DELİKANLI KOÇLAR
Saras Jasikevicius, Dusan Alimpijevic ve Gianmarco Pozzecco; farklı basketbol kültürlerinden gelip aynı ortak noktada buluştular: tutkularıyla takımlarını, oyuncularını ve tribünleri peşlerinden sürüklemek.
Bazı antrenörler sistemi yönetir. Bazıları yıldız oyuncuları... Bazıları ise salonun enerjisini.
2025-26 sezonunda Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde üç isim vardı ki yalnızca takımlarını değil, tribünleri de peşlerinden sürüklediler: Fenerbahçe Beko’nun Sarunas Jasikevicius’u, Beşiktaş GAİN’in Dusan Alimpijevic’i ve Galatasaray MCT Technic’in Gianmarco Pozzecco’su...
Üçü de farklı ülkelerden geliyor. Farklı basketbol kültürlerinden yetiştiler. Farklı oyun anlayışlarına sahipler. Ama onları ortak bir noktada buluşturan çok güçlü bir özellik var:
Onlar basketbolu yalnızca çalıştırmıyor, yaşıyorlar.
Modern basketbol giderek daha analitik hâle geliyor. Ekranlardan gelen veriler, istatistikler, şut haritaları, algoritmalar... Fakat bu üç koç bize bir gerçeği yeniden hatırlattı: Basketbol hâlâ duyguyla oynanan bir oyun.
Kenarda yumruğunu sıkan, hakeme itiraz eden, oyuncusunu ayağa kaldıran, tribünü ateşleyen ve bazen de kendini oyunun akışına tamamen kaptıran üç “deli” adam...
Evet, zaman zaman agresifler. Bazen öfkeleri eleştiriliyor. Kimi zaman sportmenlik sınırlarını zorlayan tepkiler verdikleri de oluyor. Ama onların öfkesi hiçbir zaman sadece kendi egoları için değil. Aynı zamanda takımları, oyuncuları ve kazanmaya olan bitmeyen açlıkları için...
Sarunas “Saras” Jasikevicius belki de Avrupa basketbolunun en takıntılı rekabetçilerinden biri.
Maç boyunca tek bir savunma rotasyonuna bile tahammül etmiyor. Oyuncusuna bağırıyor, kızıyor, itiyor ama aynı oyuncu kritik topu kaçırdığında omzuna ilk dokunan yine o oluyor. Oyuncuları ondan korkmuyor. Ona inanıyor. Çünkü biliyorlar ki kenarda kendileri kadar mücadele eden biri var.
Bu sezon Fenerbahçe Beko ile Avrupa’da Final Four seviyesinde yer aldı; Türkiye Kupası ve Basketbol Süper Ligi şampiyonluklarıyla kulübün kazanan kültürünü bir kez daha pekiştirdi.
Dusan Alimpijevic ise belki de ligin en büyük karakter dönüşümünü gerçekleştirdi. Beşiktaş’ı yalnızca daha iyi basketbol oynayan bir takım hâline getirmedi. Onlara yeniden inanmayı öğretti.
Sahaya çıkan her oyuncu, sanki son maçına çıkıyormuş gibi mücadele etti. Bu ruh doğrudan kenardan geldi. Alimpijevic’in enerjisi oyuncularına geçti. Oyuncuların enerjisi tribüne, tribünün enerjisi ise bütün salona yayıldı.
Final serisine kadar uzanan yolculukta Beşiktaş, bütçe farklarının her zaman basketbolu belirlemediğini herkese gösterdi.
Ve Gianmarco Pozzecco...
Belki de bu üçlü içinde en “çılgın” görünen isim. Oyuncusuyla sarılan... Hakemle tartışan... Tribünle konuşan... Bir pozisyon sonrası çocuk gibi sevinen... Bir sonraki hücumda kendini unutacak kadar oyunun içine giren bir karakter.
Pozzecco’nun basketbolu teknik çizgilerden ibaret değil. O, basketbolun duygusal tarafını temsil ediyor.
Galatasaray MCT Technic, onun liderliğinde yalnızca daha cesur oynamadı; Avrupa’da da dikkat çeken bir kimlik kazandı. Oyuncularının özgüvenini artıran, hata yapmaktan korkmayan bir kültür oluşturdu.
Elbette hiçbir antrenör kusursuz değildir. Bu üç isim de zaman zaman fazla sert bulundu. Teknik fauller aldılar. Eleştirildiler. Hatta bazı davranışlarının basketbol adına doğru örnek olmadığı da söylendi.
Ancak onların en büyük ortak noktası başka bir yerde yatıyor: Hiçbiri kenarda rol yapmıyor. Hepsi gerçek. Sevinçleri gerçek. Öfkeleri gerçek. Hayal kırıklıkları gerçek. Oyuncularına olan bağlılıkları gerçek ve belki de taraftarın en çok özlediği şey tam olarak bu...
Basketbol tarihinde büyük takımların arkasında çoğu zaman büyük karakterler vardır. Bu sezon Türkiye Ligi’nin kenar yönetiminde üç karakter vardı. Üçü de basketbolu yalnızca bir meslek olarak görmeyen, onu yaşam biçimine dönüştüren insanlar.
Belki fazla sertler. Belki biraz “deli”ler. Ama tam da bu yüzden milyonlarca insan onları izlemeyi seviyor. Çünkü bazen basketbolda en büyük taktik, oyuncularınıza “Sizinle birlikte savaşıyorum.” hissini verebilmektir.
Ve bu üç “delikanlı” koç, bunu herkesten daha iyi başardı.
ÖZEL NOT
Bu yazıda övgüyle söz ettiğimiz üç koçun ortak özellikleri; tutkuları, savaşçı kimlikleri ve oyuncularıyla kurdukları güçlü bağlar oldu. Ancak objektif olmak adına bir noktayı da özellikle vurgulamak gerekir.
Özellikle Dusan Alimpijevic’in sezon boyunca zaman zaman meslektaşlarına yönelik sergilediği tavırlar ve yaptığı bazı açıklamalar, sportmenlik ve mesleki saygı açısından tartışma yarattı. Rekabetin ve kazanma arzusunun yüksek olması anlaşılabilir; ancak bunun, saha kenarında görev yapan diğer antrenörlere duyulan saygının önüne geçmemesi gerekir.
Başarı kadar davranış biçiminin de örnek oluşturduğu profesyonel sporda, zaman zaman galibiyet hırsının sportmenlik çizgisini zorladığı anlara tanıklık ettik. Böylesine başarılı ve basketbola büyük değer katan bir antrenörün bu yönünü geliştirmesi, hem kendi kariyeri hem de Türk basketbolunun antrenörlük kültürü adına önemli olacaktır.
Çünkü gerçek büyük antrenörler yalnızca kazandıkları kupalarla değil, rakiplerine gösterdikleri saygıyla da hatırlanırlar.