Kokoskov'a veda
Geçtiğimiz sezon Luca Banchi ile Final Four'un kapısından dönen Anadolu Efes, yeni sezon öncesinde sürpriz bir kararla takımın başına İtalyan koçu değil, daha önce İstanbul'da Slovenya Millî Takımı ve Fenerbahçe ile mücadele eden Sırp koç Igor Kokoskov'u getirmişti.
ALİ BARUTÇUOĞLU
Anadolu Efes, basketbol felsefesine uygun olarak yıldızlarla oynamayı bilen, NBA’de yardımcı antrenörlük yaparak kendini ispat etmiş bir isme takımı emanet ederken yine Avrupa’da zirve hedefiyle yola çıkmıştı. Ancak sezonun daha başında yaşanan sakatlıklar ve kadro dengeleri bu yolculuğu ciddi şekilde zorlaştırdı.
Önce Vincent Poirier’nin yokluğu, ardından yeni transfer Papagiannis’in uzun süreli sakatlığı, kadroya eklenen isimlerin ana rol oyuncusu olmaktan ziyade, yıldızların sağlıklı kaldığı bir senaryoda lig ve yardımcı rol için planlanmış transferler olduğunu gösteriyordu. Bu tabloya P.J. Dozier ile Shane Larkin’in uzun süreli sakatlıkları da eklenince Anadolu Efes üst üste mağlubiyetler almaya başladı ve sonuç olarak kulüp ile Sırp koçun yolları ayrıldı.
Sürecin bu noktaya gelmesinde hangi etkenlerin daha belirleyici olduğu elbette net biçimde bilinmiyor. Ancak kadroya bakıldığında bazı soru işaretleri ön plana çıkıyordu. Öncelikle Papagiannis, Kokoskov takımlarının aradığı pivot profili miydi, buradan başlamak gerekiyor. Üçlük tehdidiyle alan açabilen ve sabit kaldığında pota savunması yapabilen bir uzun olmasına rağmen, koşan ve atletik bir takım yapısı için ideal bir pivot olmayabilirdi.
Dessert zaten bir yatırım transferiydi. İlerleyen yıllarda oyununu geliştirerek Ajinca benzeri bir profile evrilebilirdi; ancak bugünün Efes’i için ilk beş pivotu olmaktan uzaktı. Bu nedenle Poirier yokluğunda ara dönemde kısa süreli, atletik bir pivot katkısı alınabilirdi. Kai Jones da benzer şekilde sertliği sürdürebilecek, kısa vadeli katkı sunabilecek atletik bir yatırım oyuncusu olarak öne çıkıyordu.
Cole Swider ise Avrupa basketboluna uyumu soru işareti olan, daha çok yüksek tempolu liglerde katkı verebilecek bir potansiyeldi. Avrupa’nın en büyük sahnesinde, ilk sezonunda kazandıran bir oyuncu olması beklenmiyordu. Avrupa’da yılın savunmacısı seçilen Nick Weiler-Babb ile Isaia Cordinier de Final Four seviyesi görmemiş takımların değerli parçalarıydı. Normal şartlarda yardımcı rol için transfer edilmeleri beklenirken, bir anda ana guard rotasyonunu yönetmek zorunda kaldılar. Etkili savunmalarının yanında hücum katkısı vermek ve oyunu yönlendirmek gibi ağır bir yükü aynı anda taşımaya çalıştılar.
Fırsat transferi olarak gelen Jordan Loyd ise Monaco’da daha çok yardımcı rol üstlenen bir isimdi. Larkin’siz dönemde, zor anlarda maç kazandıran lider katkısını henüz sahaya yansıtamadı. 38 yaşına yaklaşan Beaubois’nin sezon başında sözleşmesinin uzatılması da önemli bir karar, belki de bir riskti. Takımın sembol oyuncularından olan Fransız yıldız, ceza atışlarını sokamadığı ve sakatlıklarla boğuştuğu dönemlerde zorlandı.
Igor Kokoskov’un Slovenya ile kazandığı Avrupa Şampiyonluğu, NBA’de kısa da olsa Avrupalı bir başantrenör olarak görev yapması ve Fenerbahçe Beko’da Obradovic sonrası, kendisinin kurmadığı bir takımla Final Four’un kapısından dönmesi kariyerinde önemli referanslardı. Bu nedenle Anadolu Efes’in Kokoskov tercihi hepimizi heyecanlandırmıştı. Türkiye’nin en değerli basketbol organizasyonlarından biri olan Anadolu Efes’te, kazanacak bir proje içinde onu yeniden başarıyla izlemeyi hayal etmiştik.
Belki can sıkıcı uzun süreli sakatlıklar, belki kadronun yapısal sınırları… Sebebi tam olarak bilinmese de yollar erken ayrıldı. Bundan sonra Kokoskov Avrupa’da yeniden bir şans dener mi, bunu zaman gösterecek. Yaşadığı iki Avrupa deneyimi sonrası farklı düşünebilir; ancak NBA’de yardımcı antrenör olarak onu yeniden izleyeceğimize dair umut hâlâ güçlü.
Anadolu Efes ise bir basketbol devi olarak yoluna hız kesmeden devam etti ve efsane koç Pablo Laso ile anlaşarak Avrupa’nın zirvesine oynayacak yeni bir hikâyenin kapısını araladı. Efes’in bu seviyede her zaman var olacağına dair şüphe yok.