EUROLEAGUE'İN YENİ DİLİ İSPANYOLCA
EuroLeague’de yeni sezonun en dikkat çekici ortak noktası bu kez parkede değil, kenarda. Real Madrid’den Anadolu Efes’e, Partizan’dan Kızılyıldız’a, Dubai’den Virtus Bologna ve Valencia’ya kadar tam yedi takım direksiyonunu İspanyol koçlara teslim etti. Farklı bütçeler, farklı hedefler ve farklı basketbol kültürleri içinde görev yapacak bu yedi isim, İspanyol basketbol aklının Avrupa’daki etkisini hiç olmadığı kadar görünür hâle getiriyor.
24 Eylül 2026 - 18:17 - Güncelleme: 24 Eylül 2026 - 18:23
ALİ BARUTÇUOĞLU
EuroLeague’de yeni sezonun en dikkat çekici ortak noktalarından biri kenarlarda karşımıza çıkıyor. Real Madrid’den Anadolu Efes’e, Belgrad’ın iki ezeli rakibinden Dubai’ye kadar tam yedi takım direksiyonunu İspanyol koçlara teslim etti. Pedro Martinez, Xavi Pascual, Pablo Laso, Ibon Navarro, Joan Penarroya, Alex Mumbru ve Xavi Albert farklı bütçeler, farklı hedefler ve farklı basketbol kültürleri içerisinde aynı sınava çıkacak: Avrupa’nın en sert liginde kazanmak.
Geçtiğimiz sezon EuroLeague başlarken İtalyan koçların sayısındaki artış dikkat çekiciydi.
Ancak daha sezon tamamlanmadan tablo önemli ölçüde değişmişti.
Ettore Messina’nın Olimpia Milano’daki görevinden ayrılmasıyla başlayan süreçte Paris Basketball da Francesco Tabellini ile yollarını ayırmış, sezon boyunca birçok takım kenarda değişikliğe gitmişti.
Bir sezon önce İtalyan basketbol aklının ağırlığını konuşurken, yeni sezonda çok daha belirgin başka bir tabloyla karşı karşıyayız:
İspanyol koç hegemonyası.
EuroLeague’de tam yedi takım İspanyol bir başantrenörle sezona hazırlanıyor.
Üstelik bu takımlar yalnızca orta sıra veya yapılanma ekipleri değil.
Real Madrid var.
Anadolu Efes var.
Partizan ve Kızılyıldız var.
Dubai var.
Virtus Bologna ve Valencia var.
Yani şampiyonluk adaylarından Play-Off mücadelesi verenlere, köklü Avrupa kulüplerinden yeni projelere kadar EuroLeague’in farklı katmanlarında İspanyol koçların etkisini izleyeceğiz.
Pedro Martinez: Valencia’dan Real Madrid’e
Geçtiğimiz sezonun en dikkat çekici ve bana göre en başarılı koçlarından biri Pedro Martinez’di.
Valencia’da ortaya koyduğu basketbol yalnızca alınan sonuçlarla değil, takımın sahadaki kimliğiyle de dikkat çekti.
Hızlı oynayan, topu paylaşan, hücumda alanı doğru kullanan ve oyuncularından maksimum verim almaya çalışan bir yapı oluşturdu.
Şimdi ise kariyerindeki en büyük sınavlardan biri için Madrid’de.
Real Madrid’in Pedro Martinez ile üç yıllık sözleşme imzalaması ilk bakışta uzun vadeli ve planlı bir yapılanmanın göstergesi.
Ancak hepimiz Real Madrid’in nasıl bir kulüp olduğunu biliyoruz.
Üç yıllık sözleşme kağıt üzerinde vardır.
Real Madrid’de asıl sözleşme kazanıldığı sürece devam eder.
Bu nedenle Martinez bir taraftan kendi basketbol felsefesine uygun bir takım mühendisliği kurmaya çalışırken diğer taraftan dünyanın en başarı odaklı spor organizasyonlarından birinin baskısıyla mücadele edecek.
Real Madrid’de geçiş sezonu diye bir kavram pek yoktur.
Takımı yeniden şekillendirirsiniz.
Yeni fikirler denersiniz.
Oyuncuların sisteme alışmasını beklersiniz.
Ama aynı zamanda kazanmanız gerekir.
Martinez’in asıl sınavı da burada başlayacak.
Valencia’da gösterdiği sistem basketbolunu Madrid’in yıldız gücü ve kazanma zorunluluğuyla ne kadar hızlı birleştirebileceği, sezonun en önemli hikâyelerinden biri olacak.
Xavi Pascual: Baskının Azaldığı Yeni Bir Dünya
Xavi Pascual’ın EuroLeague tarihindeki yeri zaten belli.
Barcelona’nın son EuroLeague şampiyonluğunu kazanan takımın başında o vardı.
Avrupa basketbolunun en tecrübeli ve sistemli koçlarından biri.
Barcelona’daki son döneminin ardından rotasını Dubai’ye çevirmesi ise kariyeri açısından son derece ilginç bir tercih.
Çünkü Pascual bu kez Real Madrid veya Barcelona gibi her mağlubiyetin sorgulandığı geleneksel bir Avrupa devine değil, henüz kendi tarihini oluşturmaya çalışan yeni bir projeye gidiyor.
Bu durum onun açısından önemli bir avantaj.
Dubai’de kazanma beklentisi elbette yüksek.
Bütçe var.
İddialı transferler var.
Play-Off hedefi var.
Ancak Barcelona’daki türden tarihsel bir şampiyonluk baskısı henüz yok.
Bu da Pascual’a basketbolunu daha rahat inşa edebilme fırsatı verebilir.
Dubai’nin oluşturduğu sert, fiziksel ve yetenek seviyesi yüksek kadro düşünüldüğünde Play-Off yarışının içerisinde olmalarını bekliyorum.
Pascual’ın en büyük avantajlarından biri ise bu tip kadrolara düzen kazandırabilmesi.
Dubai artık yalnızca büyük kontratlar dağıtan yeni bir kulüp görüntüsünden çıkmak zorunda.
Bir basketbol takımı olmak zorunda.
Bunu sağlayabilecek koçlardan biri de kesinlikle Xavi Pascual.
Pablo Laso: Larkin Sonrası Yeni Efes
Anadolu Efes’te Pablo Laso için asıl dönem şimdi başlıyor.
Geçtiğimiz sezon takımın başına sezon içerisinde gelen İspanyol koç, 2026-27 ile birlikte ilk kez Efes’i baştan sona kendi planlaması doğrultusunda hazırlayabilecek.
Ancak kolay bir başlangıç olmayacak.
Çünkü Anadolu Efes uzun yıllar takımın beyni, lideri ve en önemli skor silahı olan Shane Larkin’i kaybetti.
Larkin’in ayrılığı yalnızca bir oyuncunun gitmesi değil.
Efes hücumunun yıllardır üzerine kurulduğu ana parçanın değişmesi anlamına geliyor.
Laso bu nedenle kendi transferleriyle, kendi basketbol anlayışına daha uygun yeni bir yapı kurmak zorunda.
Real Madrid gibi dünyanın en büyük basketbol kulüplerinden birinde yıllarca çalışmış bir koç için başarı baskısı yeni değil.
Ancak Efes’teki sınav biraz farklı.
Bir tarafta yeni takım kimyası oluşturulacak.
Diğer tarafta sonuç beklenecek.
Ve bunu yaparken yakın geçmişinde iki EuroLeague şampiyonluğu bulunan bir kulübün standartlarıyla mücadele edilecek.
Laso’nun bu geçişi nasıl yöneteceğini özellikle merak ediyorum.
Çünkü iyi kadro kurmak başka şey.
Yeni kurulmuş bir kadroyu sezon devam ederken kazanan takıma dönüştürmek başka.
Efes’in sezonunu belirleyecek temel mesele de bu geçiş süresinin ne kadar kısa olacağı.
Ibon Navarro: Belgrad Ateşine İspanyol Dokunuşu
İspanyol koçların en ilginç adreslerinden biri ise Belgrad.
Kızılyıldız takımın başına Ibon Navarro’yu getirdi.
Unicaja Malaga ile son yıllarda ortaya koyduğu basketbol, Navarro’yu Avrupa’nın en değerli koçlarından biri hâline getirdi.
Hızlı oyun.
Geniş rotasyon.
Yüksek enerji.
Top paylaşımı.
Ve sürekli tempoyu yukarıda tutmaya çalışan bir basketbol.
Şimdi bütün bunları Avrupa’nın en ateşli basketbol ortamlarından birine taşıyor.
Kızılyıldız’da beklenti belli.
Play-Off.
Belgrad taraftarı zaten rakibin rahat basketbol oynamasına izin vermeyen bir atmosfer oluşturuyor.
Navarro’nun hızlı ve yüksek enerjili basketbolu da bu atmosferle birleştiğinde Kızılyıldız’ın özellikle iç saha maçlarında son derece zor bir rakibe dönüşmesi mümkün.
Ancak Belgrad’ın başka bir gerçeği daha var:
Sabır çok uzun değildir.
Unicaja’da yıllar içerisinde oluşturduğu yapıyı Kızılyıldız’da daha kısa sürede kurması gerekecek.
Çünkü burada yalnızca EuroLeague yok.
Sırbistan Ligi var.
Adriyatik Ligi var.
Ve en önemlisi Partizan rekabeti var.
Belgrad’ın Diğer Tarafı: Joan Penarroya
Şehrin diğer tarafında ise başka bir İspanyol bulunuyor.
Joan Penarroya.
Partizan, ezeli rakibi Kızılyıldız ile hem yerel basketbolda hem Adriyatik Ligi’nde hem de EuroLeague’de mücadele ederken takımını Penarroya’ya emanet ediyor.
Bu durum yeni sezonun en güzel detaylarından biri.
Belgrad derbisi artık yalnızca Partizan-Kızılyıldız rekabeti olmayacak.
Aynı zamanda iki farklı İspanyol basketbol aklının karşılaşmasına dönüşecek.
Ibon Navarro bir tarafta.
Joan Penarroya diğer tarafta.
Penarroya daha önce Barcelona, Baskonia ve Valencia gibi başarı beklentisinin yüksek olduğu kulüplerde görev yaptı.
Dolayısıyla baskı onun için yabancı değil.
Fakat Partizan başka türlü bir baskıdır.
Bu kulüpte basketbol yalnızca basketbol değildir.
Salon, taraftar ve şehirle birlikte oynanır.
Her maçın duygusal seviyesi yüksektir.
Özellikle Kızılyıldız karşılaşmalarında taktik tahtasının yanında psikolojiyi de yönetmeniz gerekir.
Penarroya’nın bu kültüre adaptasyonu Partizan’ın sezonundaki en önemli faktörlerden biri olacak.
Alex Mumbru: Basketbol Şehrinde Yeni Sınav
Oyunculuğunu da keyifle izleme fırsatı bulduğum Alex Mumbru ise yeni sezonda Virtus Bologna’nın başında olacak.
Mumbru’nun oyunculuk kariyeri zaten önemli başarılarla doluydu.
Koçluğa geçtikten sonra da kısa sürede önemli görevler üstlenmesi tesadüf değil.
Şimdi onu Avrupa basketbolunun en özel şehirlerinden birinde izleyeceğiz.
Bologna.
Basketbolun yalnızca spor olarak değil, şehir kültürünün bir parçası olarak yaşandığı yerlerden biri.
Virtus’un tarihsel ağırlığı, taraftar beklentisi ve EuroLeague’de yeniden kalıcı bir güç olma hedefi düşünüldüğünde Mumbru açısından oldukça önemli bir sınav olacak.
İtalya’da çalışmanın bir başka boyutu da taktik beklentinin yüksek olması.
Bologna seyircisi basketbolu bilir.
Ne izlediğini bilir.
İyi basketbol ile yalnızca kazanılan basketbol arasındaki farkı da bilir.
Mumbru’nun oyunculuk döneminden taşıdığı liderlik karakterini koçluk anlayışıyla ne kadar birleştireceği bu nedenle özellikle değerli.
Virtus’un zirveye yaklaşması kolay olmayacak.
Ancak doğru bir takım kimliği oluşturabilirse Bologna’nın atmosferi yine EuroLeague’in özel hikâyelerinden birine dönüşebilir.
Xavi Albert: En Zor Miraslardan Biri
Yedi İspanyol içerisindeki en farklı hikâyelerden biri Xavi Albert’e ait.
Valencia, Pedro Martinez’in Real Madrid’e gitmesinin ardından takımın başına kendi sisteminin içerisinden yetişen Xavi Albert’i getirdi.
Bu tercih Valencia’nın kulüp kültürünü çok iyi anlatıyor.
Çünkü Valencia artık Avrupa basketbolunda yalnızca transfer yapan bir takım değil.
Organizasyon oluşturan bir kulüp.
Yeni salonu.
Mali gücü.
Altyapısı.
L’Alqueria Basket yapılanması.
Ve uzun vadeli basketbol planlamasıyla Avrupa’nın örnek projelerinden biri hâline geldi.
Albert açısından avantaj da tam olarak bu.
Göreve geldiğinde ne yapacağını bilmeyen bir organizasyona gelmiyor.
Sistem hazır.
Kulüp kimliği hazır.
Basketbol anlayışı büyük ölçüde belli.
Ancak bunun bir de diğer tarafı var.
Pedro Martinez’in bıraktığı çıta.
Başarılı bir sezonun ardından takımın başına geçmek her zaman kolay değildir.
Çünkü sizden kötü olanı düzeltmeniz değil, iyi olanı devam ettirmeniz beklenir.
Valencia’nın yeni salonu ve artan ekonomik gücüyle birlikte beklentiler de yükseliyor.
Albert’in bu baskıyla nasıl başa çıkacağı merak konusu.
Ancak Valencia’nın sabırlı ve planlı kulüp yapısı düşünüldüğünde genç koçun başarılı olabilmesi için doğru ortamın bulunduğunu düşünüyorum.
Yedi Koç, Yedi Farklı Hikâye
Yeni EuroLeague sezonunda yedi İspanyol koç izleyeceğiz.
Pedro Martinez.
Xavi Pascual.
Pablo Laso.
Ibon Navarro.
Joan Penarroya.
Alex Mumbru.
Xavi Albert.
Bazıları dev bütçeleri yönetecek.
Bazıları yeniden yapılanma gerçekleştirecek.
Bazıları Play-Off için mücadele edecek.
Bazıları için ise Final Four dışında kalan her sonuç başarısızlık sayılabilecek.
Koşullar birbirinden tamamen farklı.
Ancak bu yedi koçu bir araya getiren ortak bir basketbol kültürü var.
İspanyol basketbolunun yıllardır oluşturduğu koç yetiştirme sistemi; top paylaşımına, doğru alan kullanımına, oyuncu gelişimine ve taktik esnekliğe büyük önem veriyor.
ACB gibi dünyanın en güçlü yerel liglerinden birinde yıllarca oluşan rekabet de bu koçların gelişiminde önemli rol oynuyor.
Bugün EuroLeague’in yedi farklı kulübünün İspanyol koçlara güvenmesi tesadüf değil.
Bu, İspanya’nın yalnızca oyuncu değil basketbol aklı da ihraç ettiğinin güçlü bir göstergesi.
Geçtiğimiz sezon İtalyan koçların kırılganlığını konuşmuştuk.
Bu sezon sıra İspanyollarda.
Kimisi Madrid’de şampiyonluk baskısını yaşayacak.
Kimisi İstanbul’da yeni bir takım kuracak.
Kimisi Belgrad ateşine girecek.
Kimisi Dubai’de yeni bir basketbol kültürü oluşturacak.
Kimisi Bologna veya Valencia’da büyük bir mirası taşımaya çalışacak.
Yedi farklı hikâye.
Yedi farklı görev.
Ama ortak hedef değişmiyor:
Kazanmak.
Yeni sezonun sonunda İspanyol koç hegemonyasının yalnızca sayısal bir üstünlük mü, yoksa EuroLeague’in sportif dengesini de değiştiren bir güce mi dönüşeceğini hep birlikte göreceğiz.
EuroLeague’de yeni sezonun en dikkat çekici ortak noktalarından biri kenarlarda karşımıza çıkıyor. Real Madrid’den Anadolu Efes’e, Belgrad’ın iki ezeli rakibinden Dubai’ye kadar tam yedi takım direksiyonunu İspanyol koçlara teslim etti. Pedro Martinez, Xavi Pascual, Pablo Laso, Ibon Navarro, Joan Penarroya, Alex Mumbru ve Xavi Albert farklı bütçeler, farklı hedefler ve farklı basketbol kültürleri içerisinde aynı sınava çıkacak: Avrupa’nın en sert liginde kazanmak.
Geçtiğimiz sezon EuroLeague başlarken İtalyan koçların sayısındaki artış dikkat çekiciydi.
Ancak daha sezon tamamlanmadan tablo önemli ölçüde değişmişti.
Ettore Messina’nın Olimpia Milano’daki görevinden ayrılmasıyla başlayan süreçte Paris Basketball da Francesco Tabellini ile yollarını ayırmış, sezon boyunca birçok takım kenarda değişikliğe gitmişti.
Bir sezon önce İtalyan basketbol aklının ağırlığını konuşurken, yeni sezonda çok daha belirgin başka bir tabloyla karşı karşıyayız:
İspanyol koç hegemonyası.
EuroLeague’de tam yedi takım İspanyol bir başantrenörle sezona hazırlanıyor.
Üstelik bu takımlar yalnızca orta sıra veya yapılanma ekipleri değil.
Real Madrid var.
Anadolu Efes var.
Partizan ve Kızılyıldız var.
Dubai var.
Virtus Bologna ve Valencia var.
Yani şampiyonluk adaylarından Play-Off mücadelesi verenlere, köklü Avrupa kulüplerinden yeni projelere kadar EuroLeague’in farklı katmanlarında İspanyol koçların etkisini izleyeceğiz.
Pedro Martinez: Valencia’dan Real Madrid’e
Geçtiğimiz sezonun en dikkat çekici ve bana göre en başarılı koçlarından biri Pedro Martinez’di.
Valencia’da ortaya koyduğu basketbol yalnızca alınan sonuçlarla değil, takımın sahadaki kimliğiyle de dikkat çekti.
Hızlı oynayan, topu paylaşan, hücumda alanı doğru kullanan ve oyuncularından maksimum verim almaya çalışan bir yapı oluşturdu.
Şimdi ise kariyerindeki en büyük sınavlardan biri için Madrid’de.
Real Madrid’in Pedro Martinez ile üç yıllık sözleşme imzalaması ilk bakışta uzun vadeli ve planlı bir yapılanmanın göstergesi.
Ancak hepimiz Real Madrid’in nasıl bir kulüp olduğunu biliyoruz.
Üç yıllık sözleşme kağıt üzerinde vardır.
Real Madrid’de asıl sözleşme kazanıldığı sürece devam eder.
Bu nedenle Martinez bir taraftan kendi basketbol felsefesine uygun bir takım mühendisliği kurmaya çalışırken diğer taraftan dünyanın en başarı odaklı spor organizasyonlarından birinin baskısıyla mücadele edecek.
Real Madrid’de geçiş sezonu diye bir kavram pek yoktur.
Takımı yeniden şekillendirirsiniz.
Yeni fikirler denersiniz.
Oyuncuların sisteme alışmasını beklersiniz.
Ama aynı zamanda kazanmanız gerekir.
Martinez’in asıl sınavı da burada başlayacak.
Valencia’da gösterdiği sistem basketbolunu Madrid’in yıldız gücü ve kazanma zorunluluğuyla ne kadar hızlı birleştirebileceği, sezonun en önemli hikâyelerinden biri olacak.
Xavi Pascual: Baskının Azaldığı Yeni Bir Dünya
Xavi Pascual’ın EuroLeague tarihindeki yeri zaten belli.
Barcelona’nın son EuroLeague şampiyonluğunu kazanan takımın başında o vardı.
Avrupa basketbolunun en tecrübeli ve sistemli koçlarından biri.
Barcelona’daki son döneminin ardından rotasını Dubai’ye çevirmesi ise kariyeri açısından son derece ilginç bir tercih.
Çünkü Pascual bu kez Real Madrid veya Barcelona gibi her mağlubiyetin sorgulandığı geleneksel bir Avrupa devine değil, henüz kendi tarihini oluşturmaya çalışan yeni bir projeye gidiyor.
Bu durum onun açısından önemli bir avantaj.
Dubai’de kazanma beklentisi elbette yüksek.
Bütçe var.
İddialı transferler var.
Play-Off hedefi var.
Ancak Barcelona’daki türden tarihsel bir şampiyonluk baskısı henüz yok.
Bu da Pascual’a basketbolunu daha rahat inşa edebilme fırsatı verebilir.
Dubai’nin oluşturduğu sert, fiziksel ve yetenek seviyesi yüksek kadro düşünüldüğünde Play-Off yarışının içerisinde olmalarını bekliyorum.
Pascual’ın en büyük avantajlarından biri ise bu tip kadrolara düzen kazandırabilmesi.
Dubai artık yalnızca büyük kontratlar dağıtan yeni bir kulüp görüntüsünden çıkmak zorunda.
Bir basketbol takımı olmak zorunda.
Bunu sağlayabilecek koçlardan biri de kesinlikle Xavi Pascual.
Pablo Laso: Larkin Sonrası Yeni Efes
Anadolu Efes’te Pablo Laso için asıl dönem şimdi başlıyor.
Geçtiğimiz sezon takımın başına sezon içerisinde gelen İspanyol koç, 2026-27 ile birlikte ilk kez Efes’i baştan sona kendi planlaması doğrultusunda hazırlayabilecek.
Ancak kolay bir başlangıç olmayacak.
Çünkü Anadolu Efes uzun yıllar takımın beyni, lideri ve en önemli skor silahı olan Shane Larkin’i kaybetti.
Larkin’in ayrılığı yalnızca bir oyuncunun gitmesi değil.
Efes hücumunun yıllardır üzerine kurulduğu ana parçanın değişmesi anlamına geliyor.
Laso bu nedenle kendi transferleriyle, kendi basketbol anlayışına daha uygun yeni bir yapı kurmak zorunda.
Real Madrid gibi dünyanın en büyük basketbol kulüplerinden birinde yıllarca çalışmış bir koç için başarı baskısı yeni değil.
Ancak Efes’teki sınav biraz farklı.
Bir tarafta yeni takım kimyası oluşturulacak.
Diğer tarafta sonuç beklenecek.
Ve bunu yaparken yakın geçmişinde iki EuroLeague şampiyonluğu bulunan bir kulübün standartlarıyla mücadele edilecek.
Laso’nun bu geçişi nasıl yöneteceğini özellikle merak ediyorum.
Çünkü iyi kadro kurmak başka şey.
Yeni kurulmuş bir kadroyu sezon devam ederken kazanan takıma dönüştürmek başka.
Efes’in sezonunu belirleyecek temel mesele de bu geçiş süresinin ne kadar kısa olacağı.
Ibon Navarro: Belgrad Ateşine İspanyol Dokunuşu
İspanyol koçların en ilginç adreslerinden biri ise Belgrad.
Kızılyıldız takımın başına Ibon Navarro’yu getirdi.
Unicaja Malaga ile son yıllarda ortaya koyduğu basketbol, Navarro’yu Avrupa’nın en değerli koçlarından biri hâline getirdi.
Hızlı oyun.
Geniş rotasyon.
Yüksek enerji.
Top paylaşımı.
Ve sürekli tempoyu yukarıda tutmaya çalışan bir basketbol.
Şimdi bütün bunları Avrupa’nın en ateşli basketbol ortamlarından birine taşıyor.
Kızılyıldız’da beklenti belli.
Play-Off.
Belgrad taraftarı zaten rakibin rahat basketbol oynamasına izin vermeyen bir atmosfer oluşturuyor.
Navarro’nun hızlı ve yüksek enerjili basketbolu da bu atmosferle birleştiğinde Kızılyıldız’ın özellikle iç saha maçlarında son derece zor bir rakibe dönüşmesi mümkün.
Ancak Belgrad’ın başka bir gerçeği daha var:
Sabır çok uzun değildir.
Unicaja’da yıllar içerisinde oluşturduğu yapıyı Kızılyıldız’da daha kısa sürede kurması gerekecek.
Çünkü burada yalnızca EuroLeague yok.
Sırbistan Ligi var.
Adriyatik Ligi var.
Ve en önemlisi Partizan rekabeti var.
Belgrad’ın Diğer Tarafı: Joan Penarroya
Şehrin diğer tarafında ise başka bir İspanyol bulunuyor.
Joan Penarroya.
Partizan, ezeli rakibi Kızılyıldız ile hem yerel basketbolda hem Adriyatik Ligi’nde hem de EuroLeague’de mücadele ederken takımını Penarroya’ya emanet ediyor.
Bu durum yeni sezonun en güzel detaylarından biri.
Belgrad derbisi artık yalnızca Partizan-Kızılyıldız rekabeti olmayacak.
Aynı zamanda iki farklı İspanyol basketbol aklının karşılaşmasına dönüşecek.
Ibon Navarro bir tarafta.
Joan Penarroya diğer tarafta.
Penarroya daha önce Barcelona, Baskonia ve Valencia gibi başarı beklentisinin yüksek olduğu kulüplerde görev yaptı.
Dolayısıyla baskı onun için yabancı değil.
Fakat Partizan başka türlü bir baskıdır.
Bu kulüpte basketbol yalnızca basketbol değildir.
Salon, taraftar ve şehirle birlikte oynanır.
Her maçın duygusal seviyesi yüksektir.
Özellikle Kızılyıldız karşılaşmalarında taktik tahtasının yanında psikolojiyi de yönetmeniz gerekir.
Penarroya’nın bu kültüre adaptasyonu Partizan’ın sezonundaki en önemli faktörlerden biri olacak.
Alex Mumbru: Basketbol Şehrinde Yeni Sınav
Oyunculuğunu da keyifle izleme fırsatı bulduğum Alex Mumbru ise yeni sezonda Virtus Bologna’nın başında olacak.
Mumbru’nun oyunculuk kariyeri zaten önemli başarılarla doluydu.
Koçluğa geçtikten sonra da kısa sürede önemli görevler üstlenmesi tesadüf değil.
Şimdi onu Avrupa basketbolunun en özel şehirlerinden birinde izleyeceğiz.
Bologna.
Basketbolun yalnızca spor olarak değil, şehir kültürünün bir parçası olarak yaşandığı yerlerden biri.
Virtus’un tarihsel ağırlığı, taraftar beklentisi ve EuroLeague’de yeniden kalıcı bir güç olma hedefi düşünüldüğünde Mumbru açısından oldukça önemli bir sınav olacak.
İtalya’da çalışmanın bir başka boyutu da taktik beklentinin yüksek olması.
Bologna seyircisi basketbolu bilir.
Ne izlediğini bilir.
İyi basketbol ile yalnızca kazanılan basketbol arasındaki farkı da bilir.
Mumbru’nun oyunculuk döneminden taşıdığı liderlik karakterini koçluk anlayışıyla ne kadar birleştireceği bu nedenle özellikle değerli.
Virtus’un zirveye yaklaşması kolay olmayacak.
Ancak doğru bir takım kimliği oluşturabilirse Bologna’nın atmosferi yine EuroLeague’in özel hikâyelerinden birine dönüşebilir.
Xavi Albert: En Zor Miraslardan Biri
Yedi İspanyol içerisindeki en farklı hikâyelerden biri Xavi Albert’e ait.
Valencia, Pedro Martinez’in Real Madrid’e gitmesinin ardından takımın başına kendi sisteminin içerisinden yetişen Xavi Albert’i getirdi.
Bu tercih Valencia’nın kulüp kültürünü çok iyi anlatıyor.
Çünkü Valencia artık Avrupa basketbolunda yalnızca transfer yapan bir takım değil.
Organizasyon oluşturan bir kulüp.
Yeni salonu.
Mali gücü.
Altyapısı.
L’Alqueria Basket yapılanması.
Ve uzun vadeli basketbol planlamasıyla Avrupa’nın örnek projelerinden biri hâline geldi.
Albert açısından avantaj da tam olarak bu.
Göreve geldiğinde ne yapacağını bilmeyen bir organizasyona gelmiyor.
Sistem hazır.
Kulüp kimliği hazır.
Basketbol anlayışı büyük ölçüde belli.
Ancak bunun bir de diğer tarafı var.
Pedro Martinez’in bıraktığı çıta.
Başarılı bir sezonun ardından takımın başına geçmek her zaman kolay değildir.
Çünkü sizden kötü olanı düzeltmeniz değil, iyi olanı devam ettirmeniz beklenir.
Valencia’nın yeni salonu ve artan ekonomik gücüyle birlikte beklentiler de yükseliyor.
Albert’in bu baskıyla nasıl başa çıkacağı merak konusu.
Ancak Valencia’nın sabırlı ve planlı kulüp yapısı düşünüldüğünde genç koçun başarılı olabilmesi için doğru ortamın bulunduğunu düşünüyorum.
Yedi Koç, Yedi Farklı Hikâye
Yeni EuroLeague sezonunda yedi İspanyol koç izleyeceğiz.
Pedro Martinez.
Xavi Pascual.
Pablo Laso.
Ibon Navarro.
Joan Penarroya.
Alex Mumbru.
Xavi Albert.
Bazıları dev bütçeleri yönetecek.
Bazıları yeniden yapılanma gerçekleştirecek.
Bazıları Play-Off için mücadele edecek.
Bazıları için ise Final Four dışında kalan her sonuç başarısızlık sayılabilecek.
Koşullar birbirinden tamamen farklı.
Ancak bu yedi koçu bir araya getiren ortak bir basketbol kültürü var.
İspanyol basketbolunun yıllardır oluşturduğu koç yetiştirme sistemi; top paylaşımına, doğru alan kullanımına, oyuncu gelişimine ve taktik esnekliğe büyük önem veriyor.
ACB gibi dünyanın en güçlü yerel liglerinden birinde yıllarca oluşan rekabet de bu koçların gelişiminde önemli rol oynuyor.
Bugün EuroLeague’in yedi farklı kulübünün İspanyol koçlara güvenmesi tesadüf değil.
Bu, İspanya’nın yalnızca oyuncu değil basketbol aklı da ihraç ettiğinin güçlü bir göstergesi.
Geçtiğimiz sezon İtalyan koçların kırılganlığını konuşmuştuk.
Bu sezon sıra İspanyollarda.
Kimisi Madrid’de şampiyonluk baskısını yaşayacak.
Kimisi İstanbul’da yeni bir takım kuracak.
Kimisi Belgrad ateşine girecek.
Kimisi Dubai’de yeni bir basketbol kültürü oluşturacak.
Kimisi Bologna veya Valencia’da büyük bir mirası taşımaya çalışacak.
Yedi farklı hikâye.
Yedi farklı görev.
Ama ortak hedef değişmiyor:
Kazanmak.
Yeni sezonun sonunda İspanyol koç hegemonyasının yalnızca sayısal bir üstünlük mü, yoksa EuroLeague’in sportif dengesini de değiştiren bir güce mi dönüşeceğini hep birlikte göreceğiz.






YORUMLAR