Efsaneler Anlatıyor | Hüseyin Beşok

"Tüm takım sporlarında, bir Avrupa kupasında (Koraç - 1996) sonuna kadar giden ilk takım Efes Pilsen ile biz olduk. Sanki bir milli takım gibi olmuştuk ve inanılmaz bir taraftar kitlesi, inanılmaz bir sevgi vardı. Maçlara giderken kendimiz salona zor giriyorduk. İçerisi, dışarısı tıklım tıklımdı. Koraç serüveni bambaşkaydı..."

BERTAN ERMAN
 
Çok sevdiğim Efsaneler Anlatıyor’un bu bölümünde, şu an Türkiye Basketbol Federasyonu’nda görev alan, özellikle 2000’lerin unutulmaz isimlerinden Hüseyin Beşok’u ağırladık. Kendisi ile yoğunluktan bir türlü denk gelemedik ve A Milli Takımımız’ın Minsk yolculuğunda hazırladığım soruları, yazı işleri müdürümüz Tolga Yenigün’e gönderdim. Yolculuk sırasındaki soru-cevap şeklinde ilerleyen sohbette, Beşok birçok değişik noktalara dikkat çekti.
 
SÜREYİ KİLO İLE ALDIM!

- Kariyerinize Manisa’da başladınız ve daha sonra ağabeyiniz Faruk Beşok’un da formasını giydiği Karşıyaka’ya gittiniz. Karşıyaka’nın o zamanki atmosferi nasıldı?

 
- Benim basketbola başlamam biraz geç oldu. 16 yaşlarımda Vestel Manisa’da başladım ve daha sonra Karşıyaka’ya transfer oldum. Tabii ki Karşıyaka’da fizik olarak çok zayıftım. Antrenmanlara çıkıyordum ama A takımda oynayabilecek kapasitede değildim. Halil Ağabey (Üner) bana, '90 kiloyu geçersen, A takım kadrosuna alacağım' dedi. 75 kiloydum o zamanlar. 93 kilo oldum ve beni A takım kadrosuna aldı. Fazla süre alamıyordum. Tam hatırlamıyorum Efes veya Fenerbahçe maçıydı. Geride götürdüğümüz bir karşılaşmada Halil Ağabey beni oyuna attı. Güzel bir maç çıkardım. Efes’in ve Aydın Ağabey’in (Örs) dikkatini çekti ve oraya transfer oldum sonra.
 
Karşıyaka’da genç olduğum için ağabeyim Faruk Beşok ile çok fazla oynama süresi bulamadım; ama Karşıyaka içinde çok farklı bir atmosfer vardır. Bizim için de öyleydi...


 
- Daha sonra Efes’e geçtiniz ve 1996’da Koraç Kupası, daha sonra EuroLeague Final Four… O dönemden unutamadığınız anlar var mı?
 
- Efes döneminde gerçekten çok güzel anılarım oldu. Tüm takım sporlarında, bir Avrupa kupasında sonuna kadar giden ilk takım biz olduk. Sanki bir Milli Takım gibi olmuştu ve inanılmaz bir taraftar kitlesi, inanılmaz bir sevgi… Biz maçlara giderken kendimiz salona zor giriyorduk. İçerisi, dışarısı tıklım tıklımdı. Koraç Kupası serüvenimiz gerçekten bambaşkaydı.
 
O dönem genç olduğum için az süre alıyordum. Az süre buluyordum; ama Aydın Ağabey süreyi verdiği zaman değerlendirmek lazım. Benim için o dönem en değerli maç Panionios'tur. Son saniye basketi attığım ve evde kazandığımız bir maçtı. Avrupa Kupası’nı aldığımız dönemde takıma destek olmak çok önemli iş.
 
Finaldeki Milano maçı da müthiş bir maçtı. Mutluluk verici. Türkiye’de böyle bir kupayı getirmek, bu katkıyı vermek o dönemler için çok önemliydi.
 
Aydın Ağabey hem kulüpler bazında hem de Milli Takım bazında devirler açmıştır. Etrafındaki insanların, kupa geleceğine inanmasını sağlayan olmuştur belki de. Bu anlamda Türk sporunda neler yapılabileceğini gösterdi. Ve tüm kulüplerin de hedef koymaları açısından çok önemli bir başarı bence...
 
O dönemde Final Four’a kalmanın değeri pek anlaşılamadı; ama şu an Fenerbahçe Beko olsun, Anadolu Efes olsun, EuroLeague gibi üst düzey bir kupayı kazanmaları da çok mutluluk verici.
 
İSRAİL'DE TARAFTARDAN BÜYÜK DESTEK ALDIM
 
- Efes’ten sonra birçok yurt dışı deneyiminiz oldu. Ancak Maccabi Tel-Aviv dikkat çekiyor. Türk basketbolcu olarak orada size yaklaşımları nasıldı?

 
- Yurt dışında oynamak gerçekten çok farklı. İlk gittiğim zaman zorlandım. Yurt dışına maç yapmak için sıklıkla gidiyoruz; ama orada kalmak, bir sene, iki sene orada vakit geçireceğimi bilmek… İsrail benim için hayatımda çok önemli bir deneyimdi. İlk dönem biraz sıkıntılıydı, oynama sorunu yaşıyordum.
 
Alba Berlin maçıydı… Ben bençteyim. Takım kötü başladı maça. Ben de o sırada takımdan ayrıldım ayrılacağım. Başka bir kulübe transfer olacağım. David Blatt bana döndü, “Hüseyin Beşok, oyuna gir!” dedi. Ben ayağa kalktım, bütün Yad Eliyahu (Şimdiki Menora Mivtachim Arena) tribünü büyük bir coşkuyla ayağa kalktı. Ben de bakıyorum bir şey mi oldu acaba diye! 
 
Mesela bizde bir futbol maçı olur, oradan gol haberi gelirmiş gibi… Ben de, “Ne oluyor?” dedim. Oyuna girdim, bütün tribün, “Oy oy oy oy Hüseyin Beşok” diye bağırmaya başladı. O maçta da çok iyi oynadım.
 
Benden beklentileri vardı. Orada Türkleri çok seviyorlar. Hem kulüp beni göndermek istemedi hem de benim orada ilişkilerim çok iyiydi. Takım arkadaşlarımla olan iyi ilişkilerim, taraftarların sahip çıkması… Ben de gitmek istemedim; ama basketbol açısından benim için biraz sıkıntılı geçti. Çok fazla süre alamadım; fakat günlük yaşamda İsrail yılları, benim için en keyifli zamanlarımdı. Oradan çok mutlu ayrıldım. İsrail’de taraftarın sıcaklığı, bize çok benzemeleri, bizi çok sevmeleri, çok farklı duygulardı.
 
Hüseyin Beşok, daha sonra Hırvatistan’ın Sibenik Takımı’na transfer olmuş; fakat sakatlığı nedeniyle basketboldan uzak kalmıştı ve bir tedavi sürecine girmişti. Beşok’un bir sonraki sezon rotası Fransa idi.

 
KUNTER İLE ASVEL'DE YAPAMADIĞIMIZI LE MANS'TA BAŞARDIM

 
Düşünsenize, bir senedir basketbol oynayamamışsınız. Ben takım gelmeden 2 ay önce ASVEL’e gittim. Erman Ağabey (Kunter) ile beraber, fizyoterapist ve kondisyonerler eşliğinde idmanlara başladım. Zaten basketbolu çok özlemiştim. ASVEL ile hiçbir maçı kaçırmadım. Belki de daha fazladır; yaklaşık 80 küsur maça çıktım. O sezon ASVEL’de Erman Kunter ile yapamadığımızı, ertesi sezon Le Mans’ta yaptım; Fransa şampiyonu olduk.


 
- Prokom’dan sonra Türkiye’ye geri döndünüz ve birçok kulüpte forma giydiniz. Peki, Türkiye’ye dönüş süreci nasıl oldu?
 
- Yurt dışında sıkılmıştım artık. Türkiye’ye dönmek istiyordum ama Polonya’dan, Prokom’dan güzel bir teklif geldi. Bütçe olarak iyi; ama biraz daha yeni olduğu için organizasyon olarak tecrübesizdi. Fakat Polonya Ligi’nin o dönem en üst takımıydı. Polonya Ligi’nde şampiyon olduk. EuroLeague’de Top 16 gördü ama tecrübesiz bir organizasyondu. Sonra Galatasaray ile Türkiye’ye geri döndüm.
 
27-28 yaşında bir sakatlık geçirdim. Bir sene basketbol oynamadım. Ondan sonra kendime daha dikkat ettim. Bir şeyi kaybedince değerini daha iyi anlarsınız ya… Basketbolu kaybettim, tekrar kazandım ve ondan sonra çalışma prensibim tamamen değişti. Galatasaray’da kendimi iyi hissettim. Basketbol olarak iyi bir dönemimdi. Tabii ki yaş da ilerledikçe, vücudun da iyi olsa yapabileceklerin kısıtlanıyor.
 
Ben de basketbola devam etmek için dolaştım. Galatasaray’dan sonra Türk Telekom, Petkimspor, Beşiktaş, Hacettepe Üniversitesi’nde oynadım. Kariyerim öyle geçti. Oynayabildiğim yere kadar oynamak istedim. 39 yaşına kadar oynadım.
 
Hüseyin Beşok, daha sonra kariyerinde oynadığı önemli yıldızların kendisine olan faydalarını anlattı ve son olarak 2001 Avrupa Şampiyonası’ndaki unutulmaz anlara götürdü...
 
HERKESİN ARASINDA NAUMOSKI BAMBAŞKA BİR SEVİYEYDİ
 
"Kariyerim boyunca üst seviye oyuncularla birlikte oynadım. Naumoski bambaşka bir seviyeydi. 40 dakika sürekli maç oynayabilmesi… Erken yaşta kaybettiğimiz Conrad McRae ile müthiş bir ikili olması… Maccabi’de Arriel McDonald, Anthony Parker… Bir sürü üst seviye oyuncularla oynamak, mücadele etmek, onlardan bir şeyler öğrenmek… Basketbolda sürekli bir şeyler öğreniyorsunuz ve böyle böyle kendinizi geliştirmiş oluyorsunuz. Üst seviye oyuncularla oynadığım için de kendimi şanslı hissediyorum.
 
BİZİM JENERASYON GERÇEKTEN ÇOK FARKLIYDI...
 
2001 Avrupa Şampiyonası’ndaki jenerasyon, çok farklı bir jenerasyondu. Baktığımız zaman hep onu söyleriz; 1979 jenerasyonu başka bir jenerasyondu. Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur, Kerem Tunçeri… Onları tamamlayan 1978 jenerasyonundan Ömer Onan, 1980’den Kaya Pekerler, 1975-1976 jenerasyonundan Mirsad Türkcan, ben, İbrahim Kutluay… Haluk Yıldırım, Orhun Ağabey (Ene), Harun Ağabey (Erdenay)… Bu isimlerin hepsi, kendi çapında çok büyük başarılar elde etti. NBA’e gidenler oldu, Avrupa’ya gidenler oldu.
 
Turnuvanın Türkiye’de olması, kadronun çok iyi olması önemliydi. Zor bir turnuvaydı. Slovenya’ya kaybetseydik; belki İstanbul’a gelemeyecektik. Daha sonra İstanbul’da Hırvatistan ve Almanya maçlarında taraftarın desteği... Kaybedildi denilen maçta Hidayet’in gidip attığı üçlük ve uzatmaya götürüp kazanmamız, Hırvatistan karşısında Mirsad’ın o meşhur faulleri atması… Ama Sırbistan karşılaşması olmadı. İyi de oynamıştık, kazanabilir ve Avrupa şampiyonu da olabilirdik, olmadı. Sırbistan büyük bir ekol. Ama finalde madalya almak mutluluk vericiydi.
 
2001 milli takımlar bazında açılmış bir pencereydi. Onun devamı da 2010 Dünya Şampiyonası’nda geldi. Bizim şu anki temennimiz de milli takımlar bazında o başarıları tekrardan elde etmek. NBA’de oynayan kaliteli oyuncularımız var; ama biliyorsunuz, EuroLeague’in olduğu zamanlarda milli maçların oynanmasından dolayı bütün ülkeler sıkıntı yaşıyor. Biz kadromuzda daha
fazla oyuncuya yer verip, A Milli Takım'a daha fazla katkıda sağlamalarını ve başarılı olmalarını istiyoruz."
 
Kariyeri birçok yolculuktan geçen Hüseyin Beşok’un en büyük isteği, hiç şüphesiz kendisinin oynadığı dönemdeki başarıların yeniden tekrarlanması ve hatta daha fazlası…
 
TİPLEME
- En beğendiğiniz koç?

- Aydın Örs
- En beğendiğiniz oyuncu? 
- Hakeem Olajuwon
- En iyi ilk 5'iniz? 
- Kerem Tunçeri, Ömer Onan, Hidayet Türkoğlu, Mirsad Türkcan, Hüseyin Beşok
- En zorlu deplasmanlar? 
- Karşıyaka, Maccabi Tel-Aviv
- Tek kelime ile basketbol.. 
- Hayatım
- Tek kelime ile Türk Milli Takımı..
- Benzersiz
 
HÜSEYİN BEŞOK
Doğum tarihi: 2 Ağustos 1975
Boy: 2.12 m
Pozisyon: Pivot

PROFESYONEL KARİYERİ
1992-1994 Pınar Karşıyaka
1994-2001 Efes
2001-2003 Maccabi Tel-Aviv
2003-2004 Sunce Šibenik
2004-2005 ASVEL
2005-2006 UNICS Kazan

efsaneleranlatıyor hüseyinbeşok efespilsen koraçkupası pınarkarşıyaka maccabi asvel unicskazan röportaj ribaunddergisi