Gölge Etme, Başka İhsan İstemez!

Ünal Özüak

 

Avrupa basketbolunda son dönemde atılan adımlar, oyunun sportif ruhundan çok ekonomik ve siyasal bir güç mücadelesine işaret ediyor. NBA ve FIBA ortaklığında kurgulanan yeni Avrupa ligi girişimi, mevcut düzeni değiştirme iddiası kadar, köklü basketbol kültürünü bölme riski de taşıyor.

Bilmem farkında mısınız? Turgay Demirel’in başkanı olmasıyla beraber FIBA Avrupa’nın, EuroLeague’in ticari gelirlerine iştahı kabardı. Önce millî maçları pencereler hâlinde yıl içine yerleştirerek millî maç gelirlerini ceplerine koydular. EuroLeague ve EuroCup’a rakip olacak şekilde irili ufaklı kupalar icat ederek kulüpler arası gelir pazarına daldılar.

Şimdi ise “NBA Avrupa + FIBA Ligi” kurarak Avrupa kulüpler arası basketbolunu ortadan ikiye ayırmaya çalışıyorlar. NBA ve FIBA’nın birlikte yeni bir Avrupa Ligi kurma girişimi, mevcut yapı ve özellikle ULEB/EuroLeague hegemonyasına alternatif olmayı hedefleyen büyük bir stratejik hamle hâline geldi. Bu gelişme, Avrupa basketbol organizasyonlarındaki dengeleri değiştirebilecek nitelikte adımlar içeriyor.

Bu hamlenin arkasında birkaç stratejik amaç bulunuyor:
NBA’nin küresel genişleme stratejisi: Avrupa, basketbol yetenekleri ve izleyici tabanı açısından son derece önemli bir pazar. NBA, bu potansiyelin profesyonel bir lig aracılığıyla daha da büyümesini hedefliyor.
FIBA’nın rolü: FIBA için bu ortaklık, dünya basketbolunun yapılandırılmasında daha merkezî bir konuma gelme fırsatı sunuyor ve kendi organizasyonlarının etkisini artırabilir.
Sportif ve ekonomik etki: Yeni lig, Avrupa kulüplerine ekonomik fırsatlar sunarken yerel basketbol altyapılarını güçlendirme potansiyeli de taşıyor.

NBA ile FIBA, ortak bir Avrupa profesyonel ligi kurma hedefiyle kapsamlı bir plan yürütüyor. Ligin 2027/28 sezonunda başlaması amaçlanıyor; kalıcı ve başarıya dayalı katılım modeliyle işlemesi planlanıyor. Bu girişim, ULEB/EuroLeague ile doğrudan bir rekabet doğurabilir ve Avrupa basketbolunun uzun vadeli organizasyon yapısında önemli değişikliklere yol açabilir. Projenin, 2026 başından itibaren Avrupa kulüpleriyle yapılacak görüşmelerle şekillenmesi bekleniyor.
NBA Avrupa Ligi kurgusu ya da komplosu, Avrupa basketbolu için yararlı mı yoksa zararlı mı olur? Konuya, mevcut veriler ve değerlendirmeler ışığında enine boyuna bakmak gerekiyor.

NBA–FIBA Projesinin Artıları ve Eksileri
Artılar:

    Küresel standart ve yatırım: NBA markası, Avrupa basketboluna güçlü bir vitrin ve yüksek yatırım çekebilir. Bu durum, kulüplerin mali gücünü artırırken salonların, yayın kalitesinin ve pazarlama anlayışının bir üst seviyeye çıkmasını sağlayabilir.

    Başarıya dayalı katılım: FIBA ile birlikte kurgulanan bu model, bazı kulüpler için performansa dayalı olarak lige katılma imkânı sunuyor. Bu durum, daha geniş bir Avrupa coğrafyasına yayılmayı ve yeni yeteneklerin keşfini mümkün kılabilir.

    Gelir paylaşımı ve mali istikrar: NBA tarzı merkezî gelir paylaşımı, kulüpler için daha öngörülebilir ve istikrarlı bir mali yapı oluşturabilir.

Eksiler:

    Avrupa kulüp kimliğine müdahale riski: NBA’nin franchise anlayışı, Avrupa’daki geleneksel kulüp yapıları ve taraftar bağlılığıyla çelişebilir. Bu durum, kimlik sorunu yaratma potansiyeli taşır.

    Yerel ligler ve millî takımlar üzerindeki baskı: NBA destekli yeni bir üst lig, yerel liglerin ve millî takım takvimlerinin geri planda kalmasına ve oyuncu yorgunluğunun artmasına neden olabilir.

    EuroLeague ile bölünme riski: Bu girişim, Avrupa basketbolunda parçalanmaya yol açabilir ve mevcut EuroLeague ekosisteminin istikrarını sarsabilir.

EuroLeague’in Güçlendirilmiş Yapısı
Artılar:

    Avrupa kimliğinin korunması: EuroLeague’in güçlendirilmiş hâli, Avrupa kulüp kültürünü ve tarihî rekabetleri yaşatmaya devam eder.

    Yerel liglerle uyum: Millî takım pencerelerine ve yerel liglere daha saygılı bir yapı, Avrupa basketbol ekosistemini dengede tutabilir.

    Kulüp söz hakkı: Kulüplerin karar alma süreçlerindeki etkinliği korunur ve bağımsızlık duygusu sürer.

Eksiler:

    Küresel yatırım fırsatlarının sınırlı kalması: NBA–FIBA modelinin sağlayabileceği küresel ilgi ve yatırım tam anlamıyla yakalanamayabilir.

    Gelir paylaşımında dengesizlik: EuroLeague’de gelir dağılımı, NBA kadar merkezî ve öngörülebilir olmayabilir.

    Çift başlı rekabet riski: İki ayrı üst düzey ligin oluşması, oyuncu ve kalite bölünmesine yol açabilir.

Sonuç
NBA–FIBA projesi, Avrupa basketbolunu daha küresel ve ticari açıdan güçlü bir noktaya taşıma iddiası taşıyor. Ancak bu iddia, Avrupa’nın yerleşik kulüp kültürü ve taraftar aidiyeti açısından ciddi riskler barındırıyor. EuroLeague’in güçlendirilmiş yapısı ise basketbolun Avrupa’ya özgü kimliğini, dengelerini ve geleneklerini koruma konusunda daha tutarlı bir yol sunuyor.
Son tahlilde mesele, hangi değerin öncelikli olduğunda düğümleniyor. Küresel büyüme mi, yerel kimlik mi?

Bana sorarsanız, eski köye yeni adet getirmenin; Müslüman Mahallesi’nde salyangoz satmanın, pişmiş aşa su karıştırmanın pek de bir âlemi yok. Basket ULEB koluna, FIBA kendi yoluna.