☰
✕

KRAL'IN PANATHINAIKOS'U

Avrupa basketbolunun en büyük hikâyelerinden biri Atina'da yeniden başlıyor. Panathinaikos tarihinin en görkemli dönemine damga vuran Zeljko Obradovic, 13 yıl boyunca kupalara ambargo koyduğu kulübüne geri döndü. Ancak bu kez karşısında yeniden inşa edilmesi gereken bir takım değil; Ergin Ataman'ın üç yılda Avrupa'nın zirvesine taşıdığı, yıldızlarla dolu ve beklentilerin son derece yüksek olduğu bir kadro var. Şimdi merak edilen, Avrupa basketbolunun en başarılı koçunun değişen EuroLeague'i kendi basketbol kültürüyle nasıl buluşturacağı.

ALİ BARUTÇUOĞLU

Bazı birlikteliklerin basketboldaki karşılığı yalnızca kazanılan kupalarla açıklanamaz.
Zeljko Obradovic ile Panathinaikos arasındaki ilişki de bunlardan biri.
Obradovic, 13 yıl boyunca görev yaptığı Panathinaikos’ta yalnızca başarı kazanmadı; bir basketbol kültürü oluşturdu. Avrupa kupaları, Yunanistan şampiyonlukları, unutulmaz oyuncular ve OAKA’yı rakipler için Avrupa’nın en zor deplasmanlarından birine dönüştüren o dönem, kulüp tarihinin altın çağlarından biri olarak kaldı.
Bu yüzden Obradovic’in yıllar sonra yeniden Panathinaikos’un başına geçmesi sıradan bir koç değişikliği olarak değerlendirilemez.
Bu, bir anlamda kralın sarayına dönüşü.
Ancak döndüğü saray, bıraktığı saray değil.
Ve belki de hikâyenin en ilginç tarafı tam olarak burada başlıyor.
Obradovic Sonrası Uzun Sessizlik
Panathinaikos, Obradovic’in ayrılığının ardından eski seviyesini uzun süre koruyamadı.
Kulüpten önemli oyuncular geçti. Alessandro Gentile’den Mario Hezonja’ya kadar büyük beklentiler yaratan isimler Atina’ya geldi ancak istikrar sağlanamadı.
Takımlar kuruldu.
Kadrolar değişti.
Koçlar geldi ve gitti.
Ama Obradovic dönemindeki Avrupa kimliği bir türlü yeniden oluşturulamadı.
Bir zamanlar Final Four’un doğal adaylarından biri olan Panathinaikos, yıllar içerisinde EuroLeague’in orta ve alt sıralarında mücadele eden bir takıma dönüştü.
OAKA bile eski caydırıcılığını kaybetmeye başlamıştı.
Avrupa’nın en korkutucu deplasmanlarından biri olarak bilinen salon, rakiplerin kazanabileceklerine daha fazla inandığı bir yere dönüştü. Panathinaikos bazı sezonlarda EuroLeague’in en alt sıralarına kadar gerilerken, kulübün geçmişiyle sahadaki gerçekliği arasındaki mesafe giderek açıldı.
Ta ki Ergin Ataman gelene kadar.

Ataman’ın Bıraktığı Güçlü Miras
Ergin Ataman ile geçen üç yıl, Panathinaikos’un yalnızca sonuçlarını değil, Avrupa basketbolundaki konumunu da değiştirdi.
Kulüp yeniden iddialı hâle geldi.
Kadronun yıldız seviyesi yükseldi.
Salon yenilendi.
Taraftar yeniden takımın en önemli güçlerinden birine dönüştü.
Ve Panathinaikos tekrar rakiplerin Atina deplasmanına giderken iki kez düşünmek zorunda kaldığı bir takım oldu.
Kendrick Nunn, Jerian Grant, Juancho Hernangomez, Nigel Hayes-Davis, Kostas Sloukas ve Mathias Lessort gibi Avrupa basketbolunun en önemli isimlerinin aynı yapı içerisinde toplanması, kulübü yeniden kıtanın en üst seviyesine taşıdı.
Bu nedenle Obradovic’in önündeki tablo, kariyerinde alışık olduğu birçok görevden farklı.
Obradovic geçmişte çoğu kez bir sistemi yeniden kuran, oyuncuların rollerini baştan tanımlayan ve takımı kendi basketbol anlayışı doğrultusunda şekillendiren isim oldu.
Panathinaikos’ta ise bu kez önünde ayağa kaldırılması gereken bir takım bulunmuyor.
Tam tersine.
Başarıya alışmış, yıldızlarla dolu, Avrupa’nın en güçlü kadrolarından birini ve beklentisi son derece yüksek bir kulübü devralıyor.
Ergin Ataman öncesinde Panathinaikos bir yeniden yapılanma projesi olabilirdi.
Bugün ise Obradovic’in önündeki görev başka:
Hazır olanı daha da ileri taşımak.
Bu, bazen sıfırdan takım kurmaktan bile daha zor olabilir.

Obradovic Basketbolu Yeni EuroLeague’e Karşı
Obradovic’in Panathinaikos sonrası Fenerbahçe ve Partizan dönemlerinde de basketbol anlayışının temel unsurları değişmedi.
Sert savunma.
Disiplinli set hücumu.
Doğru yerleşim.
Yüksek pas trafiği.
Oyuncuların rollerini bilmesi.
Ve maçın neredeyse her bölümüne hazırlanmış detaylı planlar.
Herhangi bir basketbolsevere “Obradovic takımı nasıl oynar?” diye sorsanız büyük ihtimalle benzer cevaplar alırsınız.
Çünkü onun basketbolunda yetenek kadar düzen de önemlidir.
Fakat EuroLeague değişti.
Basketbol değişti.
Oyuncu profilleri değişti.
Hücumların süresi kısaldı. Atletizm çok daha belirleyici hâle geldi. Uzun oyuncular artık yalnızca pota çevresinde yaşamıyor. Şut atabilen pivotlar, top yönlendirebilen forvetler ve birden fazla pozisyonda oynayabilen atletik oyuncular modern basketbolun merkezine yerleşti.
Takımlar fırsat bulduklarında sekiz, on veya on beş saniye içerisinde hücumu bitiriyor.
Geçiş hücumunun önemi arttı.
Alan paylaşımı genişledi.
Beş oyuncunun da çemberden uzaklaşabildiği hücumlar sıradan hâle geldi.
Obradovic’in bu yeni basketbol gerçeklerini kendi oyun kültürüyle nasıl harmanlayacağı sezonun en ilgi çekici teknik hikâyelerinden biri olacak.
Çünkü elinde bunu yapabilecek oyuncu profilleri fazlasıyla var.
Daha uzun, daha atletik ve birden fazla pozisyonda kullanılabilecek oyuncular üzerinden farklı beşler oluşturabilir.
Bir pozisyonda başlayan oyuncuyu başka bir görevle kullanabilir.
Savunmada eşleşmeleri sürekli değiştirebilir.
Hücumda klasik uzun-kısa oyunundan beş dışarı yerleşime kadar birbirinden farklı varyasyonlar deneyebilir.
Asıl merak edilen, Obradovic’in prensiplerini değişen basketbola ne kadar adapte edeceği değil; değişen basketbolu kendi prensiplerinin içerisine nasıl yerleştireceği.

En Büyük Sınav: Topu Paylaştırmak
Panathinaikos kadrosuna baktığımızda kalite problemi görmek mümkün değil.
Asıl problem, belki de kalitenin fazlalığı.
Guard rotasyonunda Kendrick Nunn, Sylvain Francisco, Kostas Sloukas ve Jerian Grant gibi topu elinde isteyen, hücumu yönlendirebilen ve karar verme sorumluluğu alabilecek oyuncular bulunuyor.
Forvetlerde Nigel Hayes-Davis ve Juancho Hernangomez gibi EuroLeague’in en üst seviyesinde karşılığı olan isimler var.
Uzun rotasyonunda ise Mathias Lessort, Guerschon Yabusele ve Moustapha Fall gibi birbirinden farklı özelliklere sahip önemli oyuncular bulunuyor.
Kağıt üzerinde baktığınızda müthiş.
Koç açısından baktığınızda ise işler biraz daha karmaşık.
Çünkü aynı anda sahaya beş kişi çıkıyor.
Obradovic’in ilk büyük sınavı bu nedenle rol dağılımı olacak.
Top kimde olacak?
Nunn ne kadar özgür oynayacak?
Sloukas’ın yaratıcı rolü nasıl korunacak?
Francisco hangi beşlerle kullanılacak?
Grant’in savunma ve oyun kurulumundaki rolü nasıl şekillenecek?
Hayes-Davis ile Juancho arasındaki dakika dağılımı nasıl olacak?
Lessort, Yabusele ve Fall arasında uzun rotasyonunun dengesi nasıl kurulacak?
Bunların her biri sezon içerisinde cevap bekleyen önemli sorular.
Bu kadar yüksek yetenek seviyesine sahip bir kadroda oyuncuların yalnızca rollerinin değil, sürelerinin de netleşmesi gerekiyor.
Çünkü herkes yıldız olabilir.
Ama herkes aynı anda yıldız rolünde oynayamaz.

Yıldızlardan Takım Yaratmak
Obradovic takımlarının en belirgin özelliklerinden biri her zaman takımdaşlık oldu.
Fenerbahçe döneminde bunu Türkiye’de çok net gördük.
Oyuncular birbirlerinin ne yapacağını biliyordu.
Sahadaki görev dağılımı belliydi.
Bir yıldızın kötü oynadığı gece başka bir oyuncu devreye girebiliyor, savunma standartları oyuncudan oyuncuya ciddi biçimde değişmiyordu.
Belki de Obradovic’in en büyük yeteneklerinden biri budur.
İyi oyuncuları aynı kadroda bulundurmak değil, iyi oyunculardan takım yaratmak.
Panathinaikos’ta bunu yeniden yapmak zorunda.
Üstelik bu kez kadrodaki ego ve yetenek seviyesi son derece yüksek.
EuroLeague’de önemli roller oynamaya alışmış, büyük kontratlara sahip ve kritik anlarda topu eline almak isteyen oyuncuların tamamını aynı hedef etrafında toplamak kolay olmayacak.
Obradovic ismi ve Panathinaikos tarihi doğal olarak büyük bir otorite oluşturuyor.
Fakat basketbol sahasında saygı tek başına yeterli değil.
Oyuncunun kendisine verilen role inanması gerekiyor.
Dakikasını kabul etmesi gerekiyor.
Bazı geceler 15 sayı atarken bazı geceler beş şut kullanabileceğini kabullenmesi gerekiyor.
Savunmada görevini yerine getirmesi gerekiyor.
Ve en önemlisi, bireysel yeteneğini takımın ihtiyacının önüne koymaması gerekiyor.
Obradovic’in gerçek sınavı belki de burada başlayacak.

Her Şey Mükemmel Görünürken...
Panathinaikos’a dışarıdan baktığınızda eksik bulmak gerçekten zor.
Avrupa’nın en güçlü kadrolarından biri.
Yenilenmiş OAKA.
Müthiş taraftar atmosferi.
Büyük bütçe.
EuroLeague’in en önemli yıldızlarından bazıları.
Ve kenarda Avrupa basketbol tarihinin en başarılı koçlarından biri.
Kağıt üzerinde bundan daha iyi bir tablo oluşturmak kolay değil.
Fakat basketbolun güzel tarafı da burada.
Kağıt üzerinde mükemmel görünen takımların parkede aynı mükemmelliği göstereceğinin garantisi yok.
Panathinaikos için sezonun temel sorusu kalite olmayacak.
Kalite zaten var.
Asıl soru denge.
Takım kimyası ne kadar sürede oluşacak?
Oyuncular rollerini ne kadar hızlı kabul edecek?
Obradovic mevcut kadronun güçlü taraflarını kendi sistemine ne kadar doğal biçimde adapte edecek?
Ve bütün bunlar yoğun EuroLeague takviminde ne kadar sürdürülebilir olacak?
Bu soruların cevapları Panathinaikos’un sezonunun yönünü belirleyecek.

Kral Yeniden Evinde
Her şeyden bağımsız olarak Zeljko Obradovic’in yeniden EuroLeague kenarında olacak olması Avrupa basketbolu açısından başlı başına değerli.
Onun Panathinaikos ile olan geçmişi düşünüldüğünde ise bu dönüş çok daha özel bir anlam taşıyor.
Yıllar önce OAKA’da Avrupa basketbolunun en büyük hanedanlarından birini kurdu.
Şimdi aynı salona geri dönüyor.
Ama bu kez önünde başka bir görev var.
Bir zamanlar kendi yarattığı mirası yeniden inşa etmeyecek.
Başka bir büyük koçun yeniden zirveye taşıdığı Panathinaikos’u devralıp bir sonraki seviyeye çıkarmaya çalışacak.
Belki de Obradovic’in kariyerindeki en ilginç meydan okumalardan biri tam olarak bu.
Çünkü kadro müthiş.
Salon hazır.
Taraftar hazır.
Beklentiler ise her zamankinden yüksek.
Şimdi sıra Obradovic’te.
EuroLeague’e tekrar hoş geldin, efsane.