İSTANBUL ÇIKARMASI
Türkiye, 2026-27 EuroLeague sezonunda Anadolu Efes, Fenerbahçe Tarfin ve Beşiktaş ile üç takımla temsil edilecek. Shane Larkin'in Fenerbahçe'ye, Mike James'in Anadolu Efes'e gelişi ve Beşiktaş'ın yıllar sonra EuroLeague sahnesine dönüşü, yeni sezonu Türk basketbolu adına son yılların en merak edilen dönemlerinden birine dönüştürüyor.
BURÇİN BADEM
Basketbolun içinde elli yılı devirince insan bazı şeylere biraz daha farklı bakıyor.
Artık yaz aylarında yapılan transferlere bakıp, “Vay be, nasıl kadro kurmuşlar!” demek yetmiyor.
Çünkü öğrendik... İsimler maç kazandırır ama takım olmak kupa kazandırır. 2026-27 EuroLeague sezonuna tam da böyle bakıyorum.
Bu sezon Türkiye, Anadolu Efes, Fenerbahçe Tarfin ve uzun zamandır o kapıyı zorlayan Beşiktaş ile EuroLeague’de üç takımla temsil edilecek. 20 takımlı organizasyonda üç Türk takımının bulunması başlı başına önemli.
Fakat sezon başlamadan beni asıl heyecanlandıran başka bir şey var. Türk basketbolunun son yıllardaki en önemli figürlerinden Shane Larkin artık Fenerbahçe’de ve onun boşalttığı koltuğa oturan adam... Mike James! Bundan daha güzel senaryo yazılır mı?
Sekiz Yıl Sonra Larkin...
Shane Larkin’in Anadolu Efes’ten ayrılışını normal bir transfer gibi değerlendirmek bana mümkün gelmiyor. Sekiz yıl aynı formayı giymiş bir oyuncudan bahsediyoruz.
Efes’in üst üste kazandığı iki EuroLeague şampiyonluğunun en önemli aktörlerinden biri.Bazı oyuncular vardır, sistem içerisinde oynarlar. Bazıları vardır, sistem onlar için kurulur. Bir de çok az sayıda oyuncu vardır ki sistem bozulduğu anda sistemin kendisi olur. Larkin bence üçüncü grupta. Ergin Ataman dönemindeki o muhteşem Efes’i hatırlayın.
Hücum tıkandı...
Top Larkin’e.
Rakip seri yaptı...
Top Larkin’e.
Son iki dakika...
Yine Larkin. Herkes ne olacağını bildiği hâlde çoğu zaman durduramadı. Şimdi aynı adam Fenerbahçe formasını giyecek. Üstelik Sarunas Jasikevicius’un takımında. İşte benim esas merak ettiğim yer burası.
Saras, Larkin’e Ne Yapacak?
Basketbol açısından sezonun en güzel laboratuvarlarından biri olacak. Bir tarafta inanılmaz yaratıcı bir guard. Diğer tarafta oyunun neredeyse her saniyesini kontrol etmek isteyen bir koç. Saras’ın basketbolunda tesadüflere fazla yer yoktur. Larkin’in basketbolunda ise bazen en güzel şeyler tam da planın dışına çıktığınızda olur. Peki bu ikisi nasıl buluşacak?Ben Saras’ın Larkin’i değiştirmeye çalışacağını düşünmüyorum. Tam tersine, onu daha ekonomik kullanacağını düşünüyorum.
Çünkü Fenerbahçe’nin elinde artık Larkin’e her hücumda topu teslim etmek zorunda kalmayacağı bir kadro var.
Wade Baldwin var.
Trent Forrest var.
Talen Horton-Tucker var.
Shavon Shields, Will Clyburn, Johnny Juzang var. Melli, Sertaç, Braxton Key, Chris Silva...
Kâğıt üzerinde her türlü basketbolu oynayabilecek kadar geniş, fiziksel ve yetenekli bir rotasyon. Bence burada kilit oyunculardan biri Baldwin olacak. Çünkü Larkin’i 30 dakika boyunca her hücumun başlangıç noktası yapmak yerine bazı bölümlerde Baldwin’e topu verip Shane’i topsuz kullanabilirseniz, rakip savunmaya çok başka bir problem çıkarırsınız.
Larkin’in perde çıkışı aldığı top... Close-out’a saldırdığı pozisyon... Savunmanın ikinci rotasyonunda yakaladığı boşluk... Bunların hepsi onun için açık saha kadar değerlidir.
Ve 34 yaşındaki Larkin’den 27 yaşındaki Larkin gibi her gece 35 dakika boyunca savunmayı delmesini istemek yerine, onu maçın kritik 15 dakikasında öldürücü hâle getirmek bana çok daha mantıklı geliyor.
Fenerbahçe bunu başarırsa Larkin transferinden yalnızca bir yıldız değil, şampiyonluk silahı kazanır.
Peki Efes Ne Yaptı?
Larkin’i kaybetti. Sonra dönüp Avrupa’nın belki de topla oynarken savunulması en zor guardlarından birini aldı: Mike James.İlk bakışta insanın aklına şu geliyor: Larkin gitti, Mike James geldi.
Hayır!
Bence Efes’teki değişiklik bundan çok daha büyük.
Efes yalnızca oyun kurucusunu değiştirmedi. Basketbol kimliğini değiştiriyor.
Mike James, Matthew Strazel, Dario Saric, Bruno Fernando, Collin Malcolm, Santi Yusta ve Fatts Russell yeni yapının parçaları. Jordan Loyd, Cordinier, Dozier, Ercan Osmani, Papagiannis ve Kai Jones gibi isimlerle birleştiğinde ortaya oldukça farklı bir Efes çıkıyor. Kulübün güncel kadrosu da bu büyük dönüşümü açıkça gösteriyor ve takımın başında Pablo Laso var.
Mike James ile Laso ilişkisi en az Larkin-Saras ilişkisi kadar ilgimi çekiyor. Çünkü Mike James’i anlatırken istatistiklere çok fazla ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Adamın basketbolunu yıllardır seyrediyoruz.
İstediği zaman sayı atıyor. Pick&roll oynuyor. Switch sonrası uzunu karşısına alıyor. Geri çekiliyor... Bir metre geriden üçlüğü gönderiyor. Savunmacı biraz yaklaşırsa ilk adımda geçiyor. Yardım gelirse pası çıkarıyor.
Yani savunmacı açısından bakarsanız: Allah kolaylık versin!
Ama Mike James’in kariyeri boyunca tartışılan mesele hiçbir zaman yeteneği olmadı.
Mesele şu: Mike James’in takımını mı kuracaksınız, yoksa Mike James’i takımınızın içerisine mi koyacaksınız? İkisinin arasında çok büyük fark var.
Laso’nun En Büyük Sınavı
Ben Pablo Laso olsam Mike James’in yeteneğini sınırlamaya kesinlikle çalışmam. Çünkü elinizde Picasso varsa “Çizgilerin dışına çıkma.” diyemezsiniz!Ama EuroLeague şampiyonluğu hedefleyen takımın her hücumunun da Mike James’in elinde başlayıp onun elinde bitmesine izin veremezsiniz.
İşte Laso’nun sezonu burada şekillenecek.
Strazel’i oyuna sokacak.
Loyd’u kullanacak.
Cordinier’yi açık sahaya çıkaracak.
Saric’in dış şut, pas yeteneğinden faydalanacak. Uzunları pick&roll’ün içine sokacak. Bütün bunların ortasında Mike James’e, “Maçı kazanma zamanı geldiğinde top senin,” diyecek.
Bu denge kurulursa Efes çok tehlikeli olur.
Kurulamazsa?
Mike James 25 atar. İstatistik kâğıdı şahane görünür. Efes maçı kaybeder. Basketbolda bu filmi daha önce çok seyrettik.
Larkin mi, Mike James mi?
Şimdiden tartışılmaya başlandı. Ben bu soruyu çok anlamlı bulmuyorum.Çünkü mesele hangisinin daha iyi basketbolcu olduğu değil.
Mesele: Hangisi takımını daha iyi hâle getirecek?
Larkin’in avantajı Fenerbahçe’de her şeyi yapmak zorunda olmaması.
Mike James’in avantajı ise Efes’in ona ihtiyaç duyduğu anda Avrupa’nın belki de en büyük bireysel hücum silahlarından biri olması.
Bir başka fark daha var.
Larkin Türkiye’yi biliyor.
Ligi biliyor.
EuroLeague’i biliyor.
İstanbul’u biliyor.
Deplasmanları biliyor.
Hakemleri bile biliyor!
Fenerbahçe’ye gelirken basketbol dışında öğrenmesi gereken neredeyse hiçbir şey yok. Mike James ise yeni bir organizasyona geliyor ama o da EuroLeague’i avucunun içi gibi biliyor.
Bu yüzden adaptasyon bahanesi iki oyuncu için de fazla geçerli olmayacak.
Top havaya atıldığında ikisinden de hemen sonuç beklenecek.
Ama Benim İçin Sezonun En Güzel Hikâyesi Başka...
Beşiktaş.Uzun zamandır EuroLeague kapısını çalıyorlardı. Şimdi kapıyı açıp içeri girdiler.
Beşiktaş yıllar sonra Avrupa basketbolunun en büyük sahnesinde... Beşiktaş’ın buraya “Bir bakalım ne olacak?” diye geldiğini düşünmüyorum.
Zaten kadro da bunu söylemiyor.
Scottie Wilbekin.
Furkan Korkmaz.
Jaylen Nowell.
DaQuan Jeffries.
Eugene Omoruyi.
Wenyen Gabriel.
Mady Sissoko.
David DeJulius.
Metecan Birsen...
Ve elde tutulan önemli oyuncular. Üstelik bütün bunların başında Dusan Alimpijevic var. Beşiktaş yönetiminin onun sözleşmesini 2027-28 sonuna kadar uzatması bence yazın en doğru kararlarından biri. Çünkü EuroLeague’e çıkarken takım değiştirebilirsiniz ama kimliğinizi değiştirmemelisiniz.
Beşiktaş Neyi Hedeflemeli?
Bence burada biraz frene basmak gerekiyor. Daha ilk sezondan FINAL FOUR konuşmak Beşiktaş’a iyilik olmaz. Ama diğer uçtan, “İlk senemiz, tecrübe kazanalım...” demek de Beşiktaş’a yakışmaz.EuroLeague’e gelmek için bu kadar uğraştıysanız, geldiğiniz zaman da rekabet edeceksiniz.
Beşiktaş yönetiminde olsam soyunma odasının duvarına ilk hedefi yazardım:
PLAY-IN.
İlk sezon için yeterince büyük ama ulaşılması imkânsız olmayan bir hedef. Çünkü bu kadro bazı geceler herkesi yenebilir. Ama EuroLeague’in acımasız tarafı zaten tek geceler değildir.
Perşembe Madrid’de oynayıp cuma sabaha karşı İstanbul’a döneceksiniz.
Pazar Türkiye Ligi maçı.
Salı tekrar EuroLeague.
Sonra çift maç haftası...
İşte EuroLeague burada başlıyor.
Mesele ilk beşinizin ne kadar iyi olduğu değil.
12’nci oyuncunuzun ne kadar hazır olduğu.
Beşiktaş’ın gerçek sınavı da burada olacak.
Bir de Tribün Gerçeği Var...
Ben oyunculuk, yöneticilik ve antrenörlük yaptım. Tribünün sahaya ne zaman gerçekten dokunduğunu az çok bilirim. Bazı salonlarda seyirci vardır. Bazı salonlarda ise seyirci oyunun içindedir.Beşiktaş’ın en büyük silahlarından biri bu olabilir.
EuroLeague’in yıldız oyuncuları İstanbul’a geldiklerinde daha ısınmaya çıkarken “Bu akşam rahat olmayacak.” hissini yaşamalı.
Rakip mola aldığında oyuncular birbirinin söylediğini duyamamalı.
Top rakip oyun kurucunun elindeyken tribün savunmanın altıncı adamı olmalı.
Bunu yapabilirler.
Beşiktaş taraftarının basketbol takımını sahiplenmesi hâlinde İstanbul’da çok can yakacaklarını düşünüyorum.
Ve sezon sonunda Beşiktaş 9’uncu olur, 10’uncu olur, 12’nci olur...
Bunların hepsi konuşulur.
Ama benim için daha önemli bir kriter var.
EuroLeague yönetimi, rakip kulüpler, oyuncular ve Avrupa basketbol kamuoyu sezon sonunda:
“Beşiktaş burada olmalı.” diyorsa... Beşiktaş ilk sezonunu kazanmıştır.
Türk Basketbolu İçin Fırsat
Bir de büyük resme bakalım.Üç Türk takımı EuroLeague’de. Bu ne demek?
Efes-Fenerbahçe.
Fenerbahçe-Beşiktaş.
Beşiktaş-Efes.
Rövanşlarıyla birlikte altı Türk derbisi.
Sadece sportif açıdan bakmayın.
Salonlar...
Televizyon reytingleri...
Sponsorlar...
Sosyal medya...
Gençlerin basketbola ilgisi... Avrupa’daki görünürlüğümüz...
Bunların tamamı için büyük fırsat.
Ama bu fırsatı sadece “EuroLeague’de üç takımımız var.” diye alkışlayarak harcamamak lazım. Türk basketbolunun artık başka bir meseleyi konuşması gerekiyor:
Bu başarıyı Türk oyuncusuna nasıl çevireceğiz?
Üç takımımız Avrupa’nın en büyük organizasyonunda oynarken Millî Takımımıza kaç yeni oyuncu kazandıracağız?
Kaç genç oyuncumuz bu seviyede gerçek dakika alacak?
Kaç Türk antrenör bu organizasyonların içerisinde yetişecek?
Benim için esas meselelerden biri de bu.
Çünkü milyonlarca euro harcayıp dünyanın en iyi oyuncularını Türkiye’ye getirmek muhteşem bir şey.
Larkin’i seyretmek güzel.
Mike James’i seyretmek güzel.
Wilbekin’i, Clyburn’ü, Shields’ı seyretmek güzel.
Ama on yıl sonra dönüp baktığımızda Türk basketboluna ne bıraktığımızı da sormak zorundayız.
Son Top...
Fenerbahçe bana göre kâğıt üzerinde FINAL FOUR’un en ciddi adaylarından biri.Larkin doğru kullanılırsa Saras’ın elindeki hücum problemlerinin önemli bölümünü çözer.
Efes yeniden yapılanıyor.
Mike James-Laso birlikteliği tutarsa bu takımın tavanını tahmin etmek kolay değil.
Beşiktaş ise diğer ikisinden farklı bir hikâye yazıyor.
Onların önce EuroLeague’e kendilerini kabul ettirmeleri gerekiyor. Ama bazen sporda en tehlikeli takım, kaybedecek en az şeyi olan takımdır. Beşiktaş’ın biraz da bu cesaretle oynamasını bekliyorum.
Ve itiraf edeyim... Yeni sezonu uzun zamandır bu kadar merakla beklemiyordum. Bir tarafta Larkin sarı-lacivert formayla eski takımına karşı... Diğer tarafta Mike James Efes formasıyla...
Bir tarafta Saras...
Diğer tarafta Laso...
Ve yıllardır EuroLeague hayali kuran Dusan liderliğinde Beşiktaş ilk kez o ışıkların altında.
Senaryo hazır.
Oyuncular hazır.
Salonlar dolacak.
Artık konuşmayı bırakıp topu havaya atma zamanı.
Çünkü yıllardır söylediğim gibi: Basketbol kâğıt üzerinde değil, parke üzerinde oynanıyor. Hepimize bol basketbollu, bol heyecanlı ve mümkünse üç Türk takımını da sonuna kadar izleyebileceğimiz bir EuroLeague sezonu diliyorum.