YENİ DÜZEN

Shane Larkin'in sekiz yıllık Anadolu Efes macerasını noktalayıp Fenerbahçe'ye geçişiyle başlayan transfer yazı, Mike James'in Efes'in yeni lideri olmasıyla daha da çarpıcı bir hâl aldı. EuroLeague'e dönüş yapan Beşiktaş'ın NBA patentli DaQuan Jeffries hamlesi, Jonas Valanciunas'ın uzun NBA kariyerinin ardından Zalgiris'le Avrupa'ya dönüşü ve Barcelona'nın Tyrese Martin transferi de yeni sezonun dikkat çeken başlıkları arasında. Ribaund, EuroLeague'de yeni dönemin en çok merak edilen beş transferini mercek altına aldı.

REKORLARIN ADAMI İSTANBUL’DA
MIKE JAMES

EuroLeague tarihinin en skorer oyuncusu, 2024 MVP’si ve Monaco’nun beş yıllık lideri Mike James, kariyerinin yeni durağı olarak Anadolu Efes’i seçti. Shane Larkin’in ayrılığıyla boşalan direksiyona geçen 36 yaşındaki oyun kurucu, Pablo Laso’nun neredeyse sıfırdan kurduğu takımın merkezinde yer alacak. Soru James’in yeteneği değil; hayal kırıklığıyla geçen bir sezonun ardından Efes’i yeniden zirve yarışına taşıyıp taşıyamayacağı.
SİRAC EL
Bazı transferler bir boşluğu doldurmak için yapılır.
Bazıları ise bir takımın yeniden kimlik bulması için.
Anadolu Efes’in Mike James hamlesi ikinci gruba giriyor.
Lacivert-beyazlılar, 2025-26 sezonunu EuroLeague’de beklentilerin oldukça uzağında tamamladı. Sezon ortasında takımın başına geçen Pablo Laso için yaz dönemi ise geçmiş sezonun devamı değil, yeni bir başlangıç anlamına geliyordu.
Sekiz sezon boyunca takımın liderlerinden biri olan Shane Larkin Fenerbahçe’nin yolunu tuttu. Kulübün sembol isimlerinden Rodrigue Beaubois da İstanbul’a veda etti. Efes yalnızca önemli oyuncularını kaybetmedi; yıllardır hücumunun merkezinde bulunan iki ismin ardından yeni bir oyun düzeni kurmak zorunda kaldı.
Geriye büyük bir soru kaldı:
Topu kime vereceksiniz?
Efes’in cevabı, EuroLeague tarihinin en fazla sayı atan oyuncusu oldu.
Monaco’da beş sezon geçiren Mike James ile 1+1 yıllık sözleşme imzalandı. James’in yıllık yaklaşık 3 milyon dolar brüt ücretle EuroLeague’in en yüksek kazanan oyun kurucularından biri olacağı belirtiliyor. Yaz döneminde NBA ihtimali yeniden gündeme geldi, Dubai Basketball ile görüşmeler yaptı, Barcelona ihtimali masaya geldi.
Ancak sonunda rota İstanbul’a çevrildi.
Bu tercih yalnızca James için yeni bir başlangıç değil, Anadolu Efes’in gelecek sezon ne oynamak istediğinin de güçlü bir işareti.
Çünkü lacivert-beyazlılar, Larkin sonrası dönemin direksiyonunu Avrupa basketbolunun en büyük bireysel yeteneklerinden birine teslim etti.
DRAFT GECESİNDEN REKORLAR KİTABINA
Mike James’in hikâyesi, Avrupa basketbolunun en sıra dışı kariyer yolculuklarından biri.
2012 NBA Draftı’nda seçilmeyen Lamar Üniversitesi mezunu guard, profesyonel kariyerine Hırvatistan’da Zagreb formasıyla başladı. Ardından İsrail’de Hapoel Galil Elyon, İtalya’nın alt liglerinde Omegna ve Yunanistan’da Kolossos Rodos geldi.
Bugün EuroLeague tarihinin sayı kralı olan bir oyuncunun kariyerine bu kadar aşağıdan başlamış olması, James’in hikâyesini daha da özel hale getiriyor.
Kırılma noktası 2014 yılında Baskonia ile geldi.
İspanya’da EuroLeague seviyesine adım atan James, kısa sürede atletizmi, bire bir becerisi ve korkusuz oyunuyla dikkat çekti. Ardından Panathinaikos formasıyla iki Yunanistan Ligi şampiyonluğu yaşadı ve iki kez final serisinin MVP’si seçildi.
NBA kapısı da açıldı.
2017-18 sezonunda Phoenix Suns forması giyen James, G League’e gönderilmeden iki yönlü sözleşmeden standart NBA sözleşmesine geçen ilk oyuncu olarak tarihe geçti. Phoenix’in ardından New Orleans Pelicans ve daha sonra Brooklyn Nets deneyimleri geldi.
Ancak NBA, James’in kariyerinde kalıcı bir adres olmaktan çok kısa duraklardan biri olarak kaldı.
Avrupa’da ise bambaşka bir oyuncuya dönüştü.
Milano formasıyla 2018-19 sezonunda 19,8 sayı ortalaması yakalayarak EuroLeague normal sezonunun en skorer oyuncusu oldu. CSKA Moskova’da VTB Ligi şampiyonluğu yaşadı. Monaco’da ise bireysel yeteneğini takım başarısıyla birleştirdiği, kariyerinin en olgun dönemine ulaştı.
Prenslik ekibiyle 2023 ve 2025’te Final Four oynadı. 2025 yılında Monaco’yu kulüp tarihindeki ilk EuroLeague finaline taşıdı. Fransa’da üç lig şampiyonluğu kazandı. 2024 yılında EuroLeague MVP ödülünün sahibi oldu, 2025’te ise “EuroLeague Tarihinin En İyi 25 Oyuncusu” arasına seçildi.
Ardından kariyerinin istatistiksel zirvesi geldi.
EuroLeague’in tüm zamanların en skorer oyuncusu olan James, Kasım 2025’te Nando De Colo’yu geçerek organizasyon tarihinin verimlilik puanı sıralamasında da ilk sıraya yükseldi.
Kısacası Anadolu Efes yalnızca bir yıldız transfer etmedi.
Avrupa basketbolunun son on yılına damga vuran isimlerden birini İstanbul’a getirdi.
HÜCUMUN DİREKSİYONU
Mike James’i özel yapan şey yalnızca sayı üretmesi değil.
Sayıyı nasıl ürettiği.
Perde üzerinden pull-up üçlük, orta mesafede geri çekilerek attığı şutlar, savunmacısını karşısına alıp bire birde yarattığı alan, çembere giderken teması kullanabilmesi…
Savunmanın verdiğini alan, savunma hiçbir şey vermediğinde ise kendi pozisyonunu yaratabilen bir oyun kurucu.
EuroLeague basketbolunda set hücumlarının tıkandığı, rakibin ilk ve ikinci aksiyonu bozduğu, şut saatinin son saniyelere indiği anlar sezon boyunca defalarca yaşanıyor.
Bu anlarda topu kime vereceğiniz, çoğu zaman hücum setinizden daha değerli hale geliyor.
James yıllardır Avrupa basketbolunun bu soruya verdiği en net cevaplardan biri.
Üstelik kariyerinin ilerleyen döneminde oyununu yalnızca skor üzerinden tanımlamaktan çıktı.
Monaco’daki son sezonlarında skorer kimliğinin yanına daha belirgin bir oyun kurucu rolü ekledi. 2025-26 sezonunda EuroLeague’de maç başına 16,4 sayı üretirken 6,5 asistle ligin en fazla asist yapan üçüncü oyuncusu oldu.
Bu sayı Efes açısından belki de attığı basketlerden daha önemli.
Çünkü Pablo Laso’nun ihtiyacı yalnızca maçın son topunu kullanacak bir yıldız değil.
Kırk dakika boyunca takımın hücum yönünü belirleyebilecek, tempoyu kontrol edebilecek, uzunları besleyebilecek ve takım arkadaşlarının güçlü yönlerini ortaya çıkarabilecek bir guard.
James artık bunların tamamını yapabilecek oyun olgunluğuna sahip.
MONACO EKSENİ İSTANBUL’DA
James transferini Anadolu Efes açısından daha da ilginç hale getiren noktalardan biri, yeni kadroda karşılaşacağı tanıdık yüzler.
Efes bu yaz Monaco’dan yalnızca James’i kadrosuna katmadı.
James’in yakın arkadaşlarından biri olarak bilinen genç Fransız guard Matthew Strazel de lacivert-beyazlı formayı giyecek. Sözleşmesi uzatılan Jordan Loyd, James’le birlikte Monaco formasıyla Final Four oynadı. Sakatlığından dönmesi beklenen Georgios Papagiannis de prenslik takımının 2025 Final Four kadrosunun parçalarından biriydi.
Yeni kurulan takımların en büyük problemlerinden biri çoğu zaman yetenek değil, kimyadır.
Oyuncular birbirlerinin alışkanlıklarını öğrenir. Kim hangi anda top ister, hangi uzun perde sonrası potaya devrilir, hangi guard sıkıştığında pası dışarı çıkarır, hangi oyuncu maç sonunda sorumluluğu üzerine alır…
Bunların oturması bazen aylar sürer.
Efes’in ise bu konuda küçük ama önemli bir avantajı var.
James’in hangi anda topu elinde tutacağını, hangi pozisyonda şutu kendisinin kullanacağını ve ne zaman pası bırakacağını bilen oyuncular zaten kadroda olacak.
Dario Saric’in varlığı da James açısından ayrıca önemli.
Dış şut tehdidi bulunan, topla karar verebilen ve oyunu okuyabilen bir dört numara, James’in pick-and-pop oyunlarında en önemli partnerlerinden birine dönüşebilir. Kai Jones ve Bruno Fernando gibi potaya sert devrilebilen uzunlar ise James’in perde üzerinden oynadığı hücumlara farklı bir boyut kazandırabilir.
Kağıt üzerinde James’in önünde ciddi bir hücum menüsü bulunuyor.
Laso’nun basketbol anlayışı da bu yapıyla uyumlu.
İspanyol çalıştırıcı Real Madrid’le iki EuroLeague şampiyonluğuna ulaşırken Sergio Llull, Sergio Rodríguez ve Facundo Campazzo gibi yaratıcı guardlara geniş özgürlük tanıyan, hücumda tempoyu ve karar verme yetkisini oyun kurucularına bırakan bir sistem kurmuştu.
James için bundan daha uygun bir oyun ortamı bulmak kolay değil.
Ancak burada önemli bir denge problemi de ortaya çıkıyor.
Laso, Jordan Loyd’u yalnızca bir skorer olarak değil, oyunu yönlendirebilecek bir guard olarak gördüğünü daha önce açıkça ifade etti. Strazel hem bir hem iki numarada oynayabiliyor. Saric’in de topu eline almak isteyeceği bölümler olacak.
Dolayısıyla yeni Efes’in belki de ilk çözmesi gereken konu şu:
Top kimin elinde ne kadar kalacak?
Bu denge doğru kurulursa Efes, EuroLeague’in en yaratıcı hücumlarından birine dönüşebilir.
Yanlış kurulursa aynı topu isteyen çok fazla oyuncunun bulunduğu bir takıma da dönüşebilir.

36 YAŞIN GERÇEKLERİ
Mike James’in basketbol kalitesi tartışmaya açık değil.
Ancak transferin riskleri de en az potansiyeli kadar gerçek.
İlk konu yaş.
James yeni sezona 36 yaşında başlayacak.
EuroLeague normal sezonu, çift maç haftaları, Play-In ve Play-Off yarışı, Basketbol Süper Ligi, Türkiye Kupası…
Takvim artık yıldız oyuncular için yalnızca yetenek değil dayanıklılık sınavı da anlamına geliyor.
James gibi yıllardır yüksek kullanım oranıyla oynayan, hücumların büyük bölümünde topu elinde tutan ve bire bir üzerinden üretim yapan bir guardın sezonun son bölümüne fiziksel olarak hangi seviyede ulaşacağı Efes açısından kritik olacak.
Bu nedenle James’in dakika yönetimi, Laso’nun sezon boyunca en fazla dikkat edeceği başlıklardan biri olabilir.
Efes’in James’i ekim ayında değil, nisan ve mayıs ayında en iyi halinde tutması gerekiyor.
İkinci soru savunma.
1,83 metrelik boyuyla James hiçbir zaman savunmasıyla tanımlanan bir oyuncu olmadı.
EuroLeague’de rakip takımlar özellikle Play-Off seviyesinde eşleşme aramayı seviyor. James’in savunduğu oyuncuyu perdeye getirmek, uzunlarla değişme yaratmak ya da daha fiziksel guardlarla onu potaya sürmek rakiplerin sık kullanacağı planlardan biri olabilir.
Laso’nun fiziksel olarak güçlü kanat oyuncularına ihtiyaç duyduklarını vurgulaması bu açıdan tesadüf değil.
Efes’in James’i savunmada koruyabilecek bir takım yapısı oluşturması gerekecek.
Üçüncü konu ise duygu kontrolü.
James’in rekabetçiliği kariyerini bu seviyeye taşıyan en önemli özelliklerinden biri.
Sahadaki özgüveni, kritik toplardan kaçmaması ve rakiple kurduğu bire bir rekabet onun basketbol karakterinin parçaları.
Ancak bu enerji zaman zaman kontrol çizgisinin dışına çıkabiliyor.
Monaco’nun geçtiğimiz sezon Olympiacos’a 3-0 kaybettiği Play-Off serisinin ikinci maçında oyundan atılması bunun en yakın örneklerinden biriydi.
James sonrasında sorumluluğu üzerine aldı.
Ancak Anadolu Efes’in ihtiyaç duyduğu lider, yalnızca büyük şutları atan oyuncu değil.
Takımın kontrolünü kaybettiği anlarda sakin kalabilecek oyuncu.
James’in İstanbul’daki sınavlarından biri de bu olacak.

LARKIN’İN GÖLGESİ, İSTANBUL’UN YENİ EŞLEŞMESİ
Mike James’in Efes kariyerinde kaçamayacağı bir karşılaştırma var.
Shane Larkin.
Larkin, Anadolu Efes taraftarı için yalnızca başarılı bir oyuncu değildi.
EuroLeague şampiyonluklarının, unutulmaz maçların ve kulüp tarihinin en başarılı döneminin yüzlerinden biriydi.
Sekiz sezonluk birlikteliğin ardından Larkin’in ayrılması, Efes için yalnızca bir oyuncunun takımdan ayrılması anlamına gelmedi.
Bir dönemin kapanması anlamına geldi.
James ise tam olarak o dönemin ardından açılan boşluğa geliyor.
Üstelik hikâyeyi daha da ilginç hale getiren bir detay var.
İki oyuncu artık aynı şehirde, rakip formalarla sahaya çıkacak.
“EuroLeague Tarihinin En İyi 25 Oyuncusu” listesinde yer alan iki guard, bu sezon İstanbul’un iki büyük kulübünün hücumlarını yönetecek.
Anadolu Efes-Fenerbahçe maçlarının en fazla konuşulacak bireysel eşleşmelerinden biri daha sezon başlamadan belli:
Mike James ve Shane Larkin.
Basketbol açısından bakıldığında iki farklı oyun karakterinin karşılaşması olacak.
Larkin daha patlayıcı, tempoyu yükselten ve ilk adımıyla savunmayı kıran bir guard.
James ise oyunu kendi hızında oynayan, savunmayı okuyan, rakibini istediği eşleşmeye sürükleyen ve hücumun kontrolünü elinde tutan bir yaratıcı.
Ancak Efes taraftarı için bu eşleşmenin duygusal bir tarafı da olacak.
James’in İstanbul’da kabul görmesinin en kısa yollarından biri, Larkin karşısında oynayacağı büyük maçlardan geçebilir.

EKSİK PARÇA: EUROLEAGUE KUPASI
Mike James’in kariyerine bakıldığında neredeyse her şey var.
EuroLeague MVP ödülü.
Sayı krallığı.
Tüm zamanların rekorları.
Lig şampiyonlukları.
Final Four’lar.
Bireysel ödüller.
Ancak kariyer özgeçmişinde hâlâ boş duran bir satır bulunuyor:
EuroLeague şampiyonluğu.
2025 yılında Monaco ile finale kadar geldi.
Kupaya yalnızca kırk dakika uzaklıktaydı.
Ancak karşısında Fenerbahçe vardı ve James kariyerinin en büyük hedeflerinden birine bir kez daha ulaşamadı.
Şimdi kariyerinin son büyük sözleşmelerinden biri için İstanbul’da.
Üstelik takımın başında Real Madrid’le iki EuroLeague şampiyonluğu kazanmış Pablo Laso bulunuyor.
James açısından Anadolu Efes tercihini yalnızca ekonomik ya da sportif bir transfer olarak değerlendirmemek gerekiyor.
Bu aynı zamanda kariyerinin eksik kalan son büyük hedefini tamamlama girişimi.
Anadolu Efes’in beklentisi de benzer ölçüde büyük.
Kulüp, hayal kırıklığıyla geçen sezonun ardından EuroLeague’de yeniden sıradan bir Play-In adayı olmak istemiyor.
Hedef tekrar yukarı çıkmak.
James bu dönüşümün merkezinde yer alacak.
Yaşının getirdiği fiziksel sınırlar doğru dakika yönetimiyle dengelenir, savunmadaki dezavantajları takım yapısıyla kapatılır ve hücumdaki özgürlüğü doğru sınırlar içerisinde tutulursa Efes, sezonun özellikle kritik bölümünde ligin en tehlikeli takımlarından birine dönüşebilir.
Çünkü EuroLeague sezonunun ilk aylarında sistemler konuşulur.
Ocak ve şubatta rotasyonlar konuşulur.
Nisan geldiğinde ise maçlar küçülür.
Alan daralır.
Savunmalar sertleşir.
Şut saati azalır.
Sezonun kaderini bazen bir hücum, bazen tek bir bire bir belirler.
Ve o noktada takımların önünde aynı soru belirir:
Topu kime vereceksiniz?
Anadolu Efes, yeni sezon için cevabını verdi.
Top, Mike James’te.


ARTIK KARŞI TARAFTA
SHANE LARKIN

Anadolu Efes’te sekiz sezon, iki EuroLeague şampiyonluğu ve unutulmaz geceler… Shane Larkin, yıllarca Fenerbahçe’nin karşısında Avrupa’nın en korkulan oyuncularından biri oldu. Şimdi ise sarı-lacivertli formayı giyecek. EuroLeague’in en büyük rekabetlerinden birinde roller değişti, hikâyenin yönü tamamen tersine döndü.

ECE ERGEZ

Sekiz sezon, iki EuroLeague şampiyonluğu, unutulmaz geceler ve sayısız rekor… Shane Larkin, Anadolu Efes’te bir dönemin sembolü oldu. Şimdi ise kariyerinin belki de en sıra dışı bölümünü açıyor. EuroLeague’in son yıllarına damga vuran yıldız, bu kez yıllarca karşısında mücadele ettiği Fenerbahçe formasıyla sahaya çıkacak.
Bazı transferler yalnızca bir oyuncunun takım değiştirmesi değildir. Bazıları, yıllardır yazılan bir hikâyenin yönünü değiştirir.
Shane Larkin’in Anadolu Efes’ten Fenerbahçe’ye transferi de tam olarak böyle bir hamle.
EuroLeague’in son yıllarına damga vuran isimlerden biri, sekiz sezon boyunca formasını giydiği Anadolu Efes’ten ayrıldı ve doğrudan ezeli rakibi Fenerbahçe’nin yolunu tuttu. Sarı-lacivertliler, 33 yaşındaki oyun kurucuyla iki yıllık sözleşme imzalarken Avrupa basketbolunun yaz dönemindeki en dikkat çekici transferlerinden birine imza attı.
Çünkü burada yalnızca yıldız bir oyuncunun takım değiştirmesinden söz etmiyoruz.
Larkin, Anadolu Efes tarihinin en önemli oyuncularından biri. 2018’de İstanbul’a geldiğinde Avrupa’daki hikâyesinin bu kadar büyüyeceğini belki de kimse tahmin etmiyordu. Ancak kısa süre içinde Efes’in yükselişinin merkezindeki isimlerden biri oldu.
2021 ve 2022’de üst üste kazanılan EuroLeague şampiyonluklarında başrol oynadı ve kulübün Avrupa basketbolundaki en başarılı döneminin sembol isimlerinden biri haline geldi.
Sekiz sezon boyunca Efes formasıyla iki EuroLeague, üç Türkiye Ligi, bir Türkiye Kupası ve dört Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandı. Son dört sezonunda takım kaptanlığını da üstlendi.
Fakat Larkin’in hikâyesi yalnızca Efes’le sınırlı değil.
Türkiye Milli Takımı’nın formasını giyen Larkin, 2022 Avrupa Şampiyonası sırasında yaşadığı el sakatlığı nedeniyle turnuvaya erken veda etmiş ve sonrasında ameliyat olmuştu. Bu sakatlık onu yaklaşık iki ay parkelerden uzak tuttu.
Sonraki yıllarda da fiziksel problemler kariyerinin önemli başlıklarından biri haline geldi. 2025-26 sezonunda Bayern Münih karşılaşmasında yaşadığı sol kasık tendon sakatlığı nedeniyle yaklaşık sekiz hafta forma giyememesi bunun son örneklerinden biriydi.
Buna rağmen Larkin, Milli Takım formasıyla da önemli bir başarı yaşadı ve 2025 Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye’nin kazandığı gümüş madalyanın parçalarından biri oldu.
Dolayısıyla Fenerbahçe’nin bu transferinde iki farklı Larkin hikâyesi bir arada bulunuyor.
Bir tarafta EuroLeague’in en özel bireysel performanslarından bazılarına imza atmış, büyük maçların oyuncusu ve iki kez Avrupa şampiyonu olmuş bir yıldız var.
Diğer tarafta ise son yıllarda sakatlıklarla mücadele eden ve 30’lu yaşlarının ortasına yaklaşan bir oyuncu bulunuyor.
Tam da bu nedenle transferin en büyük sorusu şu:
Fenerbahçe, Larkin’in zirvedeki halini mi transfer etti, yoksa yeniden zirveye çıkmasını mı bekliyor?

Zirvenin neye benzediğini herkes biliyor
Larkin’in kariyerindeki zirvenin neye benzediğini anlatmak için çok fazla örneğe gerek yok.
2019 EuroLeague Final Four yarı finalinde rakip Fenerbahçe’ydi.
Larkin o gece 30 sayı, 7 ribaund ve 7 asist üreterek 43 verimlilik puanına ulaştı. Bu performans, EuroLeague Final Four tarihinde bu yüzyılda kaydedilen en yüksek verimlilik puanı olarak kayıtlara geçti.
Efes, Fenerbahçe’yi 92-73 yenerek tarihinde ilk kez EuroLeague finaline yükselirken gecenin başrolünde Larkin vardı.
Finalde ise CSKA Moskova karşısında 29 sayı attı.
Birkaç ay sonra bu kez Bayern Münih karşısında sahneye çıktı. 29 Kasım 2019’da tam 49 sayı üreterek o tarihte EuroLeague’in tek maç sayı rekorunu kırdı.
Larkin artık yalnızca iyi bir oyun kurucu değildi.
Avrupa basketbolunun en korkulan hücum silahlarından birine dönüşmüştü.
Rakip savunmalar onun temposunu düşürmek, üç sayı çizgisinden uzaklaştırmak ve potaya giden yollarını kapatmak için özel planlar hazırlıyordu. Buna rağmen Larkin, yıllarca EuroLeague’in savunması en zor oyuncularından biri olarak kaldı.
Ve şimdi o oyuncu, bu kez Fenerbahçe formasıyla sahaya çıkacak.

En çarpıcı tarafı: Ezeli rakibe transfer
Transferin Avrupa basketbolu açısından asıl dikkat çekici tarafı Larkin’in başka bir EuroLeague takımına gitmesi değil.
Fenerbahçe’ye gitmesi.
Anadolu Efes ile Fenerbahçe arasındaki rekabet artık yalnızca Türkiye sınırları içinde kalan bir rekabet değil. İki kulüp de son yıllarda EuroLeague’in zirvesine çıktı, Final Four oynadı, Avrupa şampiyonluğu kazandı ve kıtanın en güçlü organizasyonlarından ikisi haline geldi.
Larkin ise yıllarca bu rekabetin Efes tarafındaki en önemli yüzlerinden biriydi.
Hatta Efes’in Fenerbahçe’yi eleyerek tarihinde ilk kez EuroLeague finaline yükseldiği 2019 Final Four’un başrol oyuncusu bizzat Larkin’di.
Şimdi aynı oyuncu, yıllarca karşısında oynadığı takımın formasını giyecek.
Bu nedenle Larkin’in Fenerbahçe transferi, Avrupa basketbolunda son yıllarda görülen en çarpıcı takım değişikliklerinden biri olarak öne çıkıyor.
İspanyol basını da transferi sıradan bir kadro hamlesi olarak görmedi. AS, Larkin’in Efes’ten ayrılışını “bir efsaneye veda” şeklinde değerlendirirken Mundo Deportivo transferi Avrupa’daki ezeli rakipler arasında gerçekleşen büyük bir hamle olarak nitelendirdi.
Çünkü İstanbul’da yalnızca forma değişmedi.
Bir dönemin simge isimlerinden biri taraf değiştirdi.

Efes için bir dönemin sonu
Anadolu Efes açısından bakıldığında ise tablo çok daha duygusal.
Larkin’in Efes kariyeri yalnızca istatistiklerden ve kupalardan ibaret değildi.
2018’de başlayan süreçte Efes, EuroLeague’in zirvesine çıktı. Final Four’un sürekli adaylarından biri haline geldi. 2021 ve 2022’de üst üste Avrupa şampiyonluğu kazanırken Larkin, Vasilije Micic ile birlikte dönemin en özel guard ikililerinden birini oluşturdu.
Kulübün Avrupa basketbolundaki kimliği büyük ölçüde o yıllarda şekillendi.
Larkin de bu kimliğin yüzlerinden biri oldu.
Bu nedenle Efes’in 30 Haziran’da yayımladığı veda mesajı sıradan bir ayrılık açıklaması değildi. Kulüp, sekiz yıllık birlikteliğin ardından kaptanına teşekkür ederken aslında kendi tarihindeki en başarılı dönemlerden birine de veda ediyordu.
Ancak profesyonel sporun romantizmi, bütçe ve kadro planlamasının başladığı yerde genellikle fazla uzun yaşamıyor.
Son dönemde yaşanan sakatlıklar Larkin’in sürekliliğini etkiledi. Efes de 2026-27 sezonu öncesinde önemli bir yeniden yapılanmaya gitti ve kadrosunda ciddi değişiklikler yaptı.
Dolayısıyla bu ayrılığı yalnızca “Larkin Fenerbahçe’yi tercih etti” şeklinde okumak tabloyu eksik bırakıyor.
Bir tarafta Efes’in yeni bir yapı kurma kararı vardı.
Diğer tarafta ise Fenerbahçe’nin, sağlıklı kaldığı takdirde hâlâ EuroLeague seviyesinde maçların kaderini değiştirebilecek bir oyun kurucuyu kadrosuna katma isteği.
Sonunda yollar ayrıldı.
Ve Larkin’in yeni adresi Fenerbahçe oldu.

Fenerbahçe ne kazandı?
Larkin transferinin Fenerbahçe açısından değerini yalnızca sayı ortalamalarıyla değerlendirmek mümkün değil.
Sarı-lacivertliler öncelikle EuroLeague’i ezbere bilen bir oyun kurucu kazandı.
Final Four atmosferini yaşamış, final oynamış, iki kez şampiyon olmuş ve kariyerinin en önemli performanslarını Avrupa basketbolunun en büyük sahnelerinde sergilemiş bir oyuncudan söz ediyoruz.
Larkin’in en önemli özelliği ise hâlâ kendi şutunu yaratabilmesi.
Perde çıkışlarında savunmanın vereceği kararı okuyabilen, gerektiğinde potaya gidebilen, geri çekilerek üçlüğünü kullanabilen ve savunmanın bütün dengesini tek bir pozisyonda değiştirebilen bir guard.
EuroLeague’de özellikle son bölümlerde hücumun sıkıştığı maçlarda böyle oyuncuların değeri daha da artıyor.
Fenerbahçe’nin Larkin’den beklentisi de muhtemelen sekiz yıl önceki Larkin’i yeniden yaratmak değil.
Onu sezon boyunca doğru kullanmak.
Dakikalarını kontrol etmek.
Sağlıklı tutmak.
Ve büyük maç geldiğinde topu ellerine bırakmak.
Çünkü sağlıklı bir Shane Larkin’in yapabileceklerini EuroLeague zaten fazlasıyla gördü.

Şimdi sıra parkede
Larkin’in Fenerbahçe’ye transferini özel kılan şey tam da burada yatıyor.
Fenerbahçe yalnızca büyük bir isim transfer etmedi.
Avrupa’nın en önemli kulüplerinden birinin sembol oyuncularından birini, üstelik doğrudan o kulübün en büyük rakibinden aldı.
Transferin gerçek değerini elbette sezon belirleyecek.
Larkin’in sağlık durumu, fiziksel olarak sezonu nasıl geçireceği ve yeni takımındaki rolüne ne kadar hızlı uyum sağlayacağı büyük önem taşıyor.
Ancak sağlıklı ve ritmini bulmuş bir Larkin’in hâlâ EuroLeague seviyesinde maçın kaderini tek başına değiştirebilecek oyunculardan biri olduğu konusunda fazla tartışma yok.
Üstelik bu kez motivasyonu da farklı olacak.
Yıllarca karşısında oynadığı Fenerbahçe taraftarının önüne bu kez sarı-lacivertli formayla çıkacak.
Yıllarca kendisine karşı tribünde yer alan insanların şimdi onu alkışlamasını bekleyecek.
Ve bir gün Anadolu Efes’in karşısına çıkacak.
Belki lacivert-beyazlı tribünlerden alkış alacak.
Belki tepki görecek.
Belki de top eline geldiği anda sekiz yıllık bütün hikâye birkaç saniyeliğine yeniden hatırlanacak.
Çünkü spor bazen tam olarak böyle hikâyeler yazıyor.
Shane Larkin’in Fenerbahçe transferi bu yüzden sadece bir transfer değil.
Bu, Anadolu Efes’in altın döneminin sembol isimlerinden birinin kariyerindeki büyük kırılma.
Sekiz yıl boyunca Efes’in zaferleri için mücadele eden Larkin artık Fenerbahçe’nin başarısı için sahaya çıkacak.
Ve EuroLeague’in yeni sezonunda belki de en fazla merak edilen gecelerden biri, fikstür açıklandığı andan itibaren belli olacak:
Shane Larkin, Fenerbahçe formasıyla Anadolu Efes’in karşısına çıktığında hikâye nasıl devam edecek?

  NBA’İN GÖLGESİNDEN EL IŞIĞINA DAQUAN JEFFRIES
DaQuan Jeffries, kariyerinde ilk kez EuroLeague sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Beşiktaş’ın 13 yıl sonra organizasyona döndüğü sezonda kadroya katılan Amerikalı forvet; atletizmi, savunmadaki çok yönlülüğü ve dış şut potansiyeliyle siyah-beyazlıların en merak edilen parçalarından biri. Jeffries’in NBA’de sınırlı kalan rolünü Avrupa’da ne kadar büyütebileceği, Beşiktaş’ın Play-In yarışındaki kaderini de etkileyebilir.

ARDA AYGAHOĞLU

DaQuan Jeffries’in kariyerini anlatmaya başlamak için en doğru kelime belki de atletizm.
2019 NBA Draftı’nda seçilmeyen Amerikalı oyuncu, profesyonel kariyerinin kapısını fiziksel özellikleriyle açtı. Kolej yıllarında smaç yarışmasını kazanması da patlayıcılığının erken göstergelerinden biriydi. Jeffries; ilk adımı, sıçrama yeteneği, açık sahadaki sürati ve temastan kaçınmayan oyunuyla klasik bir atletik kanat profilinin birçok özelliğini taşıyor.
NBA’de Sacramento Kings, Houston Rockets, Memphis Grizzlies, New York Knicks ve Charlotte Hornets gibi farklı organizasyonlarda forma giyen Jeffries, kariyeri boyunca çoğunlukla tamamlayıcı rollerde kullanıldı. NBA’de yaklaşık 16 dakika süre alırken 4,7 sayı, 2,1 ribaund ve 0,8 asist ortalamaları yakaladı.
Rakamlar ilk bakışta çok parlak görünmeyebilir. Ancak Jeffries’in NBA’deki rolünün hiçbir zaman yüksek kullanım oranına sahip bir hücum oyuncusu olmadığını unutmamak gerekiyor. Süresinin önemli bölümünü maçların sonucunun büyük ölçüde belli olduğu anlarda alan bir oyuncunun gerçek değerini yalnızca NBA istatistikleri üzerinden ölçmek yanıltıcı olabilir.
Bu nedenle Beşiktaş açısından asıl soru Jeffries’in NBA’de ne yaptığı değil, EuroLeague’de kendisine verilecek daha belirgin rolü nasıl kullanacağı olacak.
NBA’de beklentilerin altında kalan ya da rotasyonun arkasında sıkışan birçok oyuncunun Avrupa basketbolunda farklı bir kimliğe bürünebildiğini daha önce defalarca gördük. Ancak EuroLeague, NBA’den daha kolay bir oyun alanı sunmuyor. Daha dar alanlar, daha yoğun yardım savunmaları, set hücumlarının ağırlığı ve her pozisyonun daha büyük önem taşıması adaptasyonu zorlaştırabiliyor.
Jeffries’in hangi tarafa düşeceğini de tam olarak bu adaptasyon süreci belirleyecek.

Savunmada Çok Yönlü Bir Parça
Jeffries’in Beşiktaş’a sağlayabileceği en önemli katkıların başında savunma geliyor.
Fiziksel yapısı sayesinde farklı profillerle eşleşebilen Amerikalı oyuncu, özellikle kanat oyuncularına karşı temas kurabilmesi, perde değişimlerinde ayakta kalabilmesi ve kısa oyuncular karşısında tamamen çaresiz kalmamasıyla değerli bir savunma parçasına dönüşebilir.
Üç numara pozisyonunda bazı uzun forvetler karşısında boy dezavantajı yaşayabilir. Ancak güçlü gövdesi, çabukluğu ve sıçrama yeteneği bu açığın önemli bölümünü kapatıyor. Ribaundlara yaptığı katkı da Jeffries’i yalnızca rakibin kanat skoreriyle eşleşen bir savunmacı olmaktan çıkarıyor.
Bu özelliklerin Dusan Alimpijevic’in savunma anlayışında ciddi bir karşılığı olabilir.
EuroLeague seviyesinde kadronuzda rakibin en önemli dış oyuncusunun karşısına koyabileceğiniz fiziksel bir savunmacının bulunması büyük avantaj. Özellikle elit guard ve kanatların sürekli perde kullandığı bir organizasyonda, değişmeler sonrasında oyunda kalabilen oyuncuların değeri daha da artıyor.
Bu yüzden Jeffries’in sezon boyunca oluşturacağı etkinin önemli bir bölümünün skor kağıdında görünmemesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Bazen 12 sayı atan oyuncudan daha değerlisi, karşısındaki 20 sayılık oyuncuyu 12 sayıda tutandır.
Jeffries’in Beşiktaş’taki görevlerinden biri tam olarak bu olabilir.

Şut Başarısı Belirleyici Olacak
Jeffries’in EuroLeague’deki hücum tavanını belirleyecek en önemli unsur ise üç sayı çizgisinin gerisindeki istikrarı olacak.
G League’de yüzde 40’ın üzerinde üçlük isabeti yakaladığı dönemler, Jeffries’in bu alanda güvenilir bir tehdide dönüşebileceğini gösteriyor. Eğer benzer bir istikrarı EuroLeague seviyesinde de yakalayabilirse, çembere gitme becerisiyle birleşen şut tehdidi savunmalar için ciddi bir problem yaratabilir.
Fakat EuroLeague’de mesele yalnızca boş şutu sokabilmek değil. Savunmaların daha hızlı kapandığı, alanın daha çabuk daraldığı ve her pozisyonun detaylı biçimde analiz edildiği bir seviyede aynı yüzdeleri koruyabilmek kolay olmayacak.
Jeffries bunu başarabilirse hücumdaki değeri ciddi biçimde artar.
Çünkü savunmacı ona mesafe bıraktığında dışarıdan cezalandırabilecek, üzerine agresif çıktığında ise ilk adımı ve fiziksel gücüyle çembere saldırabilecek bir oyuncuya dönüşebilir.
Bu ikilemi yaratabilmesi çok önemli.
Rakip savunma Jeffries’in şutuna saygı göstermek zorunda kalırsa yalnızca kendisi için değil, Beşiktaş’ın ana top yönlendiricileri için de daha geniş hücum koridorları oluşacaktır.

DaQuan Jeffries’in Sınırları
Jeffries’i değerlendirirken atletizmin yarattığı heyecanın bazı eksikleri perdelemesine de izin vermemek gerekiyor.
Amerikalı oyuncu, hücumda sürekli top teslim ederek bire bir üretmesini bekleyebileceğiniz doğal bir yaratıcı değil. Dripling üzerinden kendi şutunu istikrarlı şekilde hazırlaması ve yarı saha hücumunda takım arkadaşları için pozisyon üretmesi oyununun en güçlü tarafları arasında bulunmuyor.
Pull-up şut kullanabiliyor. Çembere hızlı ulaşabiliyor. Fiziksel avantajıyla temas sonrası bitirebiliyor.
Ancak EuroLeague savunmaları ilk penetrasyonu durdurduğunda ikinci kararı doğru verebilmek başka bir mesele.
Özellikle yardım savunmasının geldiği pozisyonlarda pas açısını görmesi, topu gereğinden fazla yerde tutmaması ve top kayıplarını sınırlaması gerekecek.
Bu yüzden Jeffries’i birinci hücum opsiyonuna dönüştürmeye çalışmak yerine üçüncü veya dördüncü skor seçeneği olarak kullanmak daha doğru görünüyor.
Topsuz katları, açık sahadaki koşuları, hücum ribaundlarına saldırması ve savunma dengesiz yakalandığında çembere yönelmesi, yanında oyunu yöneten yaratıcı isimler bulunduğunda çok daha değerli hâle gelebilir.
Jeffries’ten her hücumu yaratmasını istemek yerine sahip olduğu fiziksel avantajları doğru pozisyonlarda kullanmasını sağlamak, Beşiktaş açısından daha verimli bir formül olabilir.

Potansiyelden Etkiye: X Faktör Jeffries
DaQuan Jeffries, Beşiktaş açısından klasik anlamda bir yıldız transferinden çok takımın seviyesini değiştirebilecek bir X faktör görüntüsü veriyor.
Atletizmi, savunma çok yönlülüğü, ribaund katkısı, geçiş hücumlarındaki etkinliği ve dış şut potansiyeli onu EuroLeague için ilgi çekici bir profile dönüştürüyor.
Ancak kağıt üzerindeki özelliklerle EuroLeague parkesinde üretilen etki arasında önemli bir mesafe var. Jeffries’in önündeki esas sınav da bu mesafeyi ne kadar hızlı kapatabileceği olacak.
Şutunu istikrarlı hâle getirir, savunmada beklenen fiziksel sertliği ortaya koyar ve topsuz oyundaki hareketliliğini Alimpijevic’in sistemi içerisinde doğru kullanırsa Beşiktaş’ın sezon boyunca en değerli tamamlayıcılarından birine dönüşebilir.
Özellikle EuroLeague’in hücum gücü yüksek takımlarına karşı rakibin elit skorerlerini yıpratması, istatistiklere doğrudan yansımayan ancak maç kazandırabilecek bir katkı olacaktır.
Beşiktaş’ın 13 yıl aradan sonra EuroLeague’e döndüğü sezonda Jeffries de kariyerinin ilk EuroLeague deneyimini yaşayacak. Dolayısıyla iki taraf için de bilinmeyenlerin fazla olduğu yeni bir başlangıç söz konusu.
Jeffries konusunda asıl soru yetenek sahibi olup olmadığı değil. Bu yeteneklerini Avrupa basketbolunun farklı ritmine, taktik disiplinine ve fiziksel mücadelesine ne kadar hızlı aktarabileceği.
Bunu başarırsa Beşiktaş yalnızca NBA geçmişi olan atletik bir forvet kazanmış olmayacak. EuroLeague seviyesinde rakibin dengesini değiştirebilecek gerçek bir X faktör kazanacak.

DEV EVE DÖNDÜ
JONAS VALANCIUNAS

Fenerbahçe Beko’nun hızlı hamleleri, Panathinaikos’un yıldızlarla dolu kadrosu, Olympiakos’un transferleri ve Avrupa’nın dört bir yanında yaşanan hareketlilik derken yazın en büyük bombası Litvanya’dan geldi. NBA’de 14 sezon ve 1000’in üzerinde maçlık kariyeri geride bırakan Jonas Valanciunas, ülkesine dönerek Zalgiris Kaunas’a imza attı. Geçen yaz Panathinaikos’un kapısından dönen Litvanyalı devin bu kez EuroLeague’e gerçekten dönmesi, yalnızca Zalgiris’in değil tüm Avrupa basketbolunun dengelerini değiştirebilecek bir hamle.

ALİ BARUTÇUOĞLU

Bu yaz EuroLeague transfer piyasası oldukça hareketli geçti.
Fenerbahçe Beko hızlı ve üst düzey hamlelerle kadrosunu güçlendirdi.
Monaco ve ASVEL’de önemli gelişmeler yaşandı.
Mike James’in Anadolu Efes ile buluşması gündemin en büyük başlıklarından birine dönüştü.
Panathinaikos, Zeljko Obradovic yönetiminde zaten çok güçlü olan kadrosuna yeni yıldızlar ekledi.
Son şampiyon Olympiakos, Montero hamlesiyle dikkat çekerken Thomas Walkup’ın ayrılığıyla yeni bir döneme girdi.
Bütün bunların arasında Avrupa basketboluna asıl büyük bomba ise Litvanya’dan düştü.
Jonas Valanciunas, Zalgiris Kaunas’a transfer oldu.
Geçtiğimiz yaz Panathinaikos, Litvanyalı pivotu Avrupa’ya döndürmek için son ana kadar uğraşmış ancak transfer gerçekleşmemişti.
Bu nedenle Valanciunas’ın NBA’den ayrılmasının ardından Avrupa’nın dev kulüplerinin onun için sıraya girmesi beklenebilirdi.
Türk, İspanyol, İtalyan ve Yunan takımlarının rahatlıkla ilgisini çekebilecek bir oyuncudan bahsediyoruz.
Fakat Valanciunas herkesi şaşırtan bir karar verdi.
Avrupa’nın en büyük bütçelerinden birine değil, ülkesine döndü.
Zalgiris’i seçti.
Ve belki de transferin hikâyesini bu kadar güzel yapan şey tam olarak bu.

Utena’dan NBA’e Uzanan 14 Yıllık Yol
1992 yılında Utena’da doğan Jonas Valanciunas’ın profesyonel basketbol yolculuğu Perlas ile başladı.
Ardından Lietuvos Rytas’a geçti ve Avrupa basketbolunun dikkat çeken genç uzunlarından biri hâline geldi.
2010-11 sezonunda henüz çok genç yaşta EuroLeague sahnesine çıktı.
15 karşılaşmada 7,7 sayı, 5,8 ribaund ve 9,7 verimlilik puanı ortalamalarıyla mücadele etti.
Rakamlar bugün baktığımızda mütevazı görünebilir.
Ancak o dönemde karşımızda fiziksel gelişimini henüz tamamlamamış, genç yaşına rağmen Avrupa’nın en yüksek seviyesinde süre alabilen son derece özel bir pivot vardı.
NBA de bunu kısa sürede gördü.
Valanciunas, 2011 NBA Draftı’nda ilk turun 5. sırasında Toronto Raptors tarafından seçildi.
Bir Avrupalı uzun için başlı başına büyük bir başarıydı.
2012’de başlayan NBA macerası ise tahmin edilenden çok daha uzun sürdü.
Tam 14 sezon.

NBA’de 1000 Maçlık Kariyer
Valanciunas NBA’deki ilk yedi sezonunu Toronto Raptors formasıyla geçirdi.
Kanada’da genç bir projeden ligin en güvenilir pivotlarından birine dönüştü.
Pota altında fiziksel gücü, ribaund sezgisi, yumuşak elleri ve bitiriciliğiyle her sezon daha önemli bir oyuncu hâline geldi.
2018-19 sezonunun ortasında Memphis Grizzlies’e takas edildi.
Memphis’te geçirdiği dönemin ardından 2021’de New Orleans Pelicans’a geçti ve üç sezon boyunca Pelicans pota altının temel parçalarından biri oldu.
2024-25 sezonuna Washington Wizards’ta başladı.
Sezon içerisinde Sacramento Kings’e takas edilerek başka bir Litvanyalı yıldız, Domantas Sabonis ile aynı formayı giydi.
Ardından Denver Nuggets’a geçti ve NBA’deki son sezonunu burada tamamladı.
Ortaya çıkan kariyer tablosu gerçekten etkileyici.
1002 normal sezon karşılaşması.
Maç başına: 12,8 sayı. 9 ribaund. 1,4 asist. 0,4 top çalma.
 Bir pivotun 14 sezon boyunca NBA rotasyonunda kalması zaten başlı başına önemli.
Bunu 1000 maç sınırını aşarak ve kariyerinin önemli bölümünde ilk beş oyuncusu olarak yapmak ise Valanciunas’ın istikrarını gösteriyor.
Play-Off sahnesinde de 62 karşılaşmaya çıktı.
Bu maçlarda 12,5 sayı, 9,6 ribaund, 1,1 asist, 0,4 top çalma ve 0,8 blok ortalamaları yakaladı.
Yani normal sezondaki üretimini Play-Off’larda da büyük ölçüde korumayı başardı.

Kariyerin Eksik Parçası: Büyük Kupa
Valanciunas’ın bireysel kariyeri oldukça güçlü.
Ancak aynı şeyi takım başarıları açısından söylemek kolay değil.
Bazen bir oyuncunun hangi dönemde hangi takımda bulunduğu kariyer hikâyesini tamamen değiştirebilir.
Valanciunas bunun iyi örneklerinden biri.
Toronto’da yıllarca mücadele etti ancak Raptors’ın şampiyon olduğu sezonda takımdan ayrılmıştı.
Denver’a ise Nuggets’ın şampiyonluk döneminin ardından geldi.
NBA’de uzun yıllar kaliteli takımlarda oynasa da kariyerine bir NBA şampiyonluğu ekleyemedi.
Avrupa’da da henüz EuroLeague kupası kaldırmış değil.
Bu nedenle kariyerinin sonunda Avrupa’ya dönüşü aslında başka bir fırsatı beraberinde getiriyor.
Ancak burada doğal bir soru ortaya çıkıyor:
Neden Zalgiris?
Valanciunas’ın daha güçlü EuroLeague şampiyonluk adaylarından teklif alıp almadığını bilmiyoruz.
Belki aldı.
Belki Zalgiris tercihi tamamen ülkesine dönme arzusuydu.
Belki kariyerinin son bölümünü Litvanya basketboluna bir şeyler bırakarak geçirmek istedi.
Sebebi ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç oldukça romantik.
NBA’de 1000 maç oynadıktan sonra Avrupa’ya dönen bir yıldız, kariyerinin son büyük bölümünü ülkesinin en önemli basketbol markasında geçirecek.
Ama romantizmi bir kenara koyduğumuzda sportif gerçeklik biraz daha farklı.

Zalgiris İçin Oyunun Kurallarını Değiştiren Transfer
Zalgiris Kaunas geçtiğimiz sezon önemli oyuncularıyla ciddi bir rekabet seviyesi yakaladı.
Ancak yeni sezonda kadrodaki bazı önemli kayıpların ardından ortaya çıkan boşluğun doldurulması gerekiyordu.
Valanciunas transferi işte tam burada devreye giriyor.
Zalgiris yalnızca kaliteli bir pivot almadı.
Takımın bütün hiyerarşisini değiştirebilecek bir yıldız aldı.
EuroLeague’de rakiplerin Zalgiris’e karşı hazırladığı savunma planı artık Valanciunas üzerinden şekillenmek zorunda.
Çünkü Litvanyalı uzun klasik anlamda yalnızca perde yapan, ribaund alan ve pota altında bitiren bir pivot değil.
Post-up oynayabiliyor.
Temas sonrası bitirebiliyor.
Hücum ribaundlarında büyük tehdit yaratıyor.
Kısa devrilmelerde doğru kararlar verebiliyor.
Orta mesafeden cezalandırabiliyor.
Ve NBA’de yıllar boyunca kendisinden daha atletik uzunlarla mücadele ederek ciddi bir fiziksel tecrübe kazandı.
EuroLeague’de birçok takım için Valanciunas’ın fiziksel gücüne bire bir cevap verebilecek pivot bulmak kolay olmayacak.
Özellikle yarı saha basketbolunda Zalgiris’in gerektiğinde topu doğrudan ona indirerek hücum üretme şansı bulunacak.
Bu, sıkışan maçlarda büyük avantaj.

Ama EuroLeague İsimle Kazanılmıyor
Bütün bunlara rağmen Valanciunas transferini Zalgiris’i otomatik olarak Final Four favorisi hâline getiren bir hamle olarak görmek doğru olmaz.
EuroLeague artık bunu affetmeyen bir organizasyon.
İlk beşiniz ne kadar güçlü olursa olsun sezon özellikle nisan ayından itibaren bambaşka bir seviyeye geliyor.
Rotasyon derinliği gerekiyor.
Farklı oyun planları gerekiyor.
Savunmada çeşitlilik gerekiyor.
Play-Off tecrübesi gerekiyor.
Ve en önemlisi, yıldız oyuncunuzun etrafındaki kadronun onun güçlü taraflarını doğru kullanması gerekiyor.
Valanciunas olağanüstü bir bireysel kariyere sahip olabilir.
Ama EuroLeague’de her gece farklı bir basketbol problemiyle karşılaşacak.
Bir gece karşısında fiziksel bir pivot olacak.
Ertesi maç beş numaradan üçlük atan bir uzun gelecek.
Başka bir maç sürekli ikili oyun savunmasına çekilecek.
Bir başka rakip onu kısa oyuncularla eşleştirerek alan savunmaya zorlayacak.
Valanciunas’ın Avrupa’ya dönüşündeki gerçek sınav da burada başlayacak.

En Büyük Soru: Fiziksel Durumu
34 yaşındaki bir oyuncudan ve 14 NBA sezonundan bahsediyoruz.
Bu nedenle Zalgiris açısından en önemli soru yalnızca Valanciunas’ın ne kadar kaliteli olduğu değil.
Vücudunun ne durumda olduğu.
NBA’in uzun sezonları kolay değil.
Normal sezon.
Seyahatler.
Play-Off mücadeleleri.
Temas.
Sakatlıklar.
1000’i aşan karşılaşmanın vücutta bıraktığı yük doğal olarak önemli.
Özellikle pivot pozisyonunda oynayan, kariyerini fiziksel temas üzerinden kurmuş bir oyuncu için dizlerin, ayak bileklerinin ve genel atletizmin hangi seviyede olduğu çok önemli.
Bugün Valanciunas’ın 25 yaşındaki hâlini beklemek gerçekçi değil.
Ama buna ihtiyacı da olmayabilir.
EuroLeague’de başarılı olmak için NBA atletizminin zirvesinde bulunması gerekmiyor.
Basketbol zekâsı, fiziksel gücü, pozisyon bilgisi ve ribaund sezgisi hâlâ elit seviyedeyse Avrupa’da çok ciddi fark yaratabilir.

Bjelica mı, Fournier mi?
NBA’den Avrupa’ya dönen yıldızlar konusunda artık yeterince örneğimiz var.
Bazıları eski seviyesini bulmakta zorlanıyor.
NBA’de yıllarca oynadıktan sonra Avrupa’ya dönen Nemanja Bjelica örneğinde bunu gördük.
Vücut artık eski seviyesinde olmadığında isim ne kadar büyük olursa olsun parkede karşılığını almak kolay değil.
Diğer tarafta Avrupa’ya döner dönmez oyuna ağırlığını koyan, yeteneğini EuroLeague seviyesine hızla adapte eden yıldızlar da var.
Valanciunas için soru tam olarak bu iki uç arasında.
Nasıl dönecek?
NBA’den geriye düşmüş, kariyerinin son kontratını oynamaya gelen bir yıldız mı izleyeceğiz?
Yoksa NBA’de hâlâ rotasyon oyuncusu olabilecek seviyedeyken Avrupa’ya dönüp fiziksel üstünlüğüyle rakip uzunları domine eden bir Valanciunas mı?
İkinci senaryo gerçekleşirse Zalgiris’in sezonu bambaşka bir yere gidebilir.

NBA Tecrübesinden Daha Değerlisi: Milli Takım
Valanciunas’ın EuroLeague açısından önemli avantajlarından biri de Avrupa basketboluna tamamen yabancı olmaması.
14 yıl NBA’de oynamış olabilir ama Litvanya Milli Takımı sayesinde FIBA basketbolundan hiçbir zaman kopmadı.
Avrupa Şampiyonaları.
Dünya Kupaları.
Olimpiyatlar.
Yıllarca Litvanya formasını giyerek Avrupa basketbolunun farklı kuralları ve oyun yapısıyla temasını korudu.
Bu nedenle NBA’den gelen bazı Amerikalı oyuncular gibi tamamen farklı bir basketbol dünyasına girmeyecek.
Sahayı biliyor.
Atmosferi biliyor.
Avrupa’daki fiziksel oyunu biliyor.
Ve en önemlisi Litvanya basketbolunun ne anlama geldiğini herkesten iyi biliyor.
Zalgiris formasının ülkedeki ağırlığını ona anlatmaya kimsenin ihtiyacı yok.
Bu da adaptasyon süresini ciddi şekilde kısaltabilir.

Zalgiris’in Tavanını Ne Kadar Yükseltebilir?
Valanciunas transferi Zalgiris’in tabanını kesinlikle yukarı çekiyor.
Ama asıl mesele tavanı.
Litvanyalı yıldız sağlıklı kalır ve eski fiziksel gücünün büyük bölümünü korursa Zalgiris, özellikle iç sahada EuroLeague’in en zor rakiplerinden birine dönüşebilir.
Kaunas zaten Avrupa’nın en özel basketbol atmosferlerinden birine sahip.
Şimdi o taraftarın önüne ülkenin son 15 yıldaki en önemli basketbol yıldızlarından biri çıkacak.
Bunun psikolojik etkisini de küçümsememek gerekiyor.
Valanciunas’ın her ribaundu, her fiziksel mücadelesi ve her kritik basketi salonun enerjisini artıracaktır.
Ama Final Four veya EuroLeague şampiyonluğu konuşmak için yalnızca Valanciunas yetmez.
Zalgiris’in sezon içerisinde başka oyunculardan da yüksek katkı alması gerekecek.
Çünkü EuroLeague kupaları yıldız transferleriyle değil, yıldızların etrafında doğru takım kurularak kazanılıyor.

Avrupa’nın İhtiyaç Duyduğu Transfer
Valanciunas transferinin benim için en değerli taraflarından biri ise yalnızca Zalgiris ile ilgili değil.
Avrupa basketbolu uzun süredir önemli bir problem yaşıyor.
En büyük yıldızlar NBA’e gidiyor.
Genç yetenekler daha erken yaşlarda Amerika’nın yolunu tutuyor.
EuroLeague kulüpleri giderek aynı oyuncu havuzu içerisinde dönmeye başlıyor.
Gerçek anlamda kıtaya heyecan getirecek yıldızların sayısı azalıyor.
İşte bu nedenle Jonas Valanciunas gibi bir oyuncunun dönüşü önemli.
NBA’de 1000’den fazla maça çıkmış, ülkesinin basketbol ikonlarından biri olmuş, hâlâ üst düzey basketbol oynayabilecek bir pivotun EuroLeague’e dönmesi organizasyonun marka değeri açısından da çok kıymetli.
Onu Kaunas’ta izlemek Litvanyalılar için başka bir anlam taşıyacak.
Deplasmanda karşısına çıkan taraftarlar için başka.
Ama herkes için ortak bir tarafı var:
EuroLeague’e yeni bir hikâye geliyor.

Evine Hoş Geldin Jonas
Valanciunas kariyerinin büyük bölümünü Atlantik’in diğer tarafında geçirdi.
Utena’dan çıktı.
Vilnius’ta kendisini gösterdi.
Toronto’da büyüdü.
Memphis, New Orleans, Washington, Sacramento ve Denver’dan geçti.
1000’den fazla NBA maçına çıktı.
Dünyanın en iyi uzunlarına karşı oynadı.
Şimdi 14 yıl sonra başladığı yere, Avrupa basketboluna geri dönüyor.
Üstelik ülkesinin en büyük basketbol markalarından birinin formasıyla.
Belki Zalgiris ile EuroLeague kupasını kazanamayacak.
Belki bu transfer Kaunas’ı Final Four’a taşımaya yetmeyecek.
Ama bazen basketbol hikâyelerini yalnızca kupalar üzerinden değerlendirmemek gerekiyor.
Litvanya’nın yetiştirdiği en büyük yıldızlardan biri, kariyerinin son büyük bölümünü kendi ülkesinin basketboluna veriyor.
Bu bile başlı başına güzel bir hikâye.
Avrupa basketbolunda yıldız havuzunun her geçen sezon biraz daha daraldığı bir dönemde Valanciunas’ın dönüşü hepimiz için heyecan verici.
Bu sezon Kaunas’ta yalnızca yeni bir pivot olmayacak.
Bir NBA yıldızı eve dönmüş olacak. Avrupa’ya, EuroLeague’e ve evine hoş geldin Jonas.


NBA’DEN BARCELONA’YA
TYRESE MARTIN’İN YENİ SINAVI

Barcelona, yeni sezonda şampiyonluk hedefi doğrultusunda kadrosunu yeniden şekillendirirken NBA’den önemli bir hamle yaptı. Katalan ekibinin Avrupa basketboluna kazandırdığı Tyrese Martin; dış şut tehdidi, atletizmi ve birden fazla pozisyonda görev yapabilme özelliğiyle yeni yapılanmanın dikkat çeken parçalarından biri olacak.

HÜSEYİN DEMİR

EuroLeague’in en köklü kulüplerinden Barcelona, 2026-2027 sezonuna yalnızca birkaç oyuncu değişikliğiyle değil, yeni bir basketbol anlayışı oluşturma hedefiyle hazırlanıyor. Son yıllarda beklentilerin gerisinde kalan Katalan ekibi, yeniden Avrupa’nın zirvesine çıkabilmek için teknik kadrodan oyuncu grubuna kadar uzanan kapsamlı bir değişim sürecine girdi.
Xavi Pascual’ın Dubai’ye gitmesinin ardından takımın başına Slovenya Milli Takımı Başantrenörü Aleksander Sekulic getirildi. Barcelona yönetiminin tercihi, yeni sezon için nasıl bir takım oluşturmak istediğine dair de önemli ipuçları veriyor.
Sekulic’in planlamasında atletizmi yüksek, savunmada farklı eşleşmelere cevap verebilen, hücumda ise birden fazla görevi yerine getirebilen oyuncular önemli yer tutuyor. Barcelona’nın yaz döneminde yaptığı hamlelere bakıldığında da kadronun bu anlayış doğrultusunda şekillendirildiği görülüyor.
Bu yapılanmanın en merak edilen isimlerinden biri ise Tyrese Martin.

NBA’DEN AVRUPA’YA UZANAN YOL
27 yaşındaki ABD’li oyuncu, kariyerinde ilk kez Avrupa basketbolunda forma giyecek. NBA’de Atlanta Hawks, Brooklyn Nets ve Philadelphia 76ers kadrolarında yer alan Martin, toplam 122 karşılaşmada sahaya çıktı.
Martin’in NBA kariyerinde en fazla öne çıktığı dönemlerden biri 2024-2025 sezonunda Brooklyn Nets formasıyla geldi. 60 maçta görev alan ABD’li kanat, 8.7 sayı ve 3.7 ribaund ortalamaları yakalarken üç sayı çizgisinin gerisinden yüzde 35.1 isabet oranına ulaştı.
NBA’de yıldız rolüne çıkmasa da kendisine verilen dakikalarda özellikle şut tehdidi, fiziksel özellikleri ve enerjisiyle değer üretebildi. Barcelona’nın Martin transferindeki beklentisi de oyuncuyu yüksek kullanım oranına sahip bir skorere dönüştürmekten çok, takımın ihtiyaç duyduğu alanlarda etkili olabilecek çok yönlü bir parçaya sahip olmak.
Avrupa basketbolunun daha dar alanları, daha yoğun yarı saha savunmaları ve farklı tempo anlayışı Martin için yeni bir sınav olacak. NBA’den EuroLeague’e gelen birçok oyuncunun yaşadığı adaptasyon sürecini onun da ne kadar hızlı aşabileceği, sezon içerisindeki rolünü doğrudan belirleyebilir.

SEKULIC’İN ELİNDE ÇOK YÖNLÜ BİR PARÇA
Tyrese Martin’i Barcelona açısından değerli kılan özelliklerin başında pozisyon çeşitliliği geliyor. Asıl olarak kanat rotasyonunda görev yapması beklenen Martin, ihtiyaç halinde arka alanda da sorumluluk üstlenebilecek fiziksel ve teknik özelliklere sahip.
Bu durum Sekulic’e özellikle beş tercihlerinde önemli bir esneklik sağlayabilir.
Martin’in dış şut tehdidi, Barcelona’nın yarı saha hücumunda alan açmasına yardımcı olabilecek en önemli özelliklerinden biri. Top elinde olmadan oynayabilmesi, köşelerde şut tehdidi oluşturması ve savunmanın boş bıraktığı alanları değerlendirebilmesi, yıldız oyuncuların etrafında tamamlayıcı rol üstlenmesini kolaylaştırıyor.
Ancak Martin’i yalnızca dış şut üzerinden değerlendirmek eksik olur.
Atletizmi sayesinde açık sahada etkili olabilen ABD’li oyuncu, kanattan yaptığı koşularla geçiş hücumlarına katkı sağlayabiliyor. Fiziksel yapısı ribaundlarda da takımına yardımcı olmasına imkân tanırken savunmada farklı oyuncularla eşleşebilmesi, EuroLeague seviyesinde değerini artırabilecek bir başka unsur.
Barcelona açısından asıl soru, Martin’in bireysel özelliklerinden çok bunları Avrupa basketboluna ne kadar hızlı taşıyabileceği.
NBA’de daha geniş alanlarda oynayan ve atletizmini kullanabileceği pozisyonları daha sık bulan Martin, EuroLeague’de daha fazla yarı saha basketboluyla karşılaşacak. Savunmaların temas seviyesinin ve taktik disiplininin yükseldiği bu ortamda doğru şut seçimi, topsuz hareketlilik ve karar verme kalitesi çok daha önemli hale gelecek.
Sekulic’in Martin’den beklentisi de muhtemelen burada başlayacak.

İLK SİNYAL HAZIRLIK MAÇINDAN
Yeni takımıyla ilk sınavlarını hazırlık döneminde veren Martin, Andorra karşısındaki performansıyla dikkat çekti. Barcelona’nın 88-84 kazandığı mücadelede 18 sayı üreten ABD’li oyuncu, hücumdaki potansiyelini daha sezon başlamadan göstermeyi başardı.
Elbette hazırlık maçlarından kesin sonuçlar çıkarmak için henüz erken. Takımların rotasyonlarını denediği, oyuncuların fiziksel seviyelerini yükseltmeye çalıştığı ve sistemlerin henüz tam anlamıyla oturmadığı bu dönemde skorların ve bireysel performansların anlamı sınırlı kalıyor.
Ancak Martin açısından önemli olan, yeni basketbol ortamında çekingen bir başlangıç yapmaması.
NBA’den Avrupa’ya gelen oyuncuların önemli bölümünde ilk haftalarda oyunun temposuna ve hakem standardına uyum problemi görülebiliyor. Martin’in hazırlık döneminde hücumda sorumluluk almaktan kaçınmaması ve şutlarını tereddüt etmeden kullanması, Barcelona adına olumlu işaretlerden biri.
Asıl sınav ise EuroLeague başladığında gelecek.
Her pozisyonun değer kazandığı, rakiplerin oyuncuların zayıf yönlerini doğrudan hedef aldığı ve maçların büyük bölümünün yarı saha üzerinden oynandığı EuroLeague’de Martin’in karar verme kalitesi, savunmadaki devamlılığı ve şut yüzdesi çok daha ciddi şekilde test edilecek.

ROLÜ YILDIZ OLMAKTAN FAZLASINI ANLATACAK
Barcelona kadrosunda Martin’den her maç 20 sayı üretmesi beklenmeyecek. Zaten transferin değerini belirleyecek nokta da bu değil.
Katalan ekibinin uzun sezon boyunca ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, farklı maç senaryolarında kullanılabilecek güvenilir oyuncular olacak. Martin’in bir gece dış şutuyla, başka bir gece savunmasıyla, başka bir karşılaşmada ise ribaund ve enerjisiyle oyuna etki edebilmesi onu rotasyonda değerli hale getirebilir.
EuroLeague sezonunda çift maç haftaları, İspanya Ligi fikstürü ve yaşanabilecek sakatlıklar düşünüldüğünde kadro derinliği şampiyonluk yarışının en önemli başlıklarından biri olacak. Martin’in çok yönlülüğü de Barcelona’nın sezon boyunca elini rahatlatabilecek özelliklerden.
Özellikle fiziksel mücadele seviyesi yükseldiğinde atletizmini savunmaya aktarabilirse Sekulic’in güvendiği isimlerden biri haline gelmesi şaşırtıcı olmaz.
Çünkü Barcelona’nın yeni yapılanmasında yalnızca hücum yeteneği değil, oyuncuların farklı görevleri yerine getirebilmesi de önemli olacak.

BARCELONA’NIN ŞAMPİYONLUK HESABI
Barcelona için 2026-2027 sezonunda hedef konusunda herhangi bir belirsizlik yok. İspanya Ligi’nde ve EuroLeague’de yeniden şampiyonluk yarışının merkezinde olmak isteyen Katalan ekibi, yeni teknik kadrosu ve değişen oyuncu grubuyla eski gücünü yeniden yakalamaya çalışıyor.
Tyrese Martin transferi de bu planın belki en gösterişli değil ama en merak uyandıran parçalarından biri.
NBA’den Avrupa’ya gelen oyuncular için ilk sezon her zaman ayrı bir hikâye barındırıyor. Bazıları EuroLeague basketboluna kısa sürede adapte olup fark yaratırken bazıları NBA’deki oyun alışkanlıklarını Avrupa’ya taşımakta zorlanabiliyor.
Martin’in önündeki sınav da tam olarak burada.
Dış şut yüzdesini koruyabilmesi, atletizmini savunmaya yansıtması, topsuz oyunda doğru pozisyonları bulması ve Barcelona’nın yıldızlarıyla birlikte oynarken topa ihtiyaç duymadan etkili olabilmesi halinde Katalan ekibinin sezon içerisindeki önemli kozlarından birine dönüşebilir.
Barcelona’nın yeni döneminde sahne büyük, beklenti yüksek.
Tyrese Martin için ise Avrupa kariyerinin ilk sayfası daha yeni açılıyor.