23 NİSAN'I GERÇEKTEN BAYRAM YAPABİLECEK MİYİZ?

Burçin Badem

23 Nisan’ın gerçek ruhu; sadece kutlamak değil, çocukları koruyan, geliştiren ve geleceğe güvenle taşıyan bir dünya kurabilmektir. Bugün sahada da hayatta da asıl soru aynı: Çocuklara gerçekten bayram bırakabilecek miyiz?

23 Nisan…
Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği, dünyada eşi benzeri olmayan bir gün. Ama bugün… Artık gerçekten sporu yazabilmek çok zor bir hâl aldı.
Ne basketbol… Ne başka bir branş… Yaşadığımız bu psikolojik yıkımı ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Yıllardır sporu; insanların mutluluğu, dengesi ve ruhsal sağlamlığı için bir araç olarak görüp bunun için çalıştım.
Salon sporlarının, raket sporlarının o eşsiz sportmenliğine âşık bir insan olarak;
sadece iyi sporcu değil, kendine ve çevresine faydalı, mutlu ama disiplinli bireyler yetiştirmeye çabaladım.
Ama bugün… Ne teknik yazmak geliyor içimden ne de taktik…
Çünkü artık mesele oyun değil.
Bireysel davranış rezaletlerini örtmek için çıkarılan savaşlar hem ruhen hem de madden milyarlarca insanı etkiliyor. Her gün para ve güç uğruna öldürülen çocuklara…
Artık akranlarını katleden çocuklar da ekleniyor.
Bu sadece bir güvenlik meselesi değil. Bu, toplumun çöküş sinyalleridir.
Aynı tabloyu sporun içinde de görüyoruz. İki yıldır kendi salonunda maç oynayamayan takımlar var. Ama buna rağmen, kendi sahasında oynama imkânı olan Türk takımlarının deplasmanlarda yaşadığı tablo ortada.
Oyun oynanırken kurallar sürekli yeniden yazılıyor ve çoğu zaman, nalıncı keseri gibi, hep aynı tarafa yontuluyor.
Bugün bunun en somut örneklerinden birini Avrupa basketbolunda yaşıyoruz.
EuroLeague ve EuroCup organizasyonlarında, İsrail takımları yaklaşık iki yıldır kendi sahalarında maç oynayamıyor.
Ancak bunun yansıması sadece onların iç sahalarıyla sınırlı kalmıyor.
Türk takımları da kendi evlerinde oynaması gereken karşılaşmaları tarafsız sahalarda oynamak zorunda kalıyor.
Yani bir taraf evinden uzak kalırken, diğer taraf da kendi sahasının avantajını kullanamıyor. Kurallar yeniden yazılıyor ama denge korunmuyor.
Ve işte tam burada sormak gerekiyor: Bu gerçekten eşit rekabet mi?
Bugün spor sahasında da hayatın içinde de garip bir denge var: Omurgasızlık, zekâ ve organizasyonla birleştiğinde güç hâline geliyor.
Ve siz doğru, dürüst ve ilkeli kalmaya çalıştıkça daha fazla zorlanıyorsunuz.
Bu yüzden önce şunu anlamamız gerekiyor: Biz neye karşı mücadele ediyoruz?
Çünkü karşımızdaki mesele sadece sportif rekabet değil. Bir değerler mücadelesi.
Ve bu mücadelenin en kırılgan noktası çocuklar.
Bugün akran zorbalığı artık “şaka” değil, psikolojik şiddet artık “anormal” değil, fiziksel saldırı artık “istisna” değil.
Daha da acısı, bunları görmezden gelen, hatta zaman zaman besleyen bir yetişkin dünyası var.
Oysa 23 Nisan’ın ruhu tam tersini söyler:
Çocuğu koru,
Çocuğu geliştir,
Çocuğu yaşat!
Bugün eğer çocuklar birbirine zarar veriyorsa, bu sadece onların sorunu değildir. Bu bizim aynadaki yansımamızdır.
Ben hâlâ spora inanıyorum. Ama artık sadece skor üreten bir sistem olarak değil… Değer üreten bir alan olarak.
Spor; saygıyı, disiplini, empatiyi ve birlikte var olabilmeyi öğretmediği sürece sadece bir oyun olarak kalır.
Biz artık sadece oyunu konuşabileceğimiz günleri özlüyoruz.
23 Nisan’ın gerçekten bir bayram gibi kutlandığı, çocukların korkmadan oynadığı, birbirine zarar vermediği, aksine birbirini yükselttiği günleri özlemle bekliyoruz.
Ama biliyoruz ki o günler, kendiliğinden gelmeyecek. Önce biz değişeceğiz.