OYUNUN EFENDİLERİ

Skor gücü, oyun görüşü, liderlik ve estetik… Wade Baldwin, Berk Uğurlu, Malachi Flynn, James Palmer Jr. ve Marcquise Reed, Basketbol Süper Ligi'ne damga vuran farklı oyun kimlikleriyle bu özel dosyada buluştu.

WADE BALDWIN 
SKORERDEN LİDERE

Wade Baldwin, Fenerbahçe Beko’da skorer kimliğini oyun kuruculuk olgunluğuyla birleştirerek sarı-lacivertli yapının en kritik parçalarından birine dönüştü.

SİRAÇ EL

X2016 NBA Draftı’nda ilk turdan seçildiğinde Wade Baldwin için çizilen kariyer rotası çok farklıydı. Vanderbilt’te geçirdiği iki sezonda hem şut yüzdeleri hem de asist üretimiyle dikkat çeken, 1,93 metrelik boyuna rağmen 2,11 metrelik kanat açıklığıyla scout raporlarında öne çıkan genç guard, Memphis Grizzlies’in geleceğe dönük yatırımlarından biri olarak görülüyordu.

Ancak NBA’deki hikâyesi beklendiği gibi ilerlemedi. Memphis ve Portland’da aradığı süreyi ve güveni bulamayan Baldwin, henüz 23 yaşındayken rotasını Avrupa’ya çevirdi.

O gün bu karara üzülenler, bugün geriye dönüp baktığında muhtemelen tebessüm ediyordur. Çünkü NBA’in kaybettiği oyuncu, Avrupa basketbolunun kazandığı en istikrarlı yıldızlardan birine dönüştü.

AVRUPA’DA YENİDEN DOĞUŞ

Olympiakos ile başlayan Avrupa serüveni, Bayern Münih ve Baskonia duraklarında devam etti. Baldwin bu dönemde EuroLeague’in ritmine, fiziksel yapısına ve karar alma hızına alışırken ilk büyük çıkışını Maccabi Tel Aviv formasıyla yaptı.

İsrail temsilcisinde üst üste iki sezon EuroLeague’in en iyi ikinci beşine seçilen Amerikalı guard, kıtanın en etkili dış oyuncularından biri hâline geldi. Panathinaikos’a karşı oynanan play-off serisinde sağlıklı kalabilseydi, belki de Maccabi adına çok daha farklı bir hikâyeden söz edilecekti.

Baldwin, 2024 yazında Fenerbahçe Beko’nun kapısından içeri girdiğinde artık kendisini kanıtlamış, oyun kimliğini oluşturmuş ve Avrupa’nın en güçlü skorer guardlarından biri olarak kabul edilmişti.

İSTANBUL’DA TAÇLANAN KARİYER

Baldwin’in sarı-lacivertli formayla geçirdiği ilk sezon, bir oyuncunun kariyerinde yaşayabileceği en özel senaryolardan biriyle sonuçlandı.

Fenerbahçe Beko sezonu dört kupayla tamamlarken bunların en değerlisi, Mayıs 2025’te Abu Dabi’de kazanılan EuroLeague şampiyonluğuydu.

Yarı finalde son şampiyon Panathinaikos, finalde ise Monaco karşısında iki yönlü katkısıyla sahada kalan Baldwin, Fenerbahçe tarihinin ikinci Avrupa şampiyonluğunun önemli aktörlerinden biri oldu.

Bu başarı yalnızca Baldwin’in kariyerine büyük bir kupa eklemedi. Aynı zamanda onun Avrupa basketbolundaki statüsünü de daha ileri bir seviyeye taşıdı.

ROLÜNÜN DÖNÜŞÜMÜ

2025-26 sezonu, takımdan ayrılan yıldızların ardından Baldwin’in Fenerbahçe içindeki rolünün nasıl değiştiğini açık biçimde gösterdi.

Artık yalnızca sayı üreten bir guard değildi. Hücumun yönünü belirleyen, top paylaşımını organize eden ve takım arkadaşlarını oyunun içine sokan ana oyun kurucuya dönüşmüştü.

EuroLeague sezonunda 14,4 sayı ve 5,8 asist ortalamalarıyla mücadele eden Baldwin, kariyerinin daha skor odaklı dönemlerinden farklı olarak hücumun yöneticisi konumuna geldi.

Paris Basketball karşısında oynanan EuroLeague açılış maçına 10 sayı ve 10 asistlik double-double ile başlaması, bu yeni rolün ilk güçlü işaretlerinden biriydi.

Ocak ayında eski takımlarından Baskonia’ya karşı deplasmanda 24 sayı, 7 asist ve 29 verimlilik puanıyla haftanın en değerli oyuncusu seçilmesi ise hâlâ elit bir skorer olduğunu gösterdi.

Olympiakos karşısında alınan kritik iç saha galibiyetinde 17 sayıya 11 asist eklemesi, Baldwin’in skor ve organizasyon arasındaki dengeyi ne kadar iyi kurduğunun en somut örneklerinden biri oldu.

Şubat ayında Anadolu Efes ve Barcelona karşısında oynanan iki maçta yalnızca 1 top kaybına karşılık 16 asist üretmesi de oyun kuruculuk sorumluluğunu ne kadar benimsediğini ortaya koydu.

SKORERDEN OYUN KURUCUYA

Baldwin’in kariyerinin büyük bölümünde ilk akla gelen özelliği birebirde skor üretebilmesiydi.

Fiziksel avantajı, patlayıcı ilk adımı ve teması absorbe edebilme becerisi sayesinde savunmalar için her zaman ciddi bir tehdit oluşturdu. Ancak Fenerbahçe’deki ikinci sezonunda oyununa eklediği en önemli özellik, kendi skorundan önce takımın doğru hücumu bulmasına öncelik vermesi oldu.

Savunmanın ne verdiğini daha iyi okumaya başlayan Baldwin, perde sonrası kararlarında daha sabırlı davranırken pas açılarını da daha etkili kullanmaya başladı.

Gerektiğinde çembere gidiyor, gerektiğinde orta mesafeden cezayı kesiyor, gerektiğinde ise savunmayı üzerine çekip boş oyuncuyu buluyordu. Bu dönüşüm onu yalnızca daha komple bir oyuncuya değil, Fenerbahçe hücumunun saha içindeki ana karar vericisine dönüştürdü.

KUPALARIN KRİTİK PARÇASI

Sezonun kapanışı da Baldwin’in imzasını taşıdı.

EuroLeague’de üst üste üçüncü kez FINAL FOUR’a kalan Fenerbahçe Beko, Atina’da şampiyonluk unvanını koruyamasa da sezonu Türkiye’de kazandığı kupalarla tamamladı.

Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Kupası ve Basketbol Süper Ligi şampiyonlukları, sarı-lacivertli takımın yerel organizasyonlardaki üstünlüğünü daha da güçlendirdi.

Beşiktaş GAİN’e karşı oynanan final serisinin şampiyonluğu getiren dördüncü maçında Fenerbahçe’nin en skorer ismi 21 sayıyla Baldwin oldu.

Ancak karşılaşmadan akıllarda kalan yalnızca attığı sayılar değildi. Amerikalı guardın savunmanın dengesini tamamen bozarak çıkardığı ve adeta bir Rönesans tablosunu andıran pas, onun skorer kimliğinin ötesine geçtiğini bir kez daha gösterdi.

Baldwin artık yalnızca hücumları bitiren oyuncu değildi. Hücumu kuran, savunmayı yönlendiren ve doğru tercihi yapan liderdi.

ŞAMPİYONLUK ÇEKİRDEĞİNİN MOTORU

Fenerbahçe Beko’nun Baldwin ile uzun vadeli sözleşme konusunda anlaşmaya varması tesadüf değil.

Sarı-lacivertli kulüp, kurduğu şampiyonluk çekirdeğini korurken bu yapının saha içindeki motorunu da elinde tutmak istiyor.

Çünkü Baldwin yalnızca sayı üretmiyor. Tempoyu belirliyor, takım arkadaşlarını yönlendiriyor, kritik anlarda sorumluluk alıyor ve oyunun iki yönünde de fark yaratıyor.

Avrupa basketbolunda birçok yıldız skorer bulunuyor. Ancak skorer kimliğini oyun kuruculuk olgunluğuyla birleştirebilen oyuncuların sayısı oldukça sınırlı.

Wade Baldwin artık bu özel grubun en önemli üyelerinden biri.

Fenerbahçe Beko Avrupa basketbolunu domine etmeyi hedeflerken, takımın dümeninde onun bulunması hiç de şaşırtıcı değil.

BERK UĞURLU
ASİSTTEN FAZLASI

Doğru karar, kusursuz zamanlama ve yüksek oyun görüşü… Berk Uğurlu, asist rakamlarının ötesine geçen oyun kurucu kimliğiyle hem Beşiktaş’ın hem de Türk basketbolunun en dikkat çekici saha içi liderlerinden biri hâline geldi.

HÜSEYİN DEMİR

Basketbol bazen yalnızca sayı atanların oyunu gibi görünür. Manşetleri genellikle skorer yıldızlar süsler, sosyal medyada ise en çok son saniye üçlüklerini gönderen oyuncular konuşulur. Oysa oyunun gerçek ritmini ve temposunu belirleyenler çoğu zaman görünmeyen kahramanlardır.

Tempoyu ayarlayan, hücumu organize eden ve takım arkadaşlarını doğru zamanda doğru yerde bulan oyun kurucuların üstlendiği rol diğerlerinden farklıdır. Oyun kurucu takımın beyni, hücumun yönlendiricisi ve saha içindeki karar merkezidir. Basketbol bilgisi, oyun görüşü ve karar kalitesi takımın bütününe yön verir.

Son yıllarda Türk basketbolunda oyun bilgisi ve liderliğiyle öne çıkan isimlerden biri de Berk Uğurlu oldu. Türkiye’de uzun yıllardır oyun kurucu pozisyonunda yaşanan üretim sıkıntısı tartışılırken Berk, kariyerinin önemli bölümünde daha çok dış şutundaki istikrarsızlıkla anıldı. Ancak milli oyun kurucu, bireysel çalışmalarla bu alandaki eksiklerini gidermeye çalışırken kritik anlarda karar veren ve sorumluluk alan bir lidere dönüştü.

OYUNUN GÖRÜNMEYEN SANATI

Basketbolda asist yalnızca sayı pası değildir. Doğru kararın, yüksek oyun görüşünün ve takım oyununa yapılan katkının en net göstergelerinden biridir.

Berk Uğurlu da son yıllarda pas zamanlaması, saha görüşü ve topa yön verme becerisiyle oyunun akışını değiştiren isimlerden biri oldu. Onu özel kılan yalnızca asist üretmesi değil, savunmanın dengesini bozacak pası doğru anda verebilmesi.

İyi oyun kurucular pas verir. Çok iyi oyun kurucular ise doğru pası doğru zamanda verir.

Berk’in oyununu izlediğinizde ilk dikkat çeken özellik sakinliği oluyor. Savunmanın baskısı arttığında panik yapmıyor. Pas vermesi gereken anı biliyor, gerektiğinde tempoyu düşürüyor, gerektiğinde ise oyunu hızlandırıyor. Asist rakamları yalnızca doğru pasları değil, doğru kararları da temsil ediyor.

Başarılı oyun kurucu, kimi zaman savunmanın arasından iğne deliğinden geçer gibi paslar çıkarıyor, kimi zaman da tek bir yön değişikliğiyle hücumun bütün dengesini değiştiriyor. Bu nedenle onun performansı çoğu zaman istatistik kâğıdına tam anlamıyla yansımıyor.

VERİMLİLİĞİN ZİRVESİNDE

2025-26 sezonunun ilk bölümünde Berk Uğurlu’nun ortaya koyduğu performans, gelişiminin en somut göstergelerinden biri oldu.

İlk 12 karşılaşmada yalnızca 9 top kaybı yapan milli oyun kurucu, buna karşılık 62 asist üretti. Yaklaşık 6,9 asist/top kaybı oranına ulaşarak dünyanın en verimli oyun kurucuları arasına girdi.

Modern basketbolda topun değeri her geçen gün artıyor. Hücumların daha hızlı oynandığı, savunmaların daha agresif baskılar yaptığı ve karar verme sürelerinin giderek kısaldığı bir dönemde bu seviyede verimlilik yakalamak sıradan bir başarı değil.

Asist yapmak kadar topu koruyabilmek de elit oyun kurucuların en önemli özelliklerinden biri. Berk Uğurlu’nun başarısını farklı kılan nokta ise bunu yüksek tempoda oynayan ve sürekli top paylaşımına dayalı bir sistemin içinde gerçekleştirmesi.

ALIMPIJEVIC’İN SAHADAKİ ELİ

Başantrenör Dusan Alimpijevic’in Beşiktaş’ta oluşturduğu sistem büyük ölçüde disiplin, tempo kontrolü ve doğru karar alma üzerine kurulu. Bu düzenin saha içindeki en önemli uygulayıcılarından biri ise Berk Uğurlu oldu.

Alimpijevic’in basketbol anlayışını parkeye başarıyla yansıtan Berk, geçmiş yıllara kıyasla artık çok daha fazla sorumluluk alıyor. Yalnızca hücum organizasyonlarını yönetmiyor, aynı zamanda takımın liderlerinden biri olarak oyunun temposunu belirliyor.

Savunma sertliğinin arttığı anlarda doğru tercihleri yapması, kritik dakikalarda sorumluluk üstlenmesi ve takım arkadaşlarını oyunun içinde tutabilmesi onu özel kılan özellikler arasında yer alıyor.

Takım kaptanlarından biri olan Berk Uğurlu, kariyerinin en olgun ve verimli dönemlerinden birini yaşıyor.

SESSİZ LİDER

Liderlik her zaman yüksek sesle yapılmaz. Bazı oyuncular takım arkadaşlarını sözleriyle, bazıları ise sahadaki kararlarıyla yönlendirir.

Berk Uğurlu ikinci grupta yer alıyor.

Tecrübeli oyun kurucu, beden dili ve oyun disipliniyle takım arkadaşlarına güven veriyor. Maçın kritik bölümlerinde topu istemekten kaçınmıyor, savunmanın baskısı arttığında sorumluluk alıyor ve hücumun kontrolünü kaybetmesine izin vermiyor.

Onun liderliği, skor tabelasında görünmeyen detaylarda ortaya çıkıyor. Doğru eşleşmeyi bulmak, takım arkadaşını ritme sokmak, rakibin momentumu ele geçirdiği anda hücumu sakinleştirmek ve gerektiğinde oyunu hızlandırmak…

Bütün bunlar asist hanesine yazılmıyor. Ancak maçların kazanılmasında en az asistler kadar belirleyici oluyor.

BÜYÜK MAÇLARIN OYUNCUSU

Büyük oyuncular büyük maçlarda ortaya çıkar.

2025-26 Basketbol Süper Ligi Play-off Final Serisi’nin ilk karşılaşmasında Fenerbahçe Beko karşısında sergilediği performans bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi.

Berk Uğurlu, 20 sayı, 2 ribaund ve 4 asistle sahada devleşti. Ancak kâğıda yazılan rakamlar kadar önemli olan, oyunun en kritik anlarında aldığı sorumluluktu.

Beşiktaş’ın deplasmanda 88-80 kazanarak seride öne geçtiği karşılaşmada hücumun yönünü belirleyen isimlerden biri oldu. Attığı kritik şutlar kadar oyunu kontrol edişi de galibiyetin temel taşları arasında yer aldı.

Bu performans, Berk’in yalnızca organizatör değil, gerektiğinde skor sorumluluğu da üstlenebilen çok yönlü bir oyun kurucuya dönüştüğünü gösterdi.

POTANSİYELDEN OLGUNLUĞA

Berk Uğurlu, TOFAŞ yıllarında potansiyeliyle konuşulan bir oyun kurucuydu. Beşiktaş’a transfer olduğunda ise beklentiler oldukça yüksekti.

Bugün gelinen noktada artık yalnızca iyi bir oyun kurucu değil, ligin en güvenilir liderlerinden biri olarak gösteriliyor.

Geçtiğimiz sezon Basketbol Süper Ligi’nde yakaladığı 7 sayı, 2,9 ribaund ve 4,8 asist ortalamaları istikrarlı performansının göstergesiydi. EuroCup’ta ortaya koyduğu katkı ise Avrupa seviyesinde de rekabet edebileceğini kanıtladı.

Her sezon oyununa yeni bir detay ekleyen Berk, dış şutunu geliştirirken karar kalitesini ve liderliğini de daha üst seviyeye taşıdı. Kariyerinin başında daha çok potansiyeliyle anılan milli oyuncu, bugün olgunluğu ve güvenilirliğiyle öne çıkıyor.

SAKATLIĞIN GETİRDİĞİ EKSİKLİK

Berk Uğurlu, geçtiğimiz yaz milli takımın aday kadrosunda yer almasına rağmen ana kadroda kendisine yer bulamadı. İstikrarlı performansına rağmen kadro dışında kalması tartışılırken kariyerinin en formda dönemlerinden birinde yaşadığı sakatlık, hem oyuncu hem de Türk basketbolu adına önemli bir kayıp oldu.

Bu nedenle 12 Dev Adam kadrosunda yer alamayacak olması, milli takım açısından ciddi bir eksiklik yaratacak. Özellikle oyun kurma, tempo kontrolü ve hücum organizasyonu konusunda onun yokluğunun hissedilmesi bekleniyor.

Hırsı ve çalışma disipliniyle tanınan Berk’in, yaşadığı talihsiz sakatlığın ardından hem fiziksel olarak güçlü dönmesi hem de zihinsel dayanıklılığını koruması gerekiyor.

Kariyeri boyunca karşılaştığı eksikleri çalışarak kapatan Berk Uğurlu’nun, bu süreci de aynı kararlılıkla aşması Türk basketbolunun en büyük beklentilerinden biri olacak.

KAZANDIRAN OYUNCU

Basketbol tarihinde bazı oyuncular sayı kralları olarak hatırlanır. Bazıları ise kazandıran oyuncular olarak…

Takım arkadaşlarını daha iyi oynatan, oyunun ritmini belirleyen ve hata yapmadan maçı yöneten oyuncular, şampiyonlukların temelini oluşturur.

Berk Uğurlu’nun değeri de tam olarak burada yatıyor.

Onu özel yapan yalnızca kaç asist yaptığı değil, hangi anda nasıl bir karar verdiği. Kimi zaman bir pasla takım arkadaşını potayla buluşturuyor, kimi zaman tempoyu düşürerek rakibin ritmini bozuyor, kimi zaman ise kritik bir şutla sorumluluğu doğrudan üzerine alıyor.

Berk Uğurlu bugün yalnızca Beşiktaş’ın değil, Türk basketbolunun da oyunun yönünü değiştiren isimlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Çünkü bazı oyuncular sayı üretir, bazıları ise oyunun tamamını üretir.



MALACHI FLYNN
SAYI MAKİNESİ

NBA’de 50 sayılık geceyle dikkat çeken Malachi Flynn, Bahçeşehir Koleji formasıyla Avrupa’da yeniden sahne aldı.

ARDA AYGAHOĞLU

Henüz iki yıl önce Detroit Pistons formasıyla benchten gelerek Atlanta Hawks karşısında yüzde 72 saha içi isabet oranıyla tam 50 sayı üreten Malachi Flynn, bir gecede basketbol dünyasının en çok konuşulan isimlerinden biri hâline gelmişti. O tarihi performansın ardından herkes aynı sorunun etrafında dönüp duruyordu: Flynn, NBA’de yeterli süre bulamadığı için potansiyelini gösteremeyen elit bir skorer miydi, yoksa savunmanın yeterince sert olmadığı sıradan bir normal sezon maçında tesadüfen parlayan bir rotasyon oyuncusu mu?

Tartışmalar bir yana, o gün herkesin üzerinde uzlaştığı tek gerçek şuydu: Kimse Flynn’in çok kısa süre sonra yolunun EuroCup’a düşeceğini tahmin etmiyordu.

NBA’DEN EUROCUP YILDIZLIĞINA

Bahçeşehir Koleji ile kariyerinde yeni bir sayfa açan Amerikalı guard, kısa sürede hem Basketbol Süper Ligi’nin hem de EuroCup’ın en üretken hücum silahlarından biri oldu. Bu sezon Basketbol Süper Ligi’ni 15,6 sayı ortalamasıyla tamamlayan Flynn, ligin en dikkat çekici skorerleri arasında yer aldı.

Bahçeşehir Koleji her ne kadar ligde ve EuroCup’ta Beşiktaş GAİN’e elense de Flynn, takımını ayakta tutan isimlerin başında geldi. Hücumdaki sorumluluğu, bire bir üretim becerisi ve ikili oyunlardaki karar kalitesiyle Bahçeşehir’in en güvenilir skor opsiyonlarından biri hâline geldi.

EuroCup’ta ise performansını bir adım daha ileri taşıdı. Sezonu 17,7 sayı, 4,3 ribaund ve 3,8 asist ortalamalarıyla tamamlayan Flynn, organizasyonun en üretken hücumcularından biri oldu. Takımının en skorer ismi olarak öne çıkan Amerikalı oyuncu, yalnızca sayı atan değil, oyunun yönünü değiştirebilen bir guard profili çizdi.

Bahçeşehir Koleji, EuroCup finalinin kapısından dönmüş olsa da Beşiktaş’ın EuroLeague’e yükselmesiyle birlikte gelecek sezon organizasyonun en güçlü şampiyonluk adaylarından biri olarak görünüyor. Flynn’in bu denklemdeki rolü ise yalnızca skor üretmekle sınırlı değil; Bahçeşehir’in Avrupa’daki iddiasını taşıyacak ana parçalardan biri olması bekleniyor.

PROFİL: MALACHI FLYNN

Flynn’i yalnızca kadife bileklere sahip, Avrupa seviyesinde atletizmiyle fark yaratan klasik bir Amerikalı skorer olarak tanımlamak eksik olur. Onu değerli kılan en önemli özelliklerden biri, ikili oyunlardaki yüksek basketbol zekâsı.

Savunmayı okuma becerisi, doğru anda potaya yönelmesi, perde çıkışlarında karar verme kalitesi ve boşlukları değerlendirerek kolay sayılar üretmesi, onun oyun görüşünün ne kadar gelişmiş olduğunu gösteriyor. Flynn, topu eline aldığında yalnızca kendi şutunu arayan bir guard değil; savunmanın verdiği tepkiye göre oyunu şekillendirebilen bir hücum yönlendiricisi.

NBA kariyerinde 1.85 metrelik boyu önemli bir dezavantaja dönüşüyordu. Özellikle savunmanın sertleştiği anlarda atletik NBA uzunları karşısında potaya gitmekte zorlanıyor, bitiricilik becerisine rağmen şutları sık sık bozulan Flynn’in verimliliği düşüyordu. Aynı şekilde, atletik NBA guardları tarafından baskı altında tutulduğunda fiziksel dezavantajları daha belirgin hâle geliyor ve ortalama seviyedeki atletizmi sınırlarını ortaya koyuyordu.

Ancak Avrupa’ya adım attığı andan itibaren tablo değişti. Flynn, Avrupa basketbolu standartlarında üst düzey atletizme sahip olmasının yanı sıra özellikle ilk adım patlayıcılığıyla rakip savunmaları zorlayan bir oyuncu hâline geldi. NBA’in aksine Avrupa’da potaya yöneldiğinde uzunların üzerinden daha rahat bitirebiliyor ya da çabukluğu sayesinde savunma yerleşmeden kolay turnikeler bulabiliyor.

İKİLİ OYUN TEHDİDİ

Flynn’in hücumdaki en büyük silahı kuşkusuz ikili oyun organizasyonları. Perde çıkışlarında step-back şutunu güvenle kullanabiliyor, savunmacısını sırtına alarak uzuna pas çıkarabiliyor, pas tehdidiyle rakip uzunu kararsız bırakıp potaya kadar gidebiliyor ya da köşedeki boş şutörü bulabiliyor.

Savunmacısı perdeye takıldığında ise orta mesafe şutlarını yüksek yüzdeyle cezaya dönüştürüyor. Bu özellik, onu Avrupa basketbolunda savunması oldukça zor bir guard hâline getiriyor. Çünkü Flynn’e karşı yalnızca şutunu kapatmak yetmiyor; pas açılarını, potaya gidişlerini ve ritim dışı atışlarını da aynı anda kontrol etmek gerekiyor. Kolay iş değil, zaten savunmacıların yüzündeki yorgunluk da bunu anlatıyor.

Bire bir hücumlarda da ilk adım hızı ve crossover sonrası şut tehdidi sayesinde kendi skorunu üretebiliyor. Savunmanın beklemediği dengesiz ya da ritim dışı şutlarda dahi yüksek isabet yakalayabilmesi, onu tahmin edilmesi zor bir hücumcuya dönüştürüyor. Pick-and-roll oynarken rakip uzunla ters eşleşme yakaladığında ise çoğu zaman ya kolay sayıyı buluyor ya da doğru pası vererek takım arkadaşına boş şut hazırlıyor.

FLYNN VE MİLLÎ TAKIMIN GELECEĞİ

EuroCup’taki başarılı performansının ardından A Millî Takım’ın yeni devşirme oyuncusu olan Flynn, Shane Larkin ve Scottie Wilbekin’den farklı özelliklere sahip bir oyun kurucu profili sunuyor. Larkin kadar tecrübeli ve olgun görünmese de mevcut formuyla daha üretken bir skorer ve fiziksel açıdan daha sağlıklı bir oyuncu görüntüsü veriyor.

Özellikle Alperen Şengün ile oynayacağı ikili oyunların, millî takım hücumunun en önemli silahlarından biri olma potansiyeli var. Alperen’in pas kalitesi, perde sonrası karar verme becerisi ve boyalı alandaki tehdit seviyesi düşünüldüğünde, Flynn’in şut ve penetre tehdidiyle bu ikili oyunların Türkiye adına ciddi bir hücum opsiyonuna dönüşmesi mümkün.

Flynn açısından asıl sınav ise Alperen Şengün’ün ardından takımın ikinci hücum opsiyonu olurken şut tercihleri ile oyun kuruculuk sorumluluğu arasında doğru dengeyi kurabilmek olacak. Çünkü millî takım seviyesinde yalnızca sayı üretmek değil, oyunun akışını doğru okumak ve takımın ritmini bozmadan skor bulmak gerekiyor.

Basketbol Süper Ligi’nin sayı krallarından biri olurken EuroCup’ın en etkili hücumcuları arasında yer alan Malachi Flynn, artık yalnızca bir NBA hatırası ya da 50 sayılık gecenin kahramanı değil. Avrupa’da kendisine yeni bir rol, yeni bir sahne ve yeni bir iddia buldu.

Önümüzdeki dönemde hem EuroCup’ın hem de Türk basketbolunun en çok konuşulan isimlerinden biri olmayı sürdürmesi sürpriz olmayacaktır.

JAMES PALMER JR.
AVRUPA’NIN “KD” HİSSİ...

James Palmer Jr., Galatasaray MCT Technic formasıyla yalnızca skor üreten bir oyuncu değil, takımın hücum ritmini belirleyen ve oyuna estetik katan lider figürlerden biri oldu.

BURÇİN BADEM

James Palmer Jr. ve Galatasaray’ın değişen hikâyesi… Bazı oyuncular skor üretir. Bazıları oyunu yönetir. Çok azı ise sahaya çıktığında basketbolu daha güzel gösterir. James Palmer Jr., işte o üçüncü gruba giriyor.

Onu izlerken akla ilk gelen şey istatistikler olmuyor. Uzun kolları, akıcı driblingleri, ritim değiştiren adımları, orta mesafedeki yumuşak dokunuşu ve oyunu sanki hiç zorlanmadan oynuyormuş hissi... İster istemez izleyicinin zihninde bir çağrışım oluşuyor: “Avrupa basketbolunun Kevin Durant’ı hissi...”

Elbette bu, fiziksel ya da kariyer açısından bir kıyaslama değil. Ama sahadaki zarafeti, akıcılığı ve hücumdaki çok yönlülüğü izleyene benzer bir estetik keyif yaşatıyor.

OYUNUN HER ALANINDA

James Palmer, modern basketbolun en değerli özelliklerinden birine sahip. Oyunu okuyabiliyor. Skor gerektiğinde skorer oluyor. Takım sıkıştığında oyun kurucuya dönüşüyor. Savunmanın dengesini bozacak pası da görebiliyor, bire birde maçın kaderini değiştirecek üretimi de... Basketbol IQ’su atletizmiyle birleşince Galatasaray hücumunun doğal liderine dönüşüyor.

Bu sezon Basketbol Süper Ligi’nde takımın hem sayı hem de asist üretiminde öne çıkan ismi olurken FIBA Champions League’de de Galatasaray MCT Technic’in en verimli ve en çok yönlü oyuncularından biri olarak dikkat çekti. Avrupa arenasında maç başına yaklaşık 13 sayı, 5 ribaund ve 5 asist ortalamalarıyla sadece skor değil, oyunun her bölümüne dokunan bir profil ortaya koydu.

POZZECCO İLE DEĞİŞEN ROL

Sezonun kırılma noktalarından biri ise Gianmarco Pozzecco’nun göreve gelişi oldu. Pozzecco’nun enerjisi, tempo isteği, oyuncularına verdiği özgürlük ve risk almaktan çekinmeyen basketbol anlayışı belki de en çok James Palmer’ın oyununa dokundu.

Palmer artık yalnızca sistemin bir parçası değildi; sistemin merkezine dönüştü. Top daha fazla onun elinde kaldı. Karar mekanizması ona emanet edildi. Bunun karşılığını da hem Basketbol Süper Ligi’nde hem de Avrupa’da çok daha etkili performanslarla verdi.

GALATASARAY’IN HÜCUM RİTMİ

Galatasaray’ın sezonu incelendiğinde dikkat çeken başka bir ayrıntı daha var. James Palmer’ın ritmini bulduğu maçlarda Galatasaray çok daha üretken, çok daha akıcı, sert ve zor bir takım hâline geliyor. Buna karşılık Palmer’ın kendi standartlarının altında kaldığı karşılaşmalarda hücum düzeni de belirgin şekilde sekteye uğruyor.

Elbette basketbol tek oyuncuyla açıklanabilecek bir oyun değil, ancak Galatasaray’ın hücum kimliğinde Palmer’ın belirleyici rolü sezon boyunca açıkça hissedildi. Çünkü bazı oyuncular sadece kendi sayılarını üretmez. Takım arkadaşlarını da oynatır. Takımın temposunu belirler; maçın psikolojisini değiştirir. Palmer tam olarak bunu yapıyor.

OYUNU ZORLAMADAN

Onun en büyük artılarından biri ise oyunu zorlamaması. Doğru şutu bekliyor, doğru pası görüyor, savunmanın verdiği reaksiyona göre karar değiştiriyor. Bu nedenle skor üretmese bile oyundan kopmuyor. Çünkü basketbolu yalnızca sayı atmak olarak görmüyor. Basketbolu yönetiyor.

Belki de James Palmer’ın en büyük özelliği, oyunu izleyenlere keyif vermesi. Bazı oyuncular etkilidir, bazıları ise estetiktir. Palmer ise bu iki özelliği aynı potada eritebilen ender isimlerden biri. Top eline yakışıyor, sahayı kullanışı göze hitap ediyor. En zor hareketleri bile büyük bir doğallık içinde yapıyor. Bu da onu yalnızca Galatasaray taraftarı için değil, basketbolu seven herkes için izlenmesi gereken oyunculardan biri hâline getiriyor.

SAVUNMADAKİ EKSİK PARÇA

Ancak madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekiyor. James Palmer’ın “EuroLeague seviyesinde elit bir oyuncu” olarak anılmasının önündeki en önemli engel, savunma tarafındaki sürekliliği. Fiziksel özellikleri buna fazlasıyla uygun; ayakları çabuk, atletizmi yüksek ve bire birde rakibini karşılayabilecek kapasiteye sahip.

Buna karşın savunmada aynı kararlılığı ve agresifliği her pozisyona yansıtamıyor. Hücumdaki yaratıcılığı kadar savunmada da rakibini yıpratan, topa baskı yapan ve oyunu bozan bir karaktere dönüşebilirse Avrupa’nın en üst seviyesinde çok daha farklı bir oyuncu profiline ulaşması hiç de sürpriz olmaz.

TAKIMIN BASKETBOL KARAKTERİ

Galatasaray bu sezon Avrupa’da yeniden önemli bir kimlik kazandıysa bunda Gianmarco Pozzecco’nun kenardaki enerjisinin payı kadar James Palmer’ın parkeye yansıttığı basketbol aklının da büyük payı var. Çünkü bazı oyuncular maç kazandırır. Bazıları ise bir takımın basketbol karakterini oluşturur. James Palmer Jr., bu sezon Galatasaray için tam da öyle bir oyuncuydu.

MARCQUISE REED

LİGİN EN GÖZDE İSMİ

Marcquise Reed, Trabzonspor formasıyla geçirdiği etkileyici sezonun ardından Bahçeşehir Koleji’ne transfer olarak hem Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde hem de Avrupa sahnesinde kariyerinin en kritik dönemlerinden birine giriyor.

ALİ BARUTÇUOĞLU

Bu sezon Trabzonspor formasıyla ligimizde tozu dumana katan Amerikalı şutör guard Marcquise Reed, geçtiğimiz yıl FIBA Europe Cup’ta gösterdiği etkili performansın ardından Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde de üst üste yıllara yayılan skor istikrarıyla ulaşılması güç bir başarıya imza attı.

Reed, taraflı tarafsız herkesin saygısını kazanan bir hücum oyuncusu. Kolay sayı bulması, sorumluluk almaktan kaçınmaması ve takımının ihtiyaç duyduğu anlarda oyuna ağırlığını koyabilmesi onu ligin en dikkat çekici oyuncularından biri hâline getirdi.

AVRUPA’DA PİŞEN BİR SKORER

1995 Amerika doğumlu şutör guard, Robert Morris ve Clemson kolejlerinin ardından 2019 NBA Draftı’na katıldı ancak seçilme başarısı gösteremedi. Kolej kariyerinin ardından şansını Avrupa’da denemek isteyen Reed; Chorale Roanne, Prometey, Nanterre 92, Dunkerque ve Brindisi formalarıyla farklı ekollerde Avrupa basketbolunu deneyimleme fırsatı buldu.

2023’te Büyükçekmece, 2024’te TOFAŞ ve geçtiğimiz sezon Trabzonspor formalarıyla Türkiye’de oynayan Reed, ülkemize ve ligimize hızlı uyum sağladı. Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde yakaladığı skor istikrarı, onu son yılların en dikkat çekici yabancı oyuncularından biri yaptı.

Ülkemizi gerçekten sevmiş olacak ki bu sezon da Bahçeşehir Koleji ile anlaşarak hem ligimizde mücadele etmeye devam edecek hem de Avrupa’da iddialı bir takımın parçası olarak zirve mücadelesi verecek.

BAHÇEŞEHİR İLE YENİ SAHNE

Bahçeşehir Koleji, son yıllarda basketbola yaptığı yatırımlarla büyüme eğilimini sürdüren organizasyonlardan biri. Reed’in bu yapıya katılması, hem takımın hücum çeşitliliğini artıracak hem de Avrupa hedefleri açısından önemli bir güç kazandıracaktır.

1.91 boyundaki oyuncunun delici driblingleri, net şutu ve sorumluluk almaktan kaçmayan tarzı takımlar için çok değerli. Kendi şutunu üretebilen, hücumda temastan çekinmeyen ve kısa sürede skor patlaması yapabilen Reed, net bir skorer profili çiziyor.

Ancak oyuncunun 31 yaşına kadar EuroLeague seviyesine ulaşamamasının arkasında savunmadaki sürekliliği ve oyun kurma tercihlerindeki bazı soru işaretleri olabilir. Doğru yerleşim, top paylaşımı ve savunmada gösterilecek katkı, EuroLeague seviyesindeki guardların değerini belirleyen en önemli başlıklar arasında yer alıyor.

KRİTİK SEZON

32 yaşında ve çok daha undersize olan Ali Muhammed’in Fenerbahçe ile yaptıklarını düşündüğümüzde, Reed için belki de kariyerinin en kritik sezonu bu sezon olacak.

Oyuncunun hücum yeteneğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Çok kolay ve hızlı sayı bulabiliyor. Ancak savunmada, pas tercihlerinde ve top paylaşımı konusunda oyununu Wade Baldwin gibi yönlendirici bir guard seviyesine yaklaştırabilirse, bambaşka bir hikâye izleyebiliriz.

Bugün EuroLeague’in geldiği noktada hızlı ve kolay sayı atabilen oyuncular çok daha değerli hâle geldi. Takımlar; Erick McCollum, Nando De Colo ve Evan Fournier gibi veteran oyunculardan 5-10 dakikalık bölümlerde oyunu açmak ve momentumu değiştirmek için faydalanıyor. Kadro mühendisliği de artık bu tip kısa süreli ama yüksek etkili skor katkılarını daha fazla önemsiyor.

EUROCUP’TAN EUROLEAGUE RADARINA

Bahçeşehir Koleji gibi yatırım yapan ve Avrupa’da büyüme hedefi bulunan bir organizasyonda Reed’in göstereceği katkı, onun kariyer yönünü de belirleyebilir. Hem hücumda hem de savunmada ortaya koyacağı performans, pas tercihleriyle birleşirse Reed çok hızlı şekilde EuroLeague radarına girebilecek potansiyele sahip.

Her maç 20-30 sayı atması gerekmiyor. Hatta TOFAŞ ile Avrupa seviyesinde gösterdiği 18,2 sayı, 2,8 ribaund ve 4 asistlik performansı sürdürülebilir hâle getirmesi bile onu çok farklı bir seviyeye taşıyabilir.

Burada asıl mesele yalnızca hücuma katkı vermek değil. Reed’in elit seviyede istatistik kâğıdının her alanını dolduran, oyunun iki yönünde de değer üreten komple bir oyuncu görüntüsü vermesi gerekiyor. Bunu başarabilirse EuroLeague kapılarının onun için açılması sürpriz olmayacaktır.

GÜRCİSTAN AVANTAJI

Reed’in Gürcistan Millî Takımı’nda forma giymesi de ona Avrupa basketbolu açısından ayrı bir avantaj sağlayabilir. Artık yalnızca Amerikalı bir skorer değil, millî takım seviyesinde de sorumluluk alan ve Avrupa basketbolunun farklı düzlemlerinde kendini gösterebilen bir oyuncu profili çiziyor.

Trabzonspor formasıyla bu sezon 23 sayı bandında, 3-4 ribaund ve 5 asist civarında dominant bir performans ortaya koyması, seviyesini daha ne kadar yukarı çıkarabileceğini tüm basketbolseverlere gösterdi.

Bu sezon kendisi gibi üstün yetenekli oyuncularla kuracağı uyum, top paylaşımı ve takım içindeki rolü onun tavanı açısından otoriteler tarafından yakından izlenecek.

REED İÇİN FIRSAT SEZONU

Marcquise Reed bugüne kadar Türkiye Basketbol Süper Ligi’nin en etkili skor silahlarından biri olduğunu kanıtladı. Şimdi önünde daha büyük bir soru var: Bu skor gücünü daha üst seviye bir takım yapısının içinde, daha dengeli ve daha komple bir oyuncu kimliğine dönüştürebilecek mi?

Bahçeşehir Koleji ona bu fırsatı verecek. Reed ise bu fırsatı yalnızca sayı atarak değil; oyunu yönlendirerek, savunmada daha istikrarlı kalarak ve takım arkadaşlarını daha fazla oyuna dahil ederek değerlendirmek zorunda.

Eğer bunu başarırsa, Türkiye Ligi’nin en gözde oyuncularından biri olmanın ötesine geçip Avrupa’nın da en çok konuşulan guardlarından biri hâline gelebilir.