğlence ekibi. Meşhur Leonardo ile Kate Winslet’ın olduğu sahneyi seyirciyle yapıyorlar: Titanic Cam. En son kamerayı James Cameron'a çevirdiler. Orada bizim takımın küçük ortaklarından influencer Lily Singh, Kate Winslet oldu. James Cameron da arkadan tutan Leonardo…
22 EV MAÇININ 15’İ COCA-COLA COLISEUM’DA
Toronto Tempo’nun normal sezonda kendi sahasında oynadığı 22 maçın 15’i Coca-Cola Coliseum’da gerçekleşiyor. Takım, Toronto’daki Scotiabank Arena’da üç, Montreal’de iki ve Vancouver’da iki karşılaşmaya çıkıyor. Bu organizasyonların saha operasyonları da Şencan tarafından yürütülüyor. Montreal’de oynanan Detroit Wings maçında 20 bin 996 seyirciyle normal sezonda WNBA tarihinin en yüksek seyirci rekoru kırıldı.
Montreal’de oynadığınız Detroit Wings maçında tam 20.996 kişiyle normal sezonda WNBA tarihinin en yüksek seyirci rekorunu kırdınız. Bu örnekteki gibi bazı maçları Toronto dışında oynamak üzerine kurulu bir takviminiz var değil mi?
Şöyle bir kırılım vereyim: Bu sezon ev sahibi olarak oynadığımız 22 maç var. Bunun 15’ini Coca-Cola Coliseum’da oynuyoruz. Üçünü yine Toronto'da Scotiabank Arena'da oynuyoruz. Diğer iki maçımız Montreal'de, iki maçımız da Vancouver'da. Bunların hepsinde saha kısmını ben organize ediyorum. Mesela bunun için de Vancouver’daki arena ekibiyle her gün belki 25 kez mesajlaşıp iki kere de telefonla konuştuk.
BİR MAÇ BİTİYOR, BAŞKA ŞEHİRDE YENİ OPERASYON BAŞLIYOR
Farklı şehirlerde oynanan maçlar, Toronto Tempo’nun operasyon ekibi açısından yoğun bir hazırlık süreci gerektiriyor. Şencan, Toronto’daki bir maçın hemen ardından Vancouver’a geçerek saha, potalar, hakem masaları, medya tribünü ve yayın altyapısının kurulumu dahil olmak üzere birçok aşamayı takip ediyor.
Montreal’da veya Vancouver’da maçlar daha büyük salonlarda oynandı. O maçlar için nasıl bir iş planınız var?
Bir örnekle anlatayım: 25 Ağustos salı günü Toronto'da Caitlin Clark’ın takımı Indiana Fever'la oynadık. 19.300 seyirci geldi maça. O maç akşam saat 7'de başladı. Normalde her maçın sonuna kadar kalıyorum. Hatta saha sökümüne de bakıyorum. Ama bu sefer geceyarısı Vancouver uçağına yetişmek için erken çıktım. Uçuş beş saat sürdü. Çarşamba sabahı Vancouver’daydım. İlk önce buradan gönderdiğim saha, pota ve tüm diğer malzemeleri, hakem masalarını teslim aldım. Perşembe sabahı parkeyi ve potaları kurduk. Saha kenarı koltuklar, hakem masası, yayıncı yerleri, medya tribünü, bütün bununla ilgili teknolojik altyapıyı hazırladık. Perşembe akşama doğru dansçılar ve maskotlar bir prova yaptı. Cuma sabahı da genel temizlik yapıldı, takımlar antrenmana çıktı, yayıncılar hazırlandı. Öğleden sonra birkaç prova daha aldık. Akşama da kapıları açıp 12 bin seyirci önünde maçımızı oynadık.
“TEMPO LIVE” İLE MAÇ DIŞINDA DA BASKETBOL ETKİNLİĞİ
Vancouver’daki maç programı yalnızca karşılaşmayla sınırlı kalmadı. Toronto Tempo, maçtan bir gün önce “Tempo Live” adıyla ücretsiz ancak biletli bir etkinlik düzenledi. Sabah 10.00’dan akşam 18.00’e kadar devam eden etkinlikte oyuncularla imza organizasyonu, koçlarla görüşme, dans etkinlikleri ve kızlar 3’e 3 turnuvası gerçekleştirildi.
Hemen ardından pazar günü Vancouver’da bir maça daha çıktınız değil mi?
Evet, pazar bir maç daha oynadık. O da öğleden sonra maçıydı. Fakat cumartesi de ‘Tempo Live’ diye bedava ama biletli bir etkinlik daha yaptık. Sabah 10’dan akşam 6’ya kadar bir basketbol günü düzenledik: Oyuncularla imza köşesi vardı. İsteyenler koçla konuştu. İsteyenler beraber dans edip video çekti. Sahada 3'e 3 kızlar turnuvası düzenledik. Montreal’de yaptık aynısını ve çok güzel geçti. Pazar günü de maç daha erken bitti. Basın toplantısından ve yayıncıların toplanmasından sonra da tüm malzemeyi yeniden karayoluyla Toronto’ya yolladım. Bunun karayoluyla beş gün sürdüğünü hatırlatayım…
SEZON SONUNDA TEKNİK ŞARTNAME HAZIRLANACAK
Toronto Tempo’nun sezonunun eylül sonunda tamamlanması beklenirken, Şencan’ın sezon sonrasındaki çalışma planında tesis bakımı ve yeni sezon hazırlıkları bulunuyor. Parke ve potaların bakımı ile depo düzenlemesinin yanı sıra takımın farklı salonlarda oynayabilmesi için kapsamlı bir teknik şartname hazırlanması planlanıyor.
Toronto Tempo yeni kurulmuş bir takım. Eylül sonu gibi de takımın sezonu bitecek. Sezon bitiminde nasıl çalışma temponuz olacak?
Sezon sonrası özellikle biraz tesis bakımı var: Parkenin bakımı, potaların bakımı, deponun düzenlenmesi. Ayrıca yeni sezona hazırlıkla ilgili planlama yapmak lazım. Bir de sanatçılardan öğrendiğim bir yöntem var: Her sanatçı bir teknik şartname yollar. Sahnesinin, ışıklarının teknik özelliklerini belirtir. Aslında bir tür teknik uyumluluk belgesidir. Sezon sonu yapacağım ilk işlerden biri Tempo için bir teknik şartname oluşturmak olacak. Yani takımın ihtiyaçları, soyunma odası standartları, yükleme kapasitesi ve WNBA kurallarını kapsayan bir şartname hazırlayıp bunu oynayacağımız yeni pazarlarla ve mevcut pazarlarla paylaşmak ilk amacım olacak. Bir de bu sezon o kadar yoğunum ki hiçbir deplasman maçına gidemedim. Seneye Arena operasyonuna özellikle bakmak için birkaç deplasmana gideceğim.
KUZEY AMERİKA’DA SPONSORLUK MODELİ DİKKAT ÇEKİYOR
Şencan’a göre Kuzey Amerika ile Avrupa basketbolu arasındaki önemli farklardan biri sponsorluk yapısında ortaya çıkıyor. Toronto Tempo’nun sponsorları arasında Kanada’nın büyük bankalarından CIBC’nin yanı sıra Lego, Instacart, Sephora, Canadian Tire, Coca-Cola ve Johnsonville bulunuyor.
Kuzey Amerika ve belki Kanada özelinde seyirci ve gelir açısından Avrupa'ya göre ne farklar görüyorsunuz?
Avrupa basketboluna göre dev bir fark görüyorum: Sponsorlar! Bizim sponsorların hiçbirisi patronun şirketi değil. Ya da hiçbirisi sahiplerden birinin hatırı için gelmiş markalar değil. Sponsorlarımız tamamen organik. Hatta Euroleague’deki bütün takımların organik sponsorluklarını topla bizim takıma denk geliyor mudur emin değilim. Kanada’nın en büyük bankalarından CIBC, Lego, Instacart, Sephora, Canadian Tire, Coca-Cola, Johnsonville sponsorlarımız arasında. Buradan hakikaten müthiş bir gelir akıyor.
KUZEY AMERİKA ARENA MODELİ 1990’LARDA ŞEKİLLENDİ
Şencan, Kuzey Amerika’daki spor tesislerinin tasarımında 1990’lı yıllarda oluşan modelin bugün de büyük ölçüde korunduğunu belirtiyor. Basketbol ve buz hokeyine uygun esnek yapılar, sahaya yakın koltuklar, VIP alanları, localar ve geniş yükleme alanları bu modelin temel parçaları arasında yer alıyor.
Son olarak spor tesisi yatırımlarını bir parça konuşalım. Kuzey Amerika spor tesislerinin tasarımı ve işletmesi konusunda her zaman öncüdür. Burada gözlemlediğiniz yeni bir eğilim var mı?
Kuzey Amerika bu tasarım işini 1990'larda çözdü: Buz hokeyi ve basketbol esnekliğine sahip ve sahaya yakın koltuklara sahip bir stadyum veya arena. Mutlaka VIP'ler için bir ya da birkaç lounge. Çünkü oraya bir koyup belki 10 hatta 100 katıyla alabiliyorsunuz. Alt katın bittiği noktada localar ve üst çanağın altında da bütün fonksiyonel alanlar. Etkinlik katında da çok büyük yükleme alanları. Bu sayede bir gün basketbol maçı alıyorsun, ertesi gün Cirque du Soleil gösterisi yapabiliyorsun. Bunlar hep 1990’larda çözülmüş konular. O yüzden bana hiçbir şey çok büyük bir icat gibi gelmiyor. Bu tasarım fikri bence hâlâ aynı şekilde devam ediyor. Çünkü bu modelle profesyonel takım arenaları çok iyi para kazanıyor.
TEKNOLOJİ GELİŞTİ, ARENA MODELİ DEĞİŞMEDİ
Yeni nesil salonlarda teknolojinin önemli ölçüde ilerlediğini belirten Şencan, temel arena modelinin ise değişmediğini ifade ediyor. Los Angeles’taki Intuit Dome’u ve Lakers’ın salonundaki üç katlı loca uygulamasını örnek gösteren Şencan, yeni yapıların mevcut modelin teknolojik olarak geliştirilmiş örnekleri olduğunu belirtiyor.
O zaman tasarımda büyük bir değişiklik görmüyorsunuz zannedersem?
Mesela Los Angeles’taki Intuit Dome'dan bahsediliyor. Gene 1990’larda o bahsettiğim fikir aynı ama teknolojik anlamda tabii ki çok daha ileri eskilerine göre. ‘The Wall’ dedikleri taraftar bölümü var mesela. Veya Lakers’ın sahasında üç katlı loca var ama mantık aynı. Bunlar çok güzel şeyler ama bana hep yenilik gibi geliyor. Bunların hiçbiri bir icat değil.
“BUNU YAPMAYAN PARA KAYBEDER”
Şencan’a göre spor tesislerinin yalnızca kapasite üzerinden değerlendirilmemesi gerekiyor. Çok amaçlı kullanım, taraftarların tesiste geçirdiği zaman ve farklı gelir alanlarının oluşturulması tesislerin ekonomik yapısında belirleyici oluyor.
Stadyumu ya da arenayı böyle tasarlamak bu sektörün olmazsa olmazı o zaman?
Bunu yapmayan para kaybeder. Sadece kapasiteye bakmamak lazım. Mesela Real Madrid’in stadyumu yenilendi ve çok para kazanıyorlar. Tamam kapasiteyi arttırmak tabii ki çok büyük bir çarpan. Ama iş sadece kapasiteyle bitmiyor. Bir stadyum yaptığın zaman taraftarların günü orada geçiriyorsa bunun karşılığını alıyorsun. Mesela Türkiye'de her şehre yeni bir stat yapılmasına çok anlam veremiyorum. Başka kısımlarını çok daha verimli yapabilirsin. Ona üzülüyorum açıkçası.
SPOR TESİSLERİNİN KONSER FONKSİYONU DA BÜYÜDÜ
Kuzey Amerika’daki stadyum ve arenaların önemli kullanım alanlarından biri de müzik etkinlikleri. Şencan, özellikle kapalı salonlarda tavan kapasitesinin konser organizasyonlarında önemli olduğunu ve sahnenin görüş açısından avantaj sağladığını belirtiyor.
Bu tesislerin neredeyse tamamı çok amaçlı kullanılıyor değil mi? Spordan sonra ne geliyor?
Bu stadyumlar müzik için de bir alan açtı. Dev kapasitede konser vermeye şansı buldu sanatçılar. Arenaya artık müzik mekânı gözüyle bakıyorlar. Mesela kapalı alanda tavan kapasitesi çok önemli. Bir stadyum konserinde yerden dikmedir şeyler. Arenadaysa hep tavandan gelmedir. Avantajı şudur. Sen hep tamamen net ve engelsiz görürsün sanatçıyı. Akustik de iyiyse o zaman tadından yenmez. Çünkü iç mekân konseri bence daha güzeldir.


YORUMLAR