Bugün olsa NBA'deydik

Bir döneme damga vuran ikiliden Harun Erdenay, bugünün basketboluna ilişkin Orhun Ene'nin de onayladığı şu saptamada bulundu: "Bizim oynadığımız zamanlarda Avrupa'nın en büyük yıldızları bile NBA'de zorlanmıştı. Drezen Petrovic bile orada iki sene yedek kalmıştı. Avrupa'dan giden oyuncuların başarısıyla birlikte NBA, kıta dışındaki oyunculara da kucak açmaya başladı. Sırf Orhun ve benim için değil, dönemimizdeki birçok arkadaşımızla beraber bugün oynuyor olsak, belki de NBA'deydik."

RÖPORTAJ: TOLGA YENİGÜN

Türk basketbolunun en meşhur ikilisi... Orhun Ene ve Harun Erdenay... Paşabahçe'de başlayan milli forma ve Ülker'de yıllarca devam eden bu ortaklık, Türk basketbolunda
derin izler bıraktı... Türk basketboluna koç ve yönetici olarak hizmet etmeye devam eden, bende de çok özel yeri olan bu ikili, her zamanki samimiyetiyle sorularımızı yanıtladı. Dilerseniz keyifle okuyacağınızı düşündüğümüz röportaja geçelim.

Tolga Yenigün: Orhun Hocam, Tofaş’ta 4 yılda istediğiniz noktaya geldiniz mi, sonraki yıl ve gelecek planlaması hakkında neler söylemek istersiniz?

Orhun Ene: Esasında biz bir hedefle geliyoruz. Bu sorunun üç aşamalı yanıtı var; ben, kulüp ve basketbol kamuoyunun görüşleri. Ben koç olarak bir hedef koymamıştım. Biz üst seviyede her takımla rekabet edebilecek, altyapısındaki oyunculardan faydalanılacak ve yabancısı iyi etki edecek bir kulüp prensibiyle bu işe koyulduk. Ben kendi açımdan her zaman daha iyisini yapabileceğimizi düşünüyorum. Biz bir süreç geçirdik. Bu süreci kulüple birlikte yeniden değerlendirip, mevcut hedeflerimizi ve yeni koyabileceğimiz hedefleri gözden geçirmeliyiz.

Bugün kulübün de fikri çok önemli. Şu an için 1 yıllık daha kontratım var; ama kontratlar benim için hiçbir zaman bağlayıcı bir şey olmadı. Bir vizyon doğrultusunda kulüplerde istendiğim sürece çalıştım. Ama önümüzdeki dönemde kulüple yeniden bir araya gelip
bir karar verebiliriz. Her iki taraf da aynı fikirde olunca, konulan hedefe daha güvenli gidilebiliyor.

TY: İTÜ’deki sezon ve gelecek hedeflerinizden biraz bahseder misiniz?

Harun Erdenay: Federasyon başkanlığının ardından İTÜ'ye başkan olarak geldim. Bir buçuk seneyi de geride bıraktım. Sadece basketbol değil diğer branşlarımızla bin civarında sporcumuz var. Ben başkanlığı geldikten sonra basketbolda bölgesel ligde şampiyon olarak bir üst lige çıktık. Henüz TBL’ye yükselemedik. Bu sezon altyapımız ve genç takımlarımıza önem vermeye çalıştık.

Genç takımımız, İstanbul A Ligi’nde play-off kovalıyor, play-off sonunda da Türkiye Şampiyonası’na gitmeyi başaracaklar diye umuyorum. Süper Lig hedefi ise çok da kolay değil. Çünkü baktığımız zaman o klasmandaki takımların bütçeleri gerçekten üst düzeylerde. Tüm camianın desteğini alabilir veya arkamızda duracak bir sponsor bulabilirsek hiçbir şey hayal değil. Sigortam.net İTÜ de bizimle birleşmek istiyor, bu konuyu önümüzdeki günlerde değerlendireceğiz.



YABANCI SAYISI BİZİM ETKİMİZ YÜZÜNDEN ARTTI!

T.Y: Kendi döneminizle, Türkiye’deki spor kültürü ve spor ortamıyla şimdiki arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

H.E.: Şu an çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Bizim dönemimizde, takımda antrenmanlarda ve kamplarda internet, cep telefonu gibi şeyler olmadığı için birlikte daha fazla vakit geçirirdik. Sessiz sinemadan, tavlaya, piştiye kadar çeşitli oyunlar oynardık. Takım olarak hep birlikteydik, arkadaşlık ortamı çok daha farklıydı. Şimdiki dönemde saha dışındaki iletişim bizim dönemimize göre biraz daha zayıf. Tabii ki bu durum teknolojinin de
ilerlemesiyle doğru orantılı...

Bence bizim dönemimiz ve bir sonraki nesilde göze daha hoş gelen Türk basketbolcular
vardı. Basketbolun sertleşmesi ve 12 oyuncunun da oynaması günümüz basketbolunun yıldızlarını biraz daha azalttı diye düşünüyorum. İmkân anlamında biraz daha kısıtlı bir ortamda oynadık. Deplasmana malzemelerimizi kendimiz taşır, bazen de çamaşırlarımızı
kendimiz yıkardık. 1992 yılından 2000’lerin başına kadar Orhun ile birlikte yeni neslin imkânlarından az da olsa faydalanabildik. Artık iş tamamen profesyonel hâle geldi.

O.E.: Bizim dönemde, şu ana göre bireysellik daha azdı. Şimdi ise insanın kişisel tatmini ve kendi hedefleri, takım ve grup hedeflerinin ötesine geçti. Artık şöyle bir olgu var; herkes kendi hedeflerini ileriye taşımak için çabalıyor. Bizim zamanımızda takım olgusu çok daha
ön plandaydı. Büyüklerle küçükler arasında önemli bir saygı mesafesi vardı.

Takıma geldiğiniz zaman kendinizi oranın bir parçası olarak hissediyordunuz. Orada bir problemle karşılaştığınız zaman, takım içindeki uyumla sorun hemen çözüme gidiyordu. Şimdi bir problem olduğunda işin içine birçok dinamik giriyor ve oyuncular sorununu sahada ekstra performansla değil, gönüllü ya da bu işi profesyonel yapan insanlarla çözüyor.

Eskiden arkadaşlıklar çok daha önemliydi, bulunduğumuz ortam askerliğe yakındı. Kıskançlık azdı ve takım başarı elde edince her şey unutulurdu. Şimdi ise durum bundan çok farklı.

T.Y: Bugün oyuncu olsaydınız kendi döneminize göre neleri daha değişik yapardınız ve nasıl bir kontrat isterdiniz?

O.E.: Biz hiçbir zaman böyle inanılmaz paraların peşinde koşmadık. Sadece hakkımızı istedik. O zamanlar yabancı sayısı azdı. O dönemde oyuna değişiklik katabilecek ve inisiyatif kullanabilecek Türk oyuncuların değeri oldukça fazlaydı. Fakat bu kadar etkin olmamıza rağmen yabancılarla ilgili parasal anlamda kıyas yapınca çok büyük farklılıklar vardı.

Yalnızca 5 ay oynayacak yabancı oyuncuya verilen ilgi ve alaka yerli oyunculara gösterilmiyordu. Sezonun başından sonuna kadar mücadele eden bizlerdik. Bu sebeple
‘niye onlara 5 lira bize 3 lira veriyorsunuz’ tartışmasını yapmıştık. Hem kendimiz hem de arkadaşlarımız için...

Eski dönemde kazanma isteği daha ağır basıyordu. Eğer bu zamanda, bu koşullarda oynasaydık daha uluslararası oyuncular olurduk. Türk basketbolu o dönemde çok lokal kalmıştı. Ligi domine eden 5-6 tane Türk oyuncu vardı. Bizim bu etkimizden dolayı yabancı sayısı giderek arttı. Çünkü bu oyuncu grubu hangi takıma gitse final kaçınılmaz oluyordu.



19'LUK HİDAYET DE, MEHMET DE İBRAHİM DE BUGÜN A TAKIMDAYDI

H.E.:
Orhun’a katılıyorum. Bu zamanın şartlarında oynasaydık daha farklı ve daha profesyonel antrenmanlar yapacaktık. Önceki jenerasyondan daha üst seviyeye gelmiş bir basketbolda yer alacaktır. Bizim dönemimizdeki basketbolcular şu anda oynamış olsa, onların ve bizim hedeflerim NBA olarak güncellenirdi. Çünkü bizim oynadığımız zamanlar Avrupa bize uzaktı.

Uzun yıllardır Avrupa Şampiyonası’na gidemiyorduk. NBA zaten çok uzaktı. Avrupa’nın en büyük yıldızları bile NBA’de zorlanmıştı. Drezen Petrovic bile iki sene yedek kalmıştı. Avrupa’dan gelen oyunculara, NBA'de yapamaz gözüyle bakılıyordu. Avrupalı oyuncuların başarısıyla birlikte NBA, kıta dışındaki oyunculara da kucak açamaya başladı. Bugün oynuyor olsak belki de NBA’deydik.

Bu arada bugünkü yabancı oyuncu sınırı için de bir kıyaslama yaparsak... Sadece Orhun ve benim için geçerli değil, dönemimizdeki birçok oyuncu bugün oynasa yabancıların fazlalığı nedeniyle biraz daha zorlanırdı. Ama bugün oynasalar 19’luk Mehmet Okur, İbrahim Kutluay, Hidayet Türkoğlu mutlaka A takımda yer bulacaktı. Bunun en güzel örneği; Cedi ve Furkan'dır.

RODRIGUEZ'DE ORHUN HAVASI VAR

T.Y: Bu dönemde stilinize çok benzettiğiniz hangi oyuncu var?


O.E.: Yabancı oyuncuların Türk basketboluna katkısı çok olmuştur; ama şu da bir gerçek yabancı oyuncuların aldığı maddi ve manevi destek Türk oyunculara göre her zaman daha
fazla olmuştur. Benzetme konusuna gelirsek kendimi bilmem ama Harun, eşsiz bir oyuncuydu.

H.E.: Orhun bu konuda belki biraz mütevazılık yaptı. Point guard pozisyonunda oynarken, genelde attıran ve oynatan oyuncu rolündeyken biz sayı bulamayınca 30 sayı atar maçı öyle tamamlardı. Ama biz atıyorsak da takımı oynatmayı, atmaktan çok attırmayı tercih ederdi. Benim Orhun’u benzeteceğim bir oyuncu varsa o da CSKA Moskova’dan Sergio Rodriguez. O da süratli, oyunu iyi kuruyor, atıyor attırıyor, birçok benzer noktaları var.

T.Y.: Oynadığınız dönemde sizin de yer aldığınız bir ilk 5 kursanız bu 5’te hangi isimler yer alırdı?

O.E.:
İkimizin dışında, Hüsnü Çakırgil, Mehmet Okur, Hidayet Türkoğlu.

H.E.: Ben sadece tek değişiklik ile 3 numara için İbrahim Kutluay tercihi yapardım.

BASKETBOL OYNARKEN BİR PARÇA SOKAK ÇOCUĞUYDUK

T.Y: İkinizin Türk basketbolu için yeniden bir araya gelme, bir projede ortak çalışma durumunuz var mı?

O.E.:
Bu düşünce değil şartlarla ilgili bir durum. Ne olursa olsun hiçbir beraberlik, o zaman yaşadığımız beraberliğin yerini tutmayacak. Onunu için esasen dünyayla birlikte biz de kirleniyoruz. O dönemdeki saflıkla, o zamanların yerini hiçbir şey tutmaz ve o etkiyi yaratamaz. Bence o dönem o etkiyi yaratan şey, bizim basketbol oynarken bir parça sokak çocuğu olmaktan geçiyor. O sokak çocuğunun kavgacı, mücadeleci, hırçın yapısı biraz oyuna yansımalı. Şimdi o etkiyi yaratmak dediğim gibi çok zor.



T.Y: Son olarak Mehmet Şanlı örneğinde görüldüğü üzere, sporcu psikoloğunun önemi konusunda sizin görüşleriniz nelerdir?

O.E.:
Mehmet Şanlı’nın durumu sporcu psikolojisinin ötesinde bir durum. Sporcu psikolojisinde değinmek istediğim şey, eskisinden daha çok ihtiyacımız olduğu. Bu sadece Türkiye için geçerli değil; NBA’de de, diğer liglerde de sporcu psikolojisi ciddiye alınmalı. Sporcu bireysel anlamda büyük hedeflere sahip olduğu için aynı seviyede bir egoya da sahip. Sağlam kararlar vermek için sağlam karakterlere de ihtiyaçları var; başarıyı yakaladıktan sonra da kimliğini korumak için hem akademik, hem de psikolojik yardım edilmeli.

Sporda sosyalist bakış açısı yok. Süre herkese eşit paylaştırılacak, hücumda herkes aynı sayıda pozisyon üretecek, herkese aynı paralar ödenecek bunlar geçerli değil; her takımda kredisi fazla olan bir oyuncu illaki olacak. Dışarıdan gelen bir oyuncu bu dinamikleri doğru
oturtamadığı zaman içine kapanacak ve mutsuz olacak. ‘Harun kadar top kullanamıyorum’, 'Orhun kadar para kazanamıyorum' dediği zaman da kendisine çarpık bir dünya yaratmış olacak. Bunları kabul eden oyuncularla başarı kazanılır, benim 3 tane Harun’a ihtiyacım yok, bir Harun bana yeter. Yanına da Haluk Yıldırım tarzı görev oyuncularıyla takım başarıya gider.

T.Y: Oyunculuk mu yoksa yöneticilik mi? Bu arada ilerisi için tekrar TBF Başkanı olma gibi bir düşünceniz var mı?

H.E.:
Şu an başkanlık için bir şey söylemek erken, oyunculuk ve menajerliği kıyaslayacak olursak; oyunculuğun ayrı bir zorluğu var. Haftanın her günü planlı olmanız lazım, uyku ve beslenme düzeni, fiziksel yorgunluk…

Tabii ki maçlar işin ayrı bir keyfi; ama dediğim gibi birçok zorlu süreç sizi bekliyor. Oyunculuk belli bir dönemde bitiyor, daha sonrasında parkenin dışında sorumluluğunuz daha fazla. Oyuncularınızdan en iyi performansı almak zorundasınız, bütün ligleri takip
edip yetenekleri keşfetmeniz lazım. Ben yönetim kısmında Orhun antrenörlük kısmında yürüdü, ikisinin de ayrı ayrı zorluğu tabii ki var.



LARRY BUGÜN HEP SEN ATACAKSIN!

O.E.: Nur Gencer ile bir anım var. Larry Richard’la ilgili. Eczacıbaşı, döneminin milli oyuncuları ve yetenekli yabancılarla iyi bir oluşuma girmişti. Müessese takımları devreye girince kulüp yeni bir karar aşamasına gelmişti. Ya çekilecek ya da gençleşip yapılanmaya gidecek. O dönemde Larry, Eczacıbaşı’na gelmişti. Rahmetli Şakir Bey, Nur Ağabey'e diyor ki, Amerika’dan bir yabancı getirin. İşte o gelen ABD'li Larry diye başlayalım.

Larry inanılmaz bir çocuktu. Çok iyi kalpli ve inanılmaz mütevazı bir insandı. Yokluktan geldiği de belliydi. O zor şartlarda Larry geldi ve takıma yardımcı olmak için kendini yırtıyordu. Bana gelip diyordu ki, ‘sana screen'e geleceğim, devirince sen at” Benim de hoşuma gidiyor tabii ki, hiç öyle yabancı görmedim. Geliyor indiriyor ben atıyorum. ‘Oh’ dedim Nur Abi ne güzel yabancı bulmuş. Larry gelince 15 atan ben, 30 sayı atmaya başladım. F

akat son maçlara doğru Larry’nin sayı istatistikleri 10 sayının altında kaldı. Şakir
Bey de Nur Ağabey'e, "Bu adam yine sayı atamazsa, ben bunda ışık görmüyorum. Yollayın gitsin" demiş. Nur Ağabey de bu durumu bana anlattı ve "Bu adam 20 atacak bu maç" dedi. Ben de Larry’ye gidip "Bugün hep sen atacaksın" dedim. O da bana diyor ki: "Yok ben memnunum hayatımdan." Diyemiyorum da 'seni gönderecekler' diye. Neyse ki Larry o gün 24 sayı 18 ribaundla oynadı. Sonra da Nur Abi bana işareti verince Larry takımda kaldı. O dönemde yerli-yabancı herkes takım için her şeyini verirdi.

VİŞNE SUYUNU KANA KANA İÇTİK

H.E.: O zamanlar Paşabahçe’deyiz sezon açılışı, bizde ABD’de iyi bir kariyer yapmış David Butler oynuyordu. O zamanlarda Özcan Kaptan vardı Paşabahçe’de. Sezon açılışı diye kurban kesmeye karar verdi. Kurban kesilecek hepimizin alnına kan sürülecek… Daha kurban geldi David’in morali bozuldu zaten, "Ne yapıyoruz biz" falan diyor. Neyse biz sıraya
geçtik, sıra Butler’a geldi, istemedi; ama kan onun da alnına sürüldü Adam bembeyaz oldu o sırada.

Sonra Orhun’dan bir fikir çıktı. Şaşal şişeyi kestik, içine vişne suyunu doldurduk kan diye, herkes sıraya geçti içmek için. O sırada Butler geldi neler olduğunu anlamaya çalışıyor şok içinde. Orhun aldı şişeyi içiyor; ama midesi bulanmış gibi yapıyor, yüzünü ekşitiyor. Adam dayanamadı söylenmeye başladı, "Siz barbarsınız, ben gidiyorum!” derken sıradan kaçtı.

Tabii ki sonra vişne suyu olduğunu söyledik; ama o an Butler’ın ne hâle geldiğini anlatabilmek çok da mümkün değil. Biz devamlı fırlamalık peşindeydik. Kime ne şaka yapalım ne edelim diye düşünüyorduk.

DÜN GECE RAHAT UYUDUNUZ MU?

H.E: Bir gün daha farklı bir hikâye başıma geldi. Ben Serdar Apaydın’la kalıyorum, Orhun, Recep Şen’le kalıyor. Bizim uçak Milano’dan 8 saat rötar yaptı, İstanbul’a inemedi, sis
vardı, bir sürü sıkıntı derken 16 saat sonunda İzmir’e indik. Otele geçtik. Dedik ki bari öğlene kadar uyuyalım. Recep’le Orhun da bize iki tane uyandırma yazmış, oda servisi yollamış, kahvaltı yollamış. Gece 5’te uyuduk sabah 7’ye uyandırma yazmışlar. İlk uyandırma bitti 5 dakika sonra ikinci uyandırma. Diyorum 'Kardeşim ne oluyor 9’da kahvaltı geldi odaya.' Uyuyamıyoruz çok sinirlendik…

O.E.: Bunun öncesi var tabii ki onu da söyle. Bunlar uyumayı çok seviyorlar. Oda tabut gibi,
simsiyah. Perde kenarlarını falan bantlıyorlar uyusunlar diye. Fakat daha önce farklı bir yerde kalırken bize acayip bir şey yapmışlardı. Bir yere saklanmışlardı, biz geçerken aniden
çıkınca kalp krizi geçiriyorduk. Ben de Recep’e dedim ki 'Kesinlikle intikam almalıyız." O çileli yolculuğun üstüne biliyoruz bunlar delirmiş, uyuyamadılar falan. Sabah uyandırma, kahvaltı için ne bulduysak işaretledik. Resepsiyondan uyandırma servisini ayarladık…

H.E.: Ya mahvolduk, hiç uyuyamadık. O uyandırma servisi geliyor, o bitiyor diğeri geliyor, kahvaltı geliyor derken çıldırdık. İşe de uyanamıyoruz kim yaptı diye. "Ertesi gün Orhun bize dün gece rahat uyudunuz mu?" dediğinde meseleye uyandık haliyle!

ORHUN ENE 

TİPLEME
- En beğendiğiniz koç?

Gregg Popovich
- İzlediğiniz en iyi oyuncu?
Michael Jordan
- En iyi ilk beşiniz?
John Stockton- Michael Jordan LeBron James - Charles Barkley - Hakeem Olajuwon
- En zorlu deplasman?
Selanik
- 90'ların başındaki Paşabahçe mi, 90'ların sonlarındaki Ülkerspor mu?
Paşabahçe

HARUN ERDENAY

TİPLEME
- En beğendiğiniz koç?

Phill Jackson
- İzlediğiniz en iyi oyuncu?
Michael Jordan
- En iyi ilk beşiniz?
Magic Johnson - Michael Jordan - LeBron James - Dirk Nowitzki - Kareem Abduljabbar
- En zorlu deplasman?
Selanik
- 90'ların başındaki Paşabahçe mi, 90'ların sonlarındaki Ülkerspor mu?
Paşabahçe

 

orhunene harunerdenay tolgayenigün röportaj ülkerspor bsl millitakım paşabahçe ribaunddergisi