☰
✕

PERİLER BERLİN'DE TUTUNAMADI

Ece Ergez

A Milli Kadın Basketbol Takımı, 2026 FIBA Kadınlar Basketbol Dünya Kupası’na üç maçta üç mağlubiyetle veda etti. Belçika ve Avustralya karşısında istediği oyunu sahaya koyamayan Potanın Perileri, kader maçında Porto Riko’ya karşı son çeyreğe yedi sayı önde girmesine rağmen üstünlüğünü koruyamadı. Turnuvaya galibiyetsiz veda eden ay yıldızlılarda, skor kadar oyunun kırılganlığı da soru işaretleri bıraktı.

Potanın Perileri’nin 2026 FIBA Kadınlar Basketbol Dünya Kupası macerası beklenenden çok daha kısa sürdü.
C Grubu’nda Belçika, Avustralya ve Porto Riko ile karşılaşan Türkiye, oynadığı üç maçtan da mağlubiyetle ayrıldı ve turnuvayı galibiyet alamadan tamamladı.
Elbette Belçika ve Avustralya gibi güçlü rakiplerin bulunduğu bir grupta işler hiçbir zaman kolay olmayacaktı.
Ancak Dünya Kupası sonrasında yalnızca rakiplerin gücünü konuşmak, Türkiye’nin kendi oyunundaki sorunları görmezden gelmek anlamına gelir.
Çünkü üç maç sonunda ortaya çıkan tablo yalnızca 0 galibiyet ve 3 mağlubiyetten ibaret değildi.
Potanın Perileri zaman zaman rekabetçi basketbol oynadı, bazı bölümlerde oyunun kontrolünü eline aldı ancak bunu maç geneline yaymakta zorlandı. Özellikle kritik anlarda hücum üretiminin düşmesi ve avantajların korunamaması, turnuvanın en belirgin problemlerinden biri oldu.
Porto Riko karşılaşması bunun en net örneğiydi.

Yedi Sayılık Avantaj da Yetmedi
Türkiye, gruptaki üçüncü ve son maçında Porto Riko karşısına turnuvadaki ilk galibiyetini almak ve yoluna devam etme ihtimalini korumak için çıktı.
Berlin’deki Max-Schmeling-Halle’de oynanan mücadeleye Olcay Çakır Turgut, Sevgi Uzun, Gökşen Fitik, Elif Bayram ve Elif İstanbulluoğlu beşiyle başlayan milli takım, karşılaşmanın büyük bölümünde oyunun kontrolünü elinde tuttu.
İlk çeyrek 20-19 Türkiye üstünlüğüyle tamamlandı.
Soyunma odasına da 40-37 önde girildi.
Üçüncü periyotta fark biraz daha açıldı ve Potanın Perileri son çeyreğe 58-51’lik avantajla başladı.
Normal şartlarda böylesine kritik bir maçta yedi sayılık üstünlük, oyunun psikolojik kontrolünü de elinize almanız anlamına gelir.
Türkiye için ise tam tersi yaşandı.
Porto Riko final periyoduna 8-0’lık seriyle başladı ve sadece birkaç dakika içerisinde maçın bütün dengesi değişti.
Türkiye’nin üç çeyrek boyunca kurduğu üstünlük, son bölümde bir anda kayboldu.
Milliler yeniden oyuna tutunmaya çalıştı ancak kritik hücumlarda gereken üretimi bulamayınca sahadan 75-71 mağlup ayrıldı.
Bu yenilgi, yalnızca Dünya Kupası’na vedayı getirmedi.
Aynı zamanda turnuva boyunca yaşanan temel problemin de özeti oldu:
İyi oynanan bölümleri sonuca çevirememek.

Sorun Sadece Son Çeyrek Değildi
Porto Riko karşısındaki mağlubiyeti yalnızca son çeyrekte gelen 8-0’lık seriyle açıklamak kolay olur.
Ancak mesele bundan daha büyük.
Uluslararası turnuvalarda başarılı olmak isteyen takımların kötü oynadığı dakikalarda dahi maçı kontrol altında tutabilmesi gerekiyor.
Türkiye bunu başaramadı.
Hücumda ritmin kaybolduğu bölümlerde bireysel çözümlere fazla ihtiyaç duyuldu. Savunmanın sertliği düştüğünde ise rakibin oyuna yeniden ortak olmasını engelleyecek ikinci bir plan üretilemedi.
Özellikle maçların kritik anlarında doğru şut tercihi, top paylaşımı ve hücum organizasyonu konusunda yaşanan sıkıntılar dikkat çekti.
Belçika ve Avustralya karşısında kalite farkı belirleyici olabilir.
Fakat Porto Riko karşısında son çeyreğe yedi sayı önde girip maçı kaybetmek, yalnızca rakibin kalitesiyle açıklanabilecek bir sonuç değil.
Bu noktada Türkiye’nin kendi oyununa bakması gerekiyor.

Elif Bayram Tesellisi
Turnuvanın Türkiye adına olumlu taraflarından biri Elif Bayram’ın performansı oldu.
Genç oyuncu Porto Riko karşısında 13 sayı ve 12 ribaundla double-double yaparak milli takımın en dikkat çekici isimlerinden biri oldu.
Bayram, Dünya Kupası’nda oynadığı üç karşılaşmayı 10,3 sayı ve 7 ribaund ortalamalarıyla tamamladı.
Ribaundlardaki etkinliği, pota çevresindeki mücadelesi ve enerjisi, gelecekte milli takım rotasyonunda çok daha önemli bir rol üstlenebileceğini gösterdi.
Ancak turnuvanın son maçında yaşadığı sakatlık bu performansın önüne geçti.
Dördüncü periyodun başlarında hücum ribaunduna giderken yere düşen 24 yaşındaki basketbolcu sol bileğinden sakatlandı ve karşılaşmaya devam edemedi.
Bayram’ın oyundan çıkışı zaten kritik bir döneme giren Türkiye açısından önemli bir kayıp oldu.
Beren Burke’nin de sakatlığı nedeniyle Porto Riko karşılaşmasında forma giyememesi, milli takımın rotasyon seçeneklerini daha da sınırladı.

Üç Maçta Ortaya Çıkan Gerçek
Türkiye turnuvaya Belçika mağlubiyetiyle başladı.
Ardından Avustralya karşısında da istediği sonucu alamadı.
Son maçta Porto Riko karşısına galibiyet için çıkıldı ancak bu kez de eldeki avantaj korunamadı.
Sonuç:
3 maç, 3 mağlubiyet ve erken veda.
Turnuva öncesinde Türkiye’nin grubun en güçlü favorilerinden biri olmadığı açıktı.
Ancak milli takım basketbolunda beklenti yalnızca turnuvaya katılmak olamaz.
Özellikle geçmişte Avrupa basketbolunda önemli başarılar yaşamış bir kadın milli takımının Dünya Kupası’nı galibiyet alamadan tamamlaması, üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuç.
Burada konu tek bir maç ya da tek bir oyuncu değil.
Kadronun yapısı, hücumdaki üretim çeşitliliği, kritik anların yönetimi ve Türkiye’nin Avrupa’nın üst düzey takımlarıyla arasındaki farkın hangi noktada olduğu daha geniş biçimde değerlendirilmek zorunda.

Veda Değil, Uyarı
Dünya Kupaları yalnızca madalya kazanmak için oynanmıyor.
Aynı zamanda bir takımın uluslararası seviyedeki gerçek yerini görmek için de önemli bir ölçü.
Türkiye açısından Berlin’de ortaya çıkan tablo bu nedenle dikkate alınmalı.
Potanın Perileri mücadele etti.
Bazı bölümlerde iyi basketbol oynadı.
Genç oyunculardan umut veren performanslar geldi.
Ancak üst düzey turnuvalarda yalnızca bunlar yeterli olmuyor.
Maç kazanmak için iyi oynadığınız dakikaları artırmanız, kötü oynadığınız bölümlerde ayakta kalmanız ve özellikle son toplarda doğru kararları verebilmeniz gerekiyor.
Türkiye bu turnuvada bunların hiçbirini yeterince istikrarlı biçimde yapamadı.
Porto Riko karşısında son çeyreğe yedi sayı önde girip 75-71 kaybetmek de bunun en somut göstergesiydi.
Bu nedenle 2026 Dünya Kupası’nı yalnızca erken bir veda olarak görmek doğru olmaz.
Bu turnuva, Potanın Perileri’nin yeniden üst seviyeye çıkabilmek için ne kadar işi olduğunu gösteren ciddi bir uyarı olarak okunmalı.