SARAS ÇAĞI MI BAŞLIYOR?
Sarunas Jasikevicius, Fenerbahçe Beko'da yalnızca bir kupa kazanma kültürünü değil; klasik Avrupa basketbolu ile modern oyunu sentezleyen güçlü bir yapı inşa etti. Sahadaki denge, kulübedeki liderlik ve soyunma odasındaki güven, yeni bir dönemin kapısını aralıyor olabilir.
ALİ BARUTÇUOĞLU
Fenerbahçe Beko’nun Litvanyalı başantrenörü Sarunas Jasikevicius, Zalgiris Kaunas ile çıktığı ilk EuroLeague maçından bu yana sahaya koyduğu duruşla “özel” olduğunu hissettiren bir figür oldu. Yaklaşımı, oyuncularıyla kurduğu ilişki, detaylara verdiği önem ve sürdürülebilir başarı anlayışıyla grafik çizerek adım adım zirveye yürüdü.
Zeljko Obradović nasıl çalıştırdığı her takımı Avrupa basketbolunun zirvesine taşıyan bir efsaneye dönüştüyse, Saras da Zalgiris Kaunas, Barcelona ve Fenerbahçe Beko ile Final Four seviyesini yakalamayı başardı. Bu yolculuk, Fenerbahçe Beko adına EuroLeague kupasıyla taçlandı. Genç sayılabilecek yaşına rağmen ortaya koyduğu olgunluk, vizyon ve enerji bizi bambaşka bir hikâyeye doğru taşıyor.
Avrupa basketbolunu yakından takip edenler bilir: Bu kıtada mücadele kadar hikâye, hikâye kadar mitler önemlidir. Saras da kuzeyden gelen bir süper kahraman edasıyla; duruşu, samimiyeti ve başarılarıyla Avrupa basketbolunun yeni mitlerinden birine dönüşme yolunda ilerliyor. Peki onu farklı kılan ne?
Modern basketbol; fizik gücü yüksek, birden fazla pozisyonu oynayabilen, tempoyu artırabilen ve sürekli skor üretebilen oyuncular üzerine kurulu. Sahada büyük kalırken hızlı ayaklara, sert savunmaya ve doğru yerleşime ihtiyaç var. Hücumda kadife bileklerle şut atılırken savunmada aynı eller demir pençeye dönüşüyor. Yetenek seviyesi yüksek oyuncular MVP performansları sergilese de bireysel oyundan çok takım kazanımına odaklanıyor.
İşte bu gerekliliklerin tamamını Saras’ın Fenerbahçe’sinde görmek mümkün. Kadro mühendisliğinde net şutu olan, savunma yapabilen, atletik ve farklı pozisyonları savunabilecek oyuncular tercih edildi. Nigel Hayes-Davis gibi bir yıldız olmasına rağmen Final Four’da Baldwin, Hall, Tarık Biberović, Khem Birch katkıları ve McCollum’un kritik anlarda verdiği “hayat öpücükleri” kupanın anahtarı oldu.
Sezon başında Baldwin, Skylar Mays, Wilbekin (tüm sezon sakat) ve Hall’la kurulan guard rotasyonu ciddi eleştiriler almıştı. Saras ise bildiğinden şaşmadı. Skylar Mays’le yolları ayırmaktan çekinmedi, 35 yaşındaki McCollum’u takıma katmaktan geri durmadı. Wilbekin’in olmadığı denklemde Marko Gudurić’ten de guard katkısı alarak çözüm üretti.
Forvet rotasyonunda da benzer bir esneklik tercih edildi. Şut tehdidi olan, atletik ve savunma katkısı yüksek isimlerle tabana yayılan bir performans yakalandı. Uzun rotasyonunda Melli ve Birch’i akıllıca kullanarak veteran pivotlarını koruyan Saras, çoğu zaman kısa beşlerle oynamaktan da çekinmedi. Sonuç olarak neredeyse tüm takım, şut tehdidiyle birlikte savunma ve saha içine doğru yerleşme becerisini sundu.
Saras’ın farkı belki de burada ortaya çıkıyor: Klasik Avrupa basketbolu ile NBA dinamiklerini sentezleyerek kendi oyun kimliğini oluşturması. Oyunculara geçmişe kıyasla daha fazla özgürlük tanırken set disiplini, savunma sertliği ve oyun farkındalığından asla ödün vermiyor. Yıldız isimlere dahi sınırsız süreler tanımadan rotasyonu diri tutuyor. Zaman zaman NBA vari değişiklikler yapsa da oyunun özü hiçbir zaman kontrolden çıkmıyor. İzlenen şey, klasik ile modernin dengeli bir birleşimi.
Saha dışındaki liderliği ise bu hikâyenin en güçlü ayaklarından biri. Barcelona dönemine kıyasla kenarda daha sakin ve mutlu görünen Saras, oyuncularıyla güvene dayalı bir bağ kurmuş durumda. Ağır yenilgilerden sonra dahi sorumluluğu oyuncularına yüklemedi; Itoudis sonrası kendi kurmadığı kadroyla geçirdiği yarım sezonda bile bu yaklaşımı sürdürdü.
İnsani yönüyle de örnek bir profil çiziyor. Yakın tarihte kayınpederinin vefatı sonrası Anadolu Efes karşılaşmasına çıkmaması; aileye, değerlere ve insani duruşa verdiği önemin somut bir göstergesiydi. Böyle bir sevgi ve saygı ortamında başarının gelmesi şaşırtıcı değil.
Fenerbahçe Beko başantrenörü olarak Monaco ile oynanan ilk maçta, bir taraftar olarak Obradović sonrası ilk kez saha kenarında bu kadar rahat hissettiğim bir atmosfer yaşadım. Bu güven önce takıma, sonra yönetime, oradan da tribünlere yansıdı. Sezon başında bir EuroLeague çaylağı ve dört NBA oyuncusunun aynı anda kadroya katılması bu güvenin sonucuydu. “Nasıl olsa Saras çözer” denildi ve yaşanan sakatlıklara, yoğun fikstüre rağmen ilk yarı itibarıyla gerçekten çözüldüğü görülüyor.
Sonuç olarak Saras; soyunma odası dinamiklerine uyumlu, atletik ve çok yönlü oyuncularla kurduğu kadrosuyla hızlı ama planlı, set içinde ama akıcı, yeteneğe dayalı ama asist üzerinden akan bir oyun tasarladı. Henüz 49 yaşında kendi ekolünü oluşturan Litvanyalı koç için yıllardır kullanılan “prens” tanımı, bu gidişle çok yakında yerini “kral” unvanına bırakabilir.
KAZANAN VE İYİ BİR KARAKTER
Kupalarla ölçülen bir kariyer, karakterle tanımlanan bir liderlik… Sarunas Jasikevicius, basketbol tarihine yalnızca sürdürülebilir zaferler kazanan bir figür olarak değil, insan kalmayı başarabilen isimlerden biri olarak geçti.
Kazanmakla Tanımlanan Bir Kariyer
Sarunas Jasikevicius’u anlatmaya kupalardan başlamak gerekir.
EuroLeague şampiyonluğu, Avrupa Şampiyonluğu, Olimpiyat madalyası ve oynadığı yerel liglerde sayısız şampiyonluk… Üstelik NBA Draftı’nda seçilmeden, NBA seviyesinde mücadele edebilmeyi başarmış bir oyuncu.
Panathinaikos, Maccabi Tel Aviv ve Barcelona gibi Avrupa basketbolunun en güçlü kulüplerinde yıllar boyunca sürdürülebilir başarı yakaladı. Yarım sezon gibi kısa bir süre forma giydiği Fenerbahçe Beko’da da kazandığı iki kupa, sahada ve tribünde iz bırakan bir lider profili ortaya koydu. Oyunculuk döneminde olduğu gibi, kenara geçtiğinde de saygı gören bir basketbol aklıydı.
Koçluk kariyerinde de tablo değişmedi. Hangi takımın başında olursa olsun, Sarunas Jasikevicius sahaya çıktığında alkış aldı. Çünkü onun kazanan kimliği yalnızca sonuçlarla değil, duruşuyla da şekillendi.
Farklı Koşullar, Aynı Sonuç: Final Four
Nasıl bir kazananlıktan söz ediyoruz?
Zalgiris Kaunas, Barcelona ve Fenerbahçe Beko… Farklı bütçeler, farklı kadro yapıları, farklı basketbol kültürleri. Ancak sonuç değişmedi: Final Four.
Jasikevicius, bu takımların tamamında EuroLeague sahnesinde söz sahibi olurken, yerel liglerde de kupaları domine etti. Sert, disiplinli ve hırslı bir koçtu. Ancak onu benzerlerinden ayıran en önemli özellik, bu sertliğin merkezinde her zaman insanı tutmasıydı.
Her Şeyden Önce İnsan
İyi bir atlet, iyi bir oyuncu, iyi bir koç… Ancak her şeyden önce iyi bir insan.
Baba olan bir oyuncusuna kritik bir maç öncesinde izin verebilme cesareti, onun liderlik anlayışını en net biçimde gösteren örneklerden biriydi. Aynı duruşu, Anadolu Efes maçı öncesinde kayınpederini kaybettiğinde de sergiledi. Eşinin yanında olmayı tercih ederek derbiyi yardımcısına devretti. Bu kararlar, Jasikevicius’un liderliğinin yalnızca taktik tahtasında değil, hayatın içinde de karşılığı olduğunu gösterdi.
Annesine Adanan Bir Madalya
Sarunas Jasikevicius’un annesi Rita, Litvanya’nın tanınmış hentbolcularındandı. 1975 Dünya Kadınlar Hentbol Şampiyonası’nda Sovyetler Birliği formasıyla gümüş madalya kazandı. 1976 Montreal Olimpiyatları’na hazırlanırken Sarunas’a hamile olduğunu öğrendi.
Olimpiyat madalyası ile annelik arasında bir tercih yapmak zorunda kalan Rita, anneliği seçti. Bu kararın ardından bir daha millî takıma dönemedi ve altın madalya kazanan jenerasyonun parçası olamadı. Ancak bunu hiçbir zaman bir pişmanlık olarak görmedi. “Oğlum bana olimpiyat madalyasını geri verecek,” dedi.
Sarunas Jasikevicius, annesinin bu sözünü 2000 Sidney Olimpiyatları’nda kazandığı bronz madalya ile gerçeğe dönüştürdü. Bu madalya, yalnızca bir spor başarısı değil, bir hikâyenin tamamlanışıydı.
Barcelona’da Beklenti ve Baskı
Pesic sonrası Barcelona’ya gelen Jasikevicius, taraftarı olduğu ve yuvası olarak gördüğü bu kulüpte üç sezon boyunca Final Four oynadı; lig ve kupa başarıları elde etti. Ancak yıllardır beklenen ve bir türlü gelmeyen EuroLeague kupasının yarattığı baskı, bu birlikteliğin sonunu hazırladı.
Kendi kurmadığı ve kurarken tam anlamıyla özgür hissetmediği bir kadroyla mücadele eden Jasikevicius, üç sezonun sonunda ayrılmak zorunda kaldı. O dönemde onu yeterince başarılı bulmayan yönetim, sonrasında Final Four göremezken; Sarunas Jasikevicius İstanbul’da yalnızca bir buçuk sezonda iki Final Four ve altı kupa kazandı.
Barcelona, onun için her zaman özel bir yer olarak kaldı. Ancak koçluk kariyerindeki ilk EuroLeague şampiyonluğunu ve Avrupa’da koç olarak gördüğü en büyük saygıyı, belki de “yeni gerçek” yuvasında, Fenerbahçe Beko’da kazandı.
Kazanmanın Ötesinde
Sarunas Jasikevicius’un hikâyesi yalnızca kupalarla anlatılamaz.
Bu hikâye; karakterle, sorumlulukla ve insan kalmayı unutmadan kazanmakla ilgilidir. Kazanan çoktur. Ama kazanan ve iyi bir insan olan azdır.